Dunkirk
Ortalama puan
4,0
399 Puanlama

54 Kullanıcı yorumları

5
11 Eleştiri
4
17 Eleştiri
3
12 Eleştiri
2
5 Eleştiri
1
3 Eleştiri
0
6 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
M. Enes Oğuz
M. Enes Oğuz

1 değerlendirme Takip Et!

4,0
23 Temmuz 2017 tarihinde eklendi
"Hayatta Kalmakta Kahramanlıktır" dedirten bir Christopher Nolan Realist Gerilim Filmi

Dunkirk'ü bir Christopher Nolan hayranı olarak eğrisiyle doğrusuyla eleştirmek istiyorum. Filme gitmeden önce şunu bilmelisiniz ki, bu Nolan'ın da dediği gibi bir savaş filminden öte eve gitmeye çalışan askerlerin hikayesidir. Dunkirk Tahliyesi olayını okuduğumuzda da göreceğimiz senaryo filmden farksız değildir. Nolan istese harika bir savaş filmi de çekerdi ama burada gerçek bir hikayenin sinemaya uyarlanmış hali var elimizde. Ve eğer sizde buna bir savaş filmi beklentisiyle değil de Dunkirk Tahliyesi beklentisiyle giderseniz salondan filmin daha fazla etkisi altında kalmış bir şekilde ayrılacağınıza eminim.

Görüyorum ki katı olumsuz yorumların bir kısmı "bu savaş filmi gibi değil" tarzında ama aslında tam bir savaş filmi gibi sadece savaşa farklı bir bakış açısı kazandırmış. Evet filmin gerçekliğine dair antikahraman bir kaçış var, kanlı, vahşi bir savaş filmi değil. Daha çok psikolojik olarak incelenmiş.

Nolan özgün bir kişiliktir ve senaryoları da karakterinin getirdiği özgünlükle karmaşıktır. Klasik savaş filmindeki gibi karakterlerin aileleri, aşkları ve bekleyenlerinin olmamasına hayran kaldım. Nolanın realistik yapısını hep beğenmişimdir.

Film görsel açıdan mükemmel ama öyküdeki, alttan alta sahaya sürülen gereksiz kahramanlık tonları ‘Başyapıt‘ olmasını engelliyor.
Evet, ses kurgusu, görüntü yönetmenliği (Hoyte Van Hoytema) görsel efekt yerine görsel mimarlık harikası sunuyor bizlere. Ve özellikle müzik "o nasıl bir savaş gerilim müziğidir ki insanı adeta içine çekiyor. Yılın En İyi Film Müziği bu olmalı." (Hans Zimmer)
Ama ‘Dunkirk’ün problemi şu: Kurduğu ve bize yaşattığı cehennemî atmosfer başlarda çok etkileyici, sarsıcı ama bir süre sonra büyü bozuluyor ve hikâye uzadıkça etki azalıyor. Çünkü felsefe ve anti-militarizm bir noktadan sonra kenara çekiliyor ve Nolan, özellikle havada geçen İngiliz ve Alman uçaklarının ‘it dalaşları’yla aksiyona yükleniyor.

spoiler: Hikâye anlatımı 3 bölüme ayrılmış durumda; Havada geçen bir saate, karada geçen bir haftaya ve denizde geçen bir güne odaklanıyor. Öne çıkacak başrol karakterlerden ziyade havada anlatılan öykünün figür karakteri Tom Hardy (Farrier), karada Kenneth Branagh (Bolton), denizde Mark Rylance (Dawson) hayat veriyor. Ve bir asker yada komutan olmayan gönüllü, tecrübeli Dawson amcamız filmde nadir konuşmalar içerisinden en beğendiğim şu repliği bize sunuyor: -Gitmek zorunda değilsin sen yaşlısın. -Savaşı benim yaşındakiler çıkardı neden gençleri göndereyim ki?


Sanırım Nolan'dan bu tarz sevdiğimiz replikler, akıcı diyaloglar alamadığımız için bizleri tam manasıyla kesmiyor. En önemlisi de özdeşleşebileceğimiz, onun adına endişenebileceğimiz bir karakter olayı bulunmuyor. O yüzdendir ki filmden ilk çıkarken biraz suratımız asık çıkmış, bunları özümsemeden önyargıyla eleştirmiş olabiliriz. "Gemiden atla başka gemiye bin" sekansları filmin kısa süresini çekilmez yapmış diyenleri de duydum.

Ama asıl takıldığım konu; Nazi düşman hattı, maalesef bir çatışma filmi gibi karşımıza çıkmıyor. Hatta İngilizlere yardım etmiş Fransızlara dahi fazla yer verilmiyor. Birde üstüne üstlük Fransızların yardımıyla kurtulduktan sonra İngiliz Komutan Bolton, filmin sonlarında "siz gidin ben Fransızları kontrol edeceğim" tarzında artistik politik bir gafa imza atıyor.

Realist baktığımızda ise film yaşanmış bir öykü ve sahneler stüdyoda yeşil perdelerin önünde değil olayın bilhassa yaşandığı kumsalda, deniz üstünde gerçek savaş gemileri, Spitfire'lar ve patlayan bombalarıyla, doğru yaştaki tecrübesiz genç oyuncuları ve de savaş teçhizatlı 6000 figüran askerle çekilmiş. Oyuncuların da dediği gibi saf panik, korku ve çok büyük savunmasızlık var. Her yerde keklik gibisin.
Zaten filmin olayı köşeye sıkışmış askerlerin savaşmadan hayatta kalarak kurtulmaları. Zaman ve mekanın daraldığı anlar... Gerilimin doruklara ulaşmasının asıl kaynağı da bu diyebiliriz.

Dunkirk özellikle büyük ve ağır IMAX kameralarla o devasa görüntüler eşliğinde tamamiyle gerçekçilikle çekilmiş. Ayrıca kurgu ve uyarlama üstadı Christopher Nolan'ın gerçek bir hikayeyle çekilmiş ilk filmi. Zaten Nolan'da "böylesine büyük bir yükün altına elimizi soktuk ama başarıp başaramayacağımız açısından ilk başta kaygılanmıştık, izleyicilere vermek istediğim asıl unsur; gerçeklikti" diyor. Ordaymış gibi hissetmedik değil.

Filme vasat diyemeyiz. Aksine vasat bir öyküyü her türlü eleştiriye rağmen böyle kullanabilen bir yönetmen de tanımıyorum. Hani denizden babanız çıksa yiyin lafı varya bunun benzeri Nolan filmleri içinde geçerli.
Dunkirk'ün üzerimizde bıraktığı her şeyden sıyrılıp genel açıdan Nolan'ın en iyi filmi diyebilmemiz için Inception, The Prestige, Interstellar, Memento ve TDK üçlemesini gözden çıkarmamız gerekir ki bunun olanağı dahi yok. Daha iyisi gelmezse yılın en iyi filmi olabilir ama asla Nolan'ın en iyi filmi bu olamaz.

Nolan hep aklımızı yordu şimdi ise psikolojimizi...
Bunca eleştiriye rağmen beni hayatımda ilk defa bir filme yorum yazmaya teşvik ettiğin ve de koca bir günümü aldığın için alacağın olsun Nolan! 8.3
Alp T.
Alp T.

Takipçi 441 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
22 Temmuz 2017 tarihinde eklendi
Durun bir saniye, derin bir nefes almama izin verin... Filmi dün soluksuz izlemiş olmama rağmen hala etkisindeyim de... Christopher Nolan'ın onuncu uzun metrajlı filmi olan Dunkirk, II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen sıra dışı Dunkirk tahliyesini anlatıyor ve 400.000 askerin düşmanlar yüzünden Dunkirk sahilinde kapana kısılmalarını ve evlerine ulaşmak için verdiği mücadeleye odaklanıyor. Ve Nolan da bu hikayeyi 3 farklı perspektiften anlatıyor; karada bulunan askerler, Dunkirk'e yardım için giden denizciler ve havadan savaşan pilotlar.

Nolan, her yeni filmi ile bambaşka türlere değinip ustaca bir sonuç çıkarmayı başaran nadir yönetmenlerden. Bir düşünsenize, süper kahraman filmlerini Kara Şövalye Üçlemesi ile daha eşsiz bir tona, Inception ve Memento gibi filmler ile tamamen özgün işlere, Yıldızlararası ile bilimkurgu alanında daha önceden hiç yapılmamış şeylere ve hatta Insomnia ile harika bir detektiflik hikayesine kalkıştı ve hepsinin de sonucu başarılı oldu. Fakat Dunkirk, Nolan'ın en zorlu işi. Çünkü Nolan'ın önceki filmlerinin türleri hep yeni fikirlere açıktı ve yapılacak şeylerin limiti neredeyse sınırsızdı. Ama Dunkirk ise bir savaş filmi. Ve onlardan tonlarca var. Saving Private Ryan, Hacksaw Ridge, Apocalypse Now... Siz sayın. Eğer Nolan tamamen özgün bir film yapmaya çalışıyorsa, savaş filmleriyle ilgili anlatılabilecek yeni bir şey ne kaldı ki?

Şu ana kadar çekilmiş bütün savaş filmleri, daha çok bu durumun içinde bulunan bir karaktere odaklanıp seyirciye; "Umarım o karaktere bir şey olmaz" dedirtmeye çalışıyordu. Bunun en yeni ve güçlü örneğini Hacksaw Ridge'de izlemiştik. Dunkirk ise daha önceden hiç yapılmamış bir şeyi yapıyor ve karakterlerinden ziyade savaşın kendisine odaklanmaya çalışıyor. Bazılarınız için bu bir sorun olabilir.

Şahsen, benim de filmle ilgili tek sorunum bu aslında; karakterleri pek fazla umursamamanız. Bazen film olaylara birkaç karakterin bakış açısından yaklaşmaya çalışıyor ve siz de tam olarak onlarla bir bağlantı kuramadığınız için aranızda bir soğukluk oluşuyor. Fakat bu sorun, Dunkirk için aynı zamanda bir artı. Karakterler hakkında pek bir şey bilmemek, filmin ilerleyişini hiç etkilemiyor bile. Çünkü eğer filmde karakterler hakkında illaki bir şeyler bilmek isteseydik, büyük ihtimalle ortaya böyle saçma bir diyalog çıkardı:
"-Merhaba! Benim adım John, senin adın ne?
-Benim de Henry. Nasıl gidiyor?
-Ne yapalım işte, her yerde bombalar patlıyor. Ben de muhabbet açmak istedim.
-Aynen ya, memleketin neresi?
-Ailecek İngiltere'de oturuyoruz. 2 çocuğum var ama bölgedeki bütün düşmanlar her evi yıktığı için evsizler. Eşim de hemşire olarak çalışıyor.
-Çok üzüldüm, umarım bir çaresini bulursun. Ben de bu sırada bize saldırmaya çalışan uçaklara ateş edeceğim."

Karakterler ile ilgili sıkıntınızı anlayabiliyorum (dediğim gibi, benim filmle ilgili tek ufak sorunum bundan kaynaklanıyor). Ama Nolan'ın görüşünü de çok iyi anlıyorum. Dunkirk, bildiğiniz savaş filmleri gibi ilerlemiyor. Filmin başında bir karakter ile tanışıp onun yolculuğuna dahil olmuyorsunuz. Hatta tam tersi, bir karakterden ziyade siz kendiniz bu durumun içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Çünkü filmin ne bir girişi ne de belli bir finali var, savaş ile başlayıp savaş ile bitiyor film. Ve Dunkirk başlar başlamaz, olayın içine "şıp" giriyorsunuz ve bitene kadar da çıkamıyorsunuz. Bu yüzden Nolan, bu filmde resmen kendisini aşmış.

Dunkirk hakkında en çok sevdiğim şey, ne kadar gerçekçi hissettiriyor oluşu. Daha önceden hiç bu kadar gerçeğe yakın bir savaş filmi izlememiştim. Nolan, bu filmi olayın yaşandığı gerçek mekanda çekmiş ve bu sırada da gerçek gemiler ve uçaklar kullanmış. Ve buradan çıkan sonuç beni gerçekten etkiledi. Üstelik bu konuda filmin süresinin ve yaş sınırının da büyük bir etkisi var.

Dunkirk filmini izlemeden önce çoğu kişinin, filmin 108 dakikalık kısa süresiyle ve aldığı 13+ yaş sınırıyla ilgili bir sorunu vardı. Çünkü genelde epik savaş filmleri ve Nolan'ın filmlerinin süresi hep 2 saatten daha fazla olur. Ve savaş filmlerinin hep kanlı olması gerekir.

Dunkirk, bu klişelere başvurmadan sizi etkilemeyi başaran bir yapım. Önce süreyi ele alalım. Şahsen, Dunkirk için bundan daha uygun bir süre seçilemezdi. Çünkü eğer daha uzun olsaydı bayıcı, daha kısa olsaydı da istenilen duygusal havayı veremezdi. Bu konuda verebileceğim en iyi örnek, Michael Bay'in Pearl Harbor filmi. Bu film tam 181 dakika uzunluğundaydı ve özellikle de ilk yarısı umursamadığınız klişe karakter hakkındaydı. Eğer Pearl Harbor'dan ilk 80 dakika çıkıp film direk savaş sahnesi ile başlasaydı, sonuç çok daha etkileyici olurdu. Dunkirk de aynen bunu yapıyor işte. 108 dakika boyunca soluksuz bir şekilde ilerleyen ve Saving Private Ryan'ın nefes kesici açılış sahnesinin arka arkaya oynatılmış versiyonu gibi hissettiren bir sonuç çıkıyor ortaya.

Ve yaş sınırına gelecek olursak... Savaş filmleri, savaşın korkutucu ortamını hep kanlı cesetlerle ve yoğun şiddet sahneleri ile yaratmaya çalışıyor. Dunkirk ise buna ihtiyaç duymadan savaşın korkutucu havasını yansıtıyor, psikolojik bir şekilde. Filmi izlediğiniz sırada kendinizi bu olayın içindeymişsiniz gibi hissettiğiniz için ana karakterlerin ne olduğunu bilememe duygusunu ve ölümle burun buruna gelme hissini onlarla birlikte yaşıyorsunuz. Üstelik filmde uçakların patlama şeklinden saldırı sahnelerine kadar her şey çok gerçekçi ilerlediği için sonuç gerçekten de korkutucu bir hale geliyor.

Bunun dışında film buna pek odaklanmasa bile performanslar oldukça başarılıydı. Benim için filmde en çok ön plana çıkan kişi, Mark Rylance'dı. Ayrıca Cillian Murphy, Kenneth Branagh, Tom Hardy'nin göz bebekleri (adama sürekli maske giyen roller denk gelmesi gerçekten de ilginç) ve şaşırtıcı derecede Harry Styles, gerçekten de güçlü performanslar sergilemişler.

Ama Hans Zimmer'dan da bahsetmemek olmaz. Nasıl oluyor bilmiyorum ama ne zaman Zimmer ile Nolan bir araya gelse, ortaya akıl almaz bir iş çıkıyor. Dunkirk de yoğun bir şekilde müzikten güç alan bir film ve Zimmer her zamanki gibi döktürmüş. Filmi izlerken Zimmer'ın müziği kalbinizin daha hızlı atmasına sebep oluyor. Özellikle de son 40 dakikada iyice heyecanlandığımı belirtmeliyim.

Bu arada gerçekten değinmek istediğim önemli bir konu var ve eleştirinin bu kısmında biraz spoilera değineceğim. Hayır, kimin ölüp kimin yaşadığından veya yaşanan epik bir sahneden bahsetmeyeceğim. Bahsedeceğim şey, filmi izlerken Nolan'ın zaman dilimine eklemiş olduğu ve çoğunuzun gözünüzden kaçacağı bir şey. Bu ufak detay, Nolan'ın filme koyduğu detayları gösteren şeylerden birisi. Her neyse, gelecek paragraf Dunkirk için ufak spoiler içeriyor.

spoiler: Filmin özetinde Dunkirk'ün 3 farklı perspektiften hikayesini anlattığını söylemiştim: Karadaki askerler, yardıma koşan denizdeki denizciler ve havadaki pilotlar. Bu konuda en çok ilgimi çeken şey, filmin başında sırasıyla 1 hafta, 1 gün ve 1 saat olarak zamanları sıralaması. Fakat bu film, düzgün bir zaman sıralamasında ilerlemiyor. Karada olan olaylar 1 hafta içerisinde gerçekleşirken denizde yaşananlar, karadan 1 gün ve uçakta yaşananlar ise bundan da 1 saat sonra gerçekleşiyor. Size 2 örnek vereyim: Cillian Murphy'nin karakteri Mark Rylance'ın teknesine bindikten sonra; "Dunkirk'e geri dönmem, oraya gidersek ölürüz" diyor ve film birden bire gündüzden gece vaktine geçiyor. Askerlerin sığındığı geminin batışından sonra ana karakterin bir tekneye binmeye çalışmasını ama birisinin onu engellediğini görüyoruz. Ve o kişi de, Cillian Murphy'nin ta kendisi. Bu arada 1 gün mü yoksa 1 hafta mı zaman farkı var tam çözemedim ama Nolan, kesinlikle filmin aralarına böyle ufak şeyler serpiştirmiş, bundan %100 eminim. Ayrıca bir diğer sahnede de Tom Hardy'nin karakteri, uçtuğu sırada birkaç askerin batan bir gemiden yüzerek ayrıldığını görüyor. Ve o gemi de, karadaki askerlerin bulduğu ve yabancıların üzerinde atış pratiği yaparak batırdığı geminin aynısı. Gerçekten de başarılı bir detay. Dunkirk'ün sıradışı bir savaş filmi olması yetmiyormuş gibi bir de böyle detaylar da var filmin içinde. Bu da Nolan'ın koyduğu emeği daha çok takdir etmemi sağladı.


Kısacası Dunkirk, bildiğiniz savaş filmlerinden birisi değil. Karakterlerden ziyade bu yaşanan olayın kendisine odaklanarak sizi de olayın içindeymiş gibi hissettiriyor ve askerlerin yaşadığı psikolojik etkiyi size de yansıtıyor. Dunkirk, olabilecek en gerçekçi savaş ortamını yaratmayı başarmış. Ve sevseniz de, sevmeseniz de, sinemada yaşayacağınız nadir ve eşsiz deneyimlerden birisi. Mükemmel müzikleri, oyunculukları, prodüksiyon dizaynı ve son derecede heyecanlı sahneleri ile görülebilecek en büyük ekranda görülmeyi hak ediyor. Nolan'ın en iyi filmi değil belki ama kesinlikle onun en takdir edilesi işi. Bu yılın en iyi filmlerinden birisi. İyi seyirler.

Not: Eğer merak ediyorsanız, Nolan filmleri için sıralamam şöyle (ama bütün filmlerine yeniden göz atmaya başladığım için listenin zaman içinde değişme ihtimali çok yüksek):

1- Interstellar / Yıldızlararası
2- The Dark Knight / Kara Şövalye
3- Inception / Başlangıç
4- The Prestige / Prestij
5- The Dark Knight Rises / Kara Şövalye Yükseliyor
6- Dunkirk
7- Batman Begins / Batman Başlıyor
8- Memento / Akıl Defteri
9- Insomnia / Uykusuz
10- Following / Takip

FİLMİN İYİ YANLARI:

+ Nolan'ın kusursuz yönetmenliği.

+ Olabilecek en gerçekçi savaş ortamının yansıtılmış olması.

+ Bir anlığına bile düşmeyen tempo.

+ Hans Zimmer, sinematografi ve oyunculuklar.

+ Hikayesinin altında yatan, fark edilmeyecek detaylar.

FİLMİN KÖTÜ YANLARI:

- Karakterleri pek fazla umursamamanız.

TOPLAM PUAN: 9.2/10
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler