En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
SafaLfidan27
Takipçi
142 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
25 Nisan 2026 tarihinde eklendi
Film başlarda sıkıcı ilerliyor ne olacaksa olsun artık diyorsunuz ama belli bir yerden sonra meraklı işleyişi sizi içine çekmeye başlıyor. Gizem ile gerilimi dozunda denilebilir, ayrıca ırkçılık konusuna da iyi dikkat çekilmiş ve oyunculuklarda pek fena değildi. ()
Film farklı konusuyla ilk yarısı sakin ve durağan bir şekilde ilerlerken, ikinci yarısı daha aydınlatıcı ve sürükleyici bir hal alıyor. Aşırı bir gerilim veya korku beklemeyin. Bir kaç yerinde iyi kullanılmış dozunda bir gerilimi ve verdiği ip uçlarıyla kendini merakla izleten bir yönü vardı. Irkçılık konusu güzel işlenmiş. Oyunculuklar ise ortalama.. İzleyin bir şans verin derim.
Türü farketmeksizin sinema, hayatın kendisi gibi, zaman zaman klişe zaman zaman ters köşe olunca güzel. Bu film de öyle. Irkçılıktan çok insanın içindeki şeytani duyguları anlatan bir film. Daniel Kayuula (Chris ) başarılı oyunculuğu ile karakteri içselleştirip hemen bağ gerilimi iyi yaşatıyor , Büyükbabanın Hitler'in önünde siyahi sporcuya yenilmesinin bir intikam tohumu oluşturması gibi öğeler filmin alt yapısını sağlamlaştırıyorspoiler: .Ancak bir kaç nokta var ,Chris ve sevgilisinin evin dışında ormanda dolaştığı zamanlarda yine açık havada büyük boy fotoğrafıyla açık artırma yapılması biraz saçma geldi. Görme engelli sanat simsarının operasyona alınması olayında bir hekimden danışmanlık alınsa film daha oturaklı olacaktı. Orada gülüp gerilimden çıktım. Doktor Bay Armitage bir beyin ameliyatına girerken steril eldivenlerini takıyor ve sonra o eldivenlerde maskesini yüzüne takıyor, kırmızı kadife bir kutudan steril ameliyat malzemelerini çıkarıyor bu biraz amatör geldi,. Chris'in kendini hipnozdan korumak için kulaklarına pamuk tıkaması güzel bir düşünce ama koltuğun pamukları saman sarısı , kulağından bembeyaz bir pamuk çıkıyor , kulağına nasıl yerleştirdiği de muamma. [spoiler] Chris aile katliamı yaparken polisin ruhunun duymaması da biraz kolaya kaçılmış gibi geliyor. Chris in arkadaşı filme bir sıcaklık ve umut katıyor ama son sahnede biraz gökten inmiş gibi olmuş.[/spoiler] Betty Gabriel (Georgina ) in aynı sahnede bir kaç saniye içinde ruh durumunu yüz ifadesi ile o kadar güzel sahnelemiş ki tadından yenmez. Genel olarak zevkli bir film, ayrıntılar ne kadar çok olursa film bana o kadar güzel geliyor. İzlenir .
Adam ilk gece hipnoz edildiğini biliyor ve evde bir takım tuhaflıklar olduğunu bilmesine rağmen koz arkadaşı hiçbir şeyin farkında değil ve durumu ona ciddi anlayamıyor yani ırkçılığı çok güzel işleyen bir film
Filmi çok geç izledim genelde korku, gerilim tarzı izlemem ama film o kadar güzel işlenmiş ki yorum yazmadan edemedim. İzlemek istememdeki 1. Neden oscar almış olması. Filmi izlerken korkmuyormusunuz ama gerilimi sonuna kadar hissediyorsunuz. İzleyiciyi çok güzel tatmin etmişler son sahneler de en iyi 100 listeme yazdım. Şiddetle tavsiye ederim.
hayatımda gördüğüm en iğrenç film ne gerilim ne de korku adına bir şey var emirhan şafak diye bi arkadaşım tavsiye etti o da emirhan takva dan duymus 2 saat sizi bosa kitledi tek iyi yanı beyaz kızın sonda ölmesi
Eğer ki filmin başında ki o şerefsiz çocuk ölmese idi filme 1 puan verecektim. Öldüğünde tamam dedim. ama bu tip ruh değiştirme ve eve gelen birinin evden kaçmalı maceraları olduğu filmleri görmüştüm. Bana hafif klişe geldi.
Onun dışında filmin ırkçılığı işleme şekli ve başlangıçta ki göndermeleri filmi kültleştirmiş olabilir.
filmin konusu işleyişi sürekleyişi mükemmel ilk dakikalar biraz durgun geçebilir ama ilerledikçe sizi merak basıyor oyunculuklar müthiş izlenilmesi gereken bir film
Bu filme korku olarak bakacksanız bakmamanızı öneririm. Çünkü filmde korku namına birşey bulamazsınız. Hatta ilk 1 saat gayet sıradan geçiyor ve ne oluyorsa son 45 dk, hatta son 15 da zirveye çıkıyor. Konu harika işlenmiş son yarım saatte biraz gerilim mevcut, korku filmi olarak açıp izlemiştim ama çok farklı bir film olarak çıktı karşıma, bu durumdan da gayet memnunum. Bence izlenmesi gereken hoş bir film olmuş.
yorumlara bakarak satın alarak izledim verdiğim ücret komik bi rakam fakat boşa geçen tekrar geri gelmiyor :) saçma sapan bir film konu desen yok sonuna kadar anlamlı birşey olacak diye bekledim sonunu bağladıkları yer çok absurt oldu bu filmi beyenenlere bu kdr oy almasına anlam veremedim
“Get Out”, senaryosunu da kaleme alan Jordan Peele’nin yönetmen koltuğunda oturduğu ilk (debut) uzun metrajlı sinema filmi…
Yapımcıları arasında, korku ve gerilim sinemanın “dahi çocuklarından” Jason Blum’ın da bulunduğunu görür görmez de her zaman olduğu gibi herhangi bir tereddütte kapılmadan izleme programımıza dahil ettiğimiz bir film oldu “Get Out” …
Ki bittiğinde, yanılmadığımızı da bir kez daha fark ettik…
Hani zaten ortaya 4,5 milyon dolar koyarak çektikleri ve yazdığı “ters köşe” hikayesi ile Peele’ye “En İyi Özgün Senaryo” kategorisindeki Academy Ödülünü de kazandıran bu film, gişede brüt 255,4 milyon dolarlık bir hasılat rakamına da ulaşmış…
Gelin isterseniz, biraz daha yakından bakalım filmimize…
Film Edgewood isimli bir bölgede, o an için anlamlandıramadığımız bir biçimde, “beyaz” bir otomobilden inen maskeli birinin karanlıkta yürümekte olan Afro – Amerikan kökenli bir erkeği darp ederek kaçırdığı sahneler ile start alır…
Henüz izlememiş olanlardan ricamız, söz konusu bu “beyaz” otomobili akıllarının bir köşesine kaydetmeleri olacak…
Derken konu aniden “romantizme” dönüşüverir…
Bu kez karşımızda, hafta sonunu geçirmek üzere çıkacakları yolculuğa hazırlanan “Afro – Amerikan” Chris Washington (Daniel Kaluuya) ve çok geçmeden kapıda biten sevgilisi “beyaz” Rose Armitage (Allison Williams) vardır…
Rose’un niyeti, beş aydır birlikte oldukları Chris’i “gözlerden uzak” bir yerde yaşamakta olan annesi ve babası ile tanıştırmaktır…
Gitmekte oldukları SUV aracı yolda Rose kullanırken Chris, yakın dostlarından havalimanında özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta olan Rod Williams’ı (Lil Rel Howery) arar ve üçünün de içinde olacakları son derece samimi bir sohbet ortamı oluşur…
Yani göründüğü kadarıyla şimdilik her şey tam anlamıyla yolunda gitmektedir…
Üstelik bu durumu, karşıdan karşıya geçmek üzere yola fırlayan bir geyiğe çarparak ölümüne yol açmaları ve sonrasında telefonla aradıkları için gelen ırkçı tavırlara sahip polis memuru Ryan’ın (Trey Burvant) davranışlarının bozmasına da izin vermezler…
Zaten güler yüzle karşılandıkları, Armitage’ların “malikane yavrusu” evlerine de varmışlardır sonunda artık…
Psikolog anne Missy (Catherine Keener) ve beyin cerrahı baba Dean (Bradley Whitford) oldukça sempatik davranmaktadırlar…
Hatta Dean Chris’e evi gezdirirken:
1936 olimpiyatlarında Hitler’in önünde altın madalya kazanan Jesse Owens’a eleme turlarında kaybeden atlet babası Roman’ın (Richard Herd) gençlik fotoğrafını gösterirken, kendilerine ev işlerinde yardımcı olan Georgina (Betty Gabriel) ve bahçıvanlıkla uğraşan Walter’ın (Marcus Henderson) kalma nedenlerinden de bahseder…
Elbette aynı Dean, ırkçı olmadığını üstüne basa basa vurgulayarak Chris’in “güvenini kazanma” işini tam anlamıyla garantiye almak için en sevdiği ABD Başkanının Obama olduğunu söylemeyi de ihmal etmez…
Çok geçmez ve Rose’un “sevimsiz” erkek kardeşi Jeremy’de (Caleb Landry Jones) gelince Armitage ailesi “tamamlanmış” olur…
Dikkat ederseniz “dörtlendi” değil de “tamamlandı” dedik…
İsterseniz aklınızın bir diğer köşesine de bu detayı kaydedin…
Gece uykusu kaçtığı için sigara içmek üzere bahçeye çıkan Chris, Walter ve Georgina’nın oldukça garip davranışlarına tanık olur…
Missy’de uyanıktır ve kendisiyle oturması için Chris’i çalışma ofisi olarak kullanmakta olduğu odaya davet eder…
Aslında en başından beri Missy’nin niyeti, sigara bıraktırma bahanesi ile Chris’i hipnotize ederek kontrolünü ele geçirmektir…
Ve ne yazık ki, Chris gafil avlandığı için bunu başarır da…
Artık Chris için kâbus dolu saatlerin başlayacağı anlar gelmiş de çatmıştır filmde…
Hele görme engelli sanat galerisi sahibi Jim Hudson (Stephen Root) ile karşılaşarak konuşacağı hafta sonu partisi de bir başlasın…
İşte o andan itibaren de, Jack Finney’in aynı isimli “bilim – kurgu” ve “korku” romanından (1954) üretilen “Invasion of the Body Snatchers” filmlerinin bambaşka bir versiyonu ile karşı karşıya olduğunuzun ayırdına varacaksınız…
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.