Ortalama puan
3,9
201 Puanlama
5
6 Eleştiri
4
16 Eleştiri
3
7 Eleştiri
2
4 Eleştiri
1
3 Eleştiri
0
2 Eleştiri
Sırala
Filtrele:
Hepsi
Filmin finalini çok karmaşık yapmışlar. Film guruları bile biraz anlamakta güçlük çekebilir. Başta süper giden akıcılığı finalde bozmuşlar sanki. Bir yere bağlanmamış gibi dursa da aslında film bir yere çoktan bağlanmış oluyor siz finali seyrederken. Ana tema aç gözlü insanların, paylaşmaması sonucu aç kalan kesimin mücadelesi anlatılıyor. En üst tabakada ki insanlar zengin aşağıya doğru inerken fakirleşen halk. Ama herkes kendini düşünüyor. Hele zenginler elimdeyken ne kadar çok alırsam o kadar iyidir felsefesi ile aşağı kattakileri ölüme terkediyor. Oysa ki paylaşsalar, bazen fedakarlık yapsalar kimse aç kalmayacak herkes doyacak ve o hapishaneden daha kısa sürede kurtulacak. Tıpkı dünyada zenginlerin bu hayatı paylaşarak yaşanabilecek bir ortam haline getirmek elindeyken daha fazlasını istediği için dünyayı cehenneme çevirmesi gibi bir ortam...
Ağır ilerleyen bir film ama güzel, konusu biraz ağır gelebilir, herkese hitap etmeyebilir. Ağır gerilim sevenlere tavsiye ederim
Özgürlük adı altında sunulan kapitalist sistemin insan doğasının en vahşi yönlerini metaforik bir dille bile olsa kör göze parmak dercesine ortaya seren sürükleyici, güzel bir film. Bu sistemde kimse erdemini koruyamaz. Üst katlarda olan karnını tıka basa doyurup alttakileri aşağılamaktan haz duyarken, alt katta aç kalanlar yeter ki yaşayayım ötesi yok diyerek karşısındakini öldürüp yemek niyetine yiyor. İnsan böyle bir cehenneme nasıl düşer?
Filmi yorumlarken dış dünyadaki yaşadıkları ortamı da düşünmek gerekir. Goreng’in sorgu odasındaki nizami düzen, İmogouri’nin kıyafeti, aşçıların çalışma şekline bakacak olunursa dışardaki düzen oldukça katı görünüyor. Taksirli ölüme sebep olan Trimagasi’ye dışardaki sistem deli hastanesi veya delik seçeneğini sunuyor. Katı cezalandırma yoluyla dışarda da saat gibi işletilmek istenen bir sistem var. Bunun diğer bir örneği yine aşçılardaki mükemmel ürünler çıkarma çabasıdır. Dışarıyla ilgili diğer bir ipucu diploma meselesi. Trimagasi Goreng’in 6 ay kendi rızasıyla kalması karşılığında kendisine diploma verilmesinden rahatsız oluyor ve kendisinin iki tane hak etmesi gerektiğini düşünüyor. Bu diploma belki bir çeşit statü, belki bir çeşit özgürlük sağlayan bir nesne fakat her neyse dışardaki hayatı kolaylaştıran önemli bir araç olduğu kesin.
Bu baskıcı ortamda yaşayan kişiler deliğe gönüllü veya gönülsüz girebiliyorlar fakat tam olarak neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlar. Goreng içeriye sigarayı bırakmak, Don Kişot okumak ve diploma almak için giriyor. Aslında oldukça masum görünüyor fakat içerde bu kadar vahşi bir ortamla karşılaşacağını bilseydi tercih eder miydi? Deliğe insan bulmak için son 8 yıldır mülakat yapan İmoguiri de içerde neler döndüğünü bilmiyor. İçerde spontan dayanışma denilen bir şeyin gerçekleşeceği bilgisi dışında bir malumatı yok. İmogouri kanserinin iyileşemeyeceğini anlayınca yardım etmek için deliğe girmeye karar vermiş. Peki, böyle bir sistemin varlığından nasıl kimsenin haberi olmaz? Filmde Trimagasi dışarıya oda arkadaşının çıktığını söylüyor. Deliğe girenlerde içerinin koşullarını bilmediklerine göre dışarıya çıkmaya hak kazananlar ya öldürülüyor ya da Trimagasi yalan söylüyor; her iki durumda da çıkan sonuç şu ki sistemin kölesi olmaktan kurtulmazsınız.
Dışarının baskıcı ortamından deliğe geçiş yapanlara sisteme uymaları koşulu ile her türlü serbestlik tanınmış. Aşağıdakinin yüzüne dışkılamaktan, insan eti yemeğe kadar her türlü özgürlük. Ancak en yukardakiler bile mutlu değil. Yukarıdaki katlarda karakterin uygun değilse karnını doyurduktan sonra amaçsızlaşıp intihar edebiliyorsun. Eğer birisini öldürecek yüreğin yoksa aşağıda da uzun süre yaşayamazsın. Dışardaki baskıcı sistemin de etkisiyle insanların beyinleri öylesine yıkanmış, öylesine örgütlü düşünceden uzaklaşmış ki yemeğini paylaşmayı düşünmek bile komünistlik suçlamasına maruz kalmana neden oluyor.
Bana kalırsa tek başına yukarıya mesaj taşımaya çalışmanın yukarısı için hiçbir anlamı yok. Onlardan mesaj karşılığında bir medet ummak alt sınıf psikolojisinin ve ezilmişliğin farklı bir yansımasıdır. Nerdeyse 50. Kattan sonra insanlar birbirlerini öldürmeye başlıyor. Muhtemelen her ay en az yüz kişinin ölmesi beklenen bir şeydir. Yukarıya verilecek en iyi mesaj herkesin yettiği kadar yemesini sağlayıp insanların katlarını değiştirmeye geldiklerinde kimsenin ölmediğini görmeleridir. Goreng ve Baharatın ilk amacı içerde düzen sağlamaya odaklanmak olmalıydı. Hem mutluluğu hem de insan olmanın değerlerini çok az bir şans da olsa sağlayabilirlerdi. En azından Goreng bunu başlattı ve mesihvari görevini tamamladı. Yine de umudu kaybetmemeli. Kendisinde Don kişot olmaktan fazlasını gören bir lider mutlaka bunu başaracaktır.
Filmi yorumlarken dış dünyadaki yaşadıkları ortamı da düşünmek gerekir. Goreng’in sorgu odasındaki nizami düzen, İmogouri’nin kıyafeti, aşçıların çalışma şekline bakacak olunursa dışardaki düzen oldukça katı görünüyor. Taksirli ölüme sebep olan Trimagasi’ye dışardaki sistem deli hastanesi veya delik seçeneğini sunuyor. Katı cezalandırma yoluyla dışarda da saat gibi işletilmek istenen bir sistem var. Bunun diğer bir örneği yine aşçılardaki mükemmel ürünler çıkarma çabasıdır. Dışarıyla ilgili diğer bir ipucu diploma meselesi. Trimagasi Goreng’in 6 ay kendi rızasıyla kalması karşılığında kendisine diploma verilmesinden rahatsız oluyor ve kendisinin iki tane hak etmesi gerektiğini düşünüyor. Bu diploma belki bir çeşit statü, belki bir çeşit özgürlük sağlayan bir nesne fakat her neyse dışardaki hayatı kolaylaştıran önemli bir araç olduğu kesin.
Bu baskıcı ortamda yaşayan kişiler deliğe gönüllü veya gönülsüz girebiliyorlar fakat tam olarak neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlar. Goreng içeriye sigarayı bırakmak, Don Kişot okumak ve diploma almak için giriyor. Aslında oldukça masum görünüyor fakat içerde bu kadar vahşi bir ortamla karşılaşacağını bilseydi tercih eder miydi? Deliğe insan bulmak için son 8 yıldır mülakat yapan İmoguiri de içerde neler döndüğünü bilmiyor. İçerde spontan dayanışma denilen bir şeyin gerçekleşeceği bilgisi dışında bir malumatı yok. İmogouri kanserinin iyileşemeyeceğini anlayınca yardım etmek için deliğe girmeye karar vermiş. Peki, böyle bir sistemin varlığından nasıl kimsenin haberi olmaz? Filmde Trimagasi dışarıya oda arkadaşının çıktığını söylüyor. Deliğe girenlerde içerinin koşullarını bilmediklerine göre dışarıya çıkmaya hak kazananlar ya öldürülüyor ya da Trimagasi yalan söylüyor; her iki durumda da çıkan sonuç şu ki sistemin kölesi olmaktan kurtulmazsınız.
Dışarının baskıcı ortamından deliğe geçiş yapanlara sisteme uymaları koşulu ile her türlü serbestlik tanınmış. Aşağıdakinin yüzüne dışkılamaktan, insan eti yemeğe kadar her türlü özgürlük. Ancak en yukardakiler bile mutlu değil. Yukarıdaki katlarda karakterin uygun değilse karnını doyurduktan sonra amaçsızlaşıp intihar edebiliyorsun. Eğer birisini öldürecek yüreğin yoksa aşağıda da uzun süre yaşayamazsın. Dışardaki baskıcı sistemin de etkisiyle insanların beyinleri öylesine yıkanmış, öylesine örgütlü düşünceden uzaklaşmış ki yemeğini paylaşmayı düşünmek bile komünistlik suçlamasına maruz kalmana neden oluyor.
Bana kalırsa tek başına yukarıya mesaj taşımaya çalışmanın yukarısı için hiçbir anlamı yok. Onlardan mesaj karşılığında bir medet ummak alt sınıf psikolojisinin ve ezilmişliğin farklı bir yansımasıdır. Nerdeyse 50. Kattan sonra insanlar birbirlerini öldürmeye başlıyor. Muhtemelen her ay en az yüz kişinin ölmesi beklenen bir şeydir. Yukarıya verilecek en iyi mesaj herkesin yettiği kadar yemesini sağlayıp insanların katlarını değiştirmeye geldiklerinde kimsenin ölmediğini görmeleridir. Goreng ve Baharatın ilk amacı içerde düzen sağlamaya odaklanmak olmalıydı. Hem mutluluğu hem de insan olmanın değerlerini çok az bir şans da olsa sağlayabilirlerdi. En azından Goreng bunu başlattı ve mesihvari görevini tamamladı. Yine de umudu kaybetmemeli. Kendisinde Don kişot olmaktan fazlasını gören bir lider mutlaka bunu başaracaktır.
"Ulan bu adam ne demek istiyor acaba?" diye uzun uzun düşünüp kafa yormak istemiyorsanız, "düz bir film izleyip geçeyim'", diyorsanız, asla izlemeyin. Kan ve vahşetten ve igrençlikten başka birşey yok.
bir mesaj vermek istiyorsan hayvanlaşmana gerek yok, insan gibi çek filmini eyyy senarist yönetmen vs.:) izlemeyin yav
bir mesaj vermek istiyorsan hayvanlaşmana gerek yok, insan gibi çek filmini eyyy senarist yönetmen vs.:) izlemeyin yav
Seni o platform arası katlarda öyle bir sarsıyor ki.. gerçekliğin , farkındalığın soğuk yüzü ile kendine geliyorsun film bitiminde.. yani inşallah geliyorsunuzdur. Çünkü anlamak ve farkındalık kişiye özel bir durum. Anlayası yoksa bir insanın, farkındalığı yoksa eğer, 'bu ne diyor abi' modunda hayal ütopyasında yaşıyorsa film onun için basit sadece bir film olacaktır.. beni anlayanlara iyi seyirler, anlamayanlara sevgiler..:)
Ya bu neydi yaa mükemmel bi film. Farklı değişik enteresan. Ve alt metin çook dolu sonuda apayrı güzel ha çok tatmin etmedi o ayrı bişey ama film gerçekten izlenmeli...
Senaryosu, David Desola ve Pedro Rivero tarafından yazılan “El hoyo / The Platform”, yönetmen koltuğunda oturan Galder Gaztelu-Urrutia’nın ilk uzun metrajlı sinema filmi…
Dünya prömiyeri, 6 Eylül 2019’da Toronto Uluslararsı Film Festivalinde (TIFF) yapılan bu filmi, ayrıntılı bir incelemeye başlamadan önce kısaca, gırtlağına kadar ödüle boğulan G. Kore’li “Gisaengchung / Parasite”in (2019) 20 Mart 2020 tarihinde Netflix tarafından gösterime sunulan İspanyol versiyonu olarak tanımlayabiliriz…
Ziya aynı “yoksullar”, her nedense yine yoksulluklarının kaynağını bularak ortadan kaldırmayı akıl etmek yerine, önce bir diğer yoksulun hakkını, ardından da canlı canlı birbirlerinin yiyerek tüketmekle meşgul vahşiler biçiminde sergileniyorlar…
Hani utanmasa, sözüm ona solcu takılan bu seviyesiz "k...m" liberalleri, Afrika’da açlıktan ölenleri de, gereğinden fazla tüketen açgözlü ve obur fakirlere bağlayacaklar…
Aynen içinde bulunduğumuz şu korona virüs salgını günlerinde, gelirleri ancak onlara yettiği için makarna, un, bulgur ve maya gibi karbonhidrat ağırlık ürünleri biraz daha fazla almak üzere marketleri dolduranlarla, “Makarna Covid – 19’u öldürüyor muymuş?” diyerek alay etmeye çalışan avanak lümpenler gibi…
Bütün bu sıraladıklarımızı, Nevzat Evrim Önal, soLhaberportalı’ndaki 06 Nisan 2020 tarihli, “Yoksullar birbirinin etini yer mi? Platform filmi üzerine…” isimli (muhakkak okumanızı da önereceğimiz) makalesinde:
“Çünkü düzen kendisini ideolojik olarak sağlama almak için daima yoksul emekçiler ile orta sınıf arasına bir ideolojik duvar çekmek zorunda. Bu yüzden aydınlanmış orta sınıfa, ezilen emekçileri sadece yoksul değil yoksulluğu içinde canavarlaşmış, insanlıktan çıkmış ve onların konforlu yaşantısına tehdit arz eden tipler olarak gösteriyor. Bunun hayli alçakça bir örneğini Joker’de görmüştük, Platform da aşağı kalmıyor” olarak tanımlamış…
Aslında filmin başrol karakteri Goreng (Ivan Massagué), yaşanan haksızlıkları bir süre köşesinde sessizce izledikten sonra, katlar arasında anlaşma yapılarak yiyeceklerin paylaşılması gerektiğini söyler söylemez, hapishane hücresinden hiçbir farkı olmayan “kat” arkadaşı Trimagasi (Zorion Eguileor) tarafından “komünist” olmakla itham ediliyor…
Ki, bu kendisine yapılan ilk önemli uyarı…
İkinci, “ağır ol, kafa karıştırma” dercesine yapılan (daha çok bir öneri niteliğindeki) bir diğer uyarıysa, bu işin baskı, zor yahut da ayaklanma yöntemi ile değil ancak kendiliğinden (spontane) oluşacak bir dayanışma ile sağlanabileceğini ifade eden 25 yıllık eski bir platform yönetimi çalışanı olan (ve gerçekte aktif birer suç ortağı olup, Nazi'lerin işledikleri insanlık suçlarından haberdar olmadıklarını iddia eden Almanlar gibi) Imoguiri’den (Antonia San Juan) geliyor…
Her ne kadar, (seninki de farklı olmaz denilircesine) eline yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot kitapçığı tutuşturulmuş olan Goreng, “Değişim asla kendiliğinden olmaz” derken bunu, “Örgütlü bir mücadele”nin gerekliliği ile tamamlayamadığı için tüm çabaları boşa düştüğü gibi Baharat (Emilio Buale) ile birlikte kalkıştığı devrimci olamayan (ve bu yüzden de sonuçsuz kalan) müdahale de anlamını yitiriyor…
Yorumumuzu yine:
“ ’Bu düzen, yoksullar birbirini yediği için ayakta duruyor’ iddiası bu dünyadaki kötülükleri toptan emekçilerin, ezilenlerin sırtına yükleyen ve sefaletin, sömürünün, tüm acıların gerçek sorumlularını gizleyen bir yalan. Bu yalanın ‘insanlar kendilerini karantinaya almadığı için Koronavirüs yayılıyor’dan pek farkı yok” diyen Nevzat Evrim Önal’dan yapacağımız alıntı ile noktalayalım…
Belki, yine klasik bir laf olacak ama diğer yorumlarımızda olduğu gibi “spoiler vermeden” yazılmayanları yazmaya, anlatılmayanları anlatmaya, söylenilmeyenleri söylemeye çalıştığımız bu son derece özgün satırlar, filme ilişkin aydınlatıcı tespitler toplamımız olsun…
Sonuç olarak, kendi değerlendirme sistemimiz içinde, yaptığı “yanlı ve yanıltıcı analiz” nedeniyle puan olarak 2 verdiğimiz bu film için önerimiz de çok büyük bir beklentiye girmeden ve uyarılarımızı da dikkate alarak, “bir şans da siz verebilirsiniz” şeklinde olacak…
Keyifli seyirler…
Son bir not:
Yorumu yazdığımız "1 Mayıs"ın anlam ve önemine de uygun olarak, çok daha doğru ve evrensel bir "sınıfsal sinema yorumu" için yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı bir Kemal Sunal filmi olan, “Köşeyi Dönen Adam”ın (1978) sansürlenerek kesilen sahnelerine bir göz atmanızı önereceğiz…
Dünya prömiyeri, 6 Eylül 2019’da Toronto Uluslararsı Film Festivalinde (TIFF) yapılan bu filmi, ayrıntılı bir incelemeye başlamadan önce kısaca, gırtlağına kadar ödüle boğulan G. Kore’li “Gisaengchung / Parasite”in (2019) 20 Mart 2020 tarihinde Netflix tarafından gösterime sunulan İspanyol versiyonu olarak tanımlayabiliriz…
Ziya aynı “yoksullar”, her nedense yine yoksulluklarının kaynağını bularak ortadan kaldırmayı akıl etmek yerine, önce bir diğer yoksulun hakkını, ardından da canlı canlı birbirlerinin yiyerek tüketmekle meşgul vahşiler biçiminde sergileniyorlar…
Hani utanmasa, sözüm ona solcu takılan bu seviyesiz "k...m" liberalleri, Afrika’da açlıktan ölenleri de, gereğinden fazla tüketen açgözlü ve obur fakirlere bağlayacaklar…
Aynen içinde bulunduğumuz şu korona virüs salgını günlerinde, gelirleri ancak onlara yettiği için makarna, un, bulgur ve maya gibi karbonhidrat ağırlık ürünleri biraz daha fazla almak üzere marketleri dolduranlarla, “Makarna Covid – 19’u öldürüyor muymuş?” diyerek alay etmeye çalışan avanak lümpenler gibi…
Bütün bu sıraladıklarımızı, Nevzat Evrim Önal, soLhaberportalı’ndaki 06 Nisan 2020 tarihli, “Yoksullar birbirinin etini yer mi? Platform filmi üzerine…” isimli (muhakkak okumanızı da önereceğimiz) makalesinde:
“Çünkü düzen kendisini ideolojik olarak sağlama almak için daima yoksul emekçiler ile orta sınıf arasına bir ideolojik duvar çekmek zorunda. Bu yüzden aydınlanmış orta sınıfa, ezilen emekçileri sadece yoksul değil yoksulluğu içinde canavarlaşmış, insanlıktan çıkmış ve onların konforlu yaşantısına tehdit arz eden tipler olarak gösteriyor. Bunun hayli alçakça bir örneğini Joker’de görmüştük, Platform da aşağı kalmıyor” olarak tanımlamış…
Aslında filmin başrol karakteri Goreng (Ivan Massagué), yaşanan haksızlıkları bir süre köşesinde sessizce izledikten sonra, katlar arasında anlaşma yapılarak yiyeceklerin paylaşılması gerektiğini söyler söylemez, hapishane hücresinden hiçbir farkı olmayan “kat” arkadaşı Trimagasi (Zorion Eguileor) tarafından “komünist” olmakla itham ediliyor…
Ki, bu kendisine yapılan ilk önemli uyarı…
İkinci, “ağır ol, kafa karıştırma” dercesine yapılan (daha çok bir öneri niteliğindeki) bir diğer uyarıysa, bu işin baskı, zor yahut da ayaklanma yöntemi ile değil ancak kendiliğinden (spontane) oluşacak bir dayanışma ile sağlanabileceğini ifade eden 25 yıllık eski bir platform yönetimi çalışanı olan (ve gerçekte aktif birer suç ortağı olup, Nazi'lerin işledikleri insanlık suçlarından haberdar olmadıklarını iddia eden Almanlar gibi) Imoguiri’den (Antonia San Juan) geliyor…
Her ne kadar, (seninki de farklı olmaz denilircesine) eline yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot kitapçığı tutuşturulmuş olan Goreng, “Değişim asla kendiliğinden olmaz” derken bunu, “Örgütlü bir mücadele”nin gerekliliği ile tamamlayamadığı için tüm çabaları boşa düştüğü gibi Baharat (Emilio Buale) ile birlikte kalkıştığı devrimci olamayan (ve bu yüzden de sonuçsuz kalan) müdahale de anlamını yitiriyor…
Yorumumuzu yine:
“ ’Bu düzen, yoksullar birbirini yediği için ayakta duruyor’ iddiası bu dünyadaki kötülükleri toptan emekçilerin, ezilenlerin sırtına yükleyen ve sefaletin, sömürünün, tüm acıların gerçek sorumlularını gizleyen bir yalan. Bu yalanın ‘insanlar kendilerini karantinaya almadığı için Koronavirüs yayılıyor’dan pek farkı yok” diyen Nevzat Evrim Önal’dan yapacağımız alıntı ile noktalayalım…
Belki, yine klasik bir laf olacak ama diğer yorumlarımızda olduğu gibi “spoiler vermeden” yazılmayanları yazmaya, anlatılmayanları anlatmaya, söylenilmeyenleri söylemeye çalıştığımız bu son derece özgün satırlar, filme ilişkin aydınlatıcı tespitler toplamımız olsun…
Sonuç olarak, kendi değerlendirme sistemimiz içinde, yaptığı “yanlı ve yanıltıcı analiz” nedeniyle puan olarak 2 verdiğimiz bu film için önerimiz de çok büyük bir beklentiye girmeden ve uyarılarımızı da dikkate alarak, “bir şans da siz verebilirsiniz” şeklinde olacak…
Keyifli seyirler…
Son bir not:
Yorumu yazdığımız "1 Mayıs"ın anlam ve önemine de uygun olarak, çok daha doğru ve evrensel bir "sınıfsal sinema yorumu" için yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı bir Kemal Sunal filmi olan, “Köşeyi Dönen Adam”ın (1978) sansürlenerek kesilen sahnelerine bir göz atmanızı önereceğiz…
İçerisinde bolca subliminal mesaj barından , düşündüren , akıllarda fazlaca soru işareti oluşturan bir filmdi.Korku , şiddet sahneleri iğrençti .erotizm de katışları anlamsızdı.Benim de izleciye mesaj veren sahnelere ek olarak aklıma gelenler şunlar oldu : Kanserli hasta ve delik kayıt görevlisi rolündeki kişi bana cinsiyet değiştirmiş biri gibi geldi.bir de bir sahnede bahara'nın suratına pisliyen adam sureten venezuela başkanı mudoro'ya çok benziyordu ...yönetmen ya da ispanyollar mudaroyu sevmiyor anlaşılan.
.Filmin başında Goreng bulunduğu platformun üstünde sürekli aşağıya ona bakan uzun kır saçlı şahıs kii temsil ediyordu bilemedim.Tekerlikli sandalyedeki bilge kişi , onun sandalyesini süren pankçı , Gorengin Baharatla aşağıya inerken çok alt katlardaki yaşlı , sakin kadınlar ?....bunları çözemedim ...platformun direksiz havada hareketini de kimse sorgulamamış .. o da işin okus pokusu sanırım ...gaz verildikten sonra mahkumları ya da denekleri kim farklı platformlara taşıyor ? burası da sır kalmış ..
the grey , el hoyo gibi filmler semavi dinler ile alay eden ateizm propagandası yapan filmler gibi geliyor bana .Cenneti , cehennemi , ahireti , şeytanı , hz.İsa'yı , mehdiyi aklınca ti'ye alıyorlar.
Bir de ben böyle izlerken hayalle gerçeği ayıredemediğim filmlerden ve sahneleden nefret ediyorum.
neticede film beni sadist cinayetleri , bol kırmızı ve kanlı sahneleri, cevapsız gizemleri ile etkiledi.
.Filmin başında Goreng bulunduğu platformun üstünde sürekli aşağıya ona bakan uzun kır saçlı şahıs kii temsil ediyordu bilemedim.Tekerlikli sandalyedeki bilge kişi , onun sandalyesini süren pankçı , Gorengin Baharatla aşağıya inerken çok alt katlardaki yaşlı , sakin kadınlar ?....bunları çözemedim ...platformun direksiz havada hareketini de kimse sorgulamamış .. o da işin okus pokusu sanırım ...gaz verildikten sonra mahkumları ya da denekleri kim farklı platformlara taşıyor ? burası da sır kalmış ..
the grey , el hoyo gibi filmler semavi dinler ile alay eden ateizm propagandası yapan filmler gibi geliyor bana .Cenneti , cehennemi , ahireti , şeytanı , hz.İsa'yı , mehdiyi aklınca ti'ye alıyorlar.
Bir de ben böyle izlerken hayalle gerçeği ayıredemediğim filmlerden ve sahneleden nefret ediyorum.
neticede film beni sadist cinayetleri , bol kırmızı ve kanlı sahneleri, cevapsız gizemleri ile etkiledi.
Cok guzel mesajlar barındıran izlerken ayrıntıları atlamayacaginiz bir film.
Hiç beyenmedim saçma sapan bir iğrenç bir film boşa zaman kaybi 10 üzerinden 0 puanim filmde bir seyler olucak diye bekliyorsunuz ama sonuç hüsran kesinlikle gereksiz bir film
Filmin finali büyük ölçüde yanlış anlaşılıyor. Filmin son kısmı sandığınız gibi asıl final değil, filmin içindeki başka bir sahne asıl final.Hatırlıyor musunuz filmin bir kısmında şef, o panna cotta'dan kıl çıktı diye kızıyordu aşçılara, o panna cotta Goreng ve Baharat'ın mesaj niyetine gönderdiği panna cotta'nın ta kendisi. Şef mesajı anlamıyor ve aşçılarına "kıl düşürmüşsünüz o yüzden yememişler" diye kızıyor. Kıl düşme sahnesi boşuna mı koyuldu zannediyordunuz? O sahne, asıl final işte."Ama panna cotta'yı kız yemişti? Kızı mesaj olarak göndermemişler miydi?" diyorsanız filmin son kısımlarının hayalden ibaret olduğunu anlamamışsınız.Miharu'nun kızı sandığımız kişi aslında yok, sadece bir hayalden ibaret. Delik'e girecekleri içeri almakla sorumlu olan kadın Imoguiri'nin dediğini hatırlarsanız Miharu Delik'e tek başına gelmişti. Yalnızdı, zaten 16 yaşından küçük kimse de giremiyordu. Miharu, Goreng'in hayatını kurtarmıştı ama Goreng onu kurtaramadı, ölümüne engel olamadı. Bundan dolayı pişmanlık duydu ve onun deli olmadığına, gerçekten kızını arayan masum biri olduğuna inanmak istedi. Bundan dolayı hayalinde çocuğun gerçek olduğuna inandı. Bunu Goreng'in rüyasında Miharu ile seviştiğini gördüğünden dolayı ondan hoşlandığı ve bu yüzden deli olduğuna inanmak istemediği ile de açıklayabiliriz. Filmin son kısımları büyük ölçüde Goreng'in hayalinden ibaret.Gerçekte olanlar ise;-Yukarıya sadece panna cotta çıktı.-Baharat kan kaybından öldü.-Goreng, Baharat'ın öldüğünü görünce panna cotta'yı mesaj olarak gönderdi ve çok büyük ihtimalle kendisi de kısa bir süre sonra kan kaybından öldü. Mesajını göndermenin rahatlığı ile öldü, ancak insanoğlu uslanmaz olduğundan onu sadece "kıl düşmüş" diye yemediğini zannettiler. Mesaj, yalan oldu.Goreng'in öldüğünü ve en alt katın ahiret metaforu olduğunu söylemek güç değil, zira Trimagasi de oradaydı.Filmdeki İncil göndermelerini de yabana atmamak lazım. Goreng'in Delik'teki hayatı hem Hz. İsa'nın hayatına, hem kapitalist sağcı sistemlerin gerçek yüzüne parmak basıyor. Filmdeki her olayı hem Hz. İsa'nın hayatıyla hem de günümüz kapitalist sistemlerindeki hayatla bağdaştırılabiliyor. Tam anlamıyla bir başyapıt.Bu sadece bir teori tabi, ama bana en mantıklı gelen bu, o şefin kıl sahnesindeki yiyecek ile mesaj olan yiyeceğin aynı olduğunu göz önüne alınca bundan başka bir mantıklı açıklama bulamıyorum.
Ben bu filme 5/5 veririm neden mi arkadaş? Çünkü bu zaman kadar böyle film görülmedi. Bu kadar güzel, bu kadar akfa karıştırıcı bir film varmı? Herkes yeteri kadar yese kimse aç kalmaz mesajı da gerçekte çok iyi verilmiş. Ayıca aslında 333 kat olmadığı, gördükleri kız vs. halisülasyon olduğu ve ayrıca beni en çok etkileyen kısım olarak aslında filmin sonunu yani mesajın ulaşıp ulaşmadığını filmin ortasında göstermişler ama hiçbirşey anlamamışız:) Kesinlikle izleyin kafanızı çalıştırın, düşünün..:)
Tam anlamıyla EF-SA-NE bir film. İçinde bolca rahatsız edici görüntüler var , o yüzden böyle şeyler sevmiyorsanız baştan uyarayım. Bir çok mesaj içeren dolu dolu bir film.
Güzel bir konusu var gerçekten orijinal filmlerde ki her ayrıntı mükemmeldi tek bir konuda sıkıntı çektim öyle bir bitiş olmamalıydı 2. film gelecek gibi bitti ama bilmiyorum
çok değişik bir film. Bazı izleyicilere hitap etmeyebilir. tavsiye ederim.....
- En son Beyazperde eleştirileri
- En İyi Filmler
- Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler