Sırat
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
4,5
Muhteşem
Sırat

Çölün Ortasında Denizi Aramak

Yazar: İdil Hazal Acar

Sinema bazen sadece bir hikâye anlatmaz; sizi fiziksel olarak bir yerden alır ve ruhsal bir arafta bırakır. Fransız asıllı İspanyol yönetmen Oliver Laxe’in, 2025 Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve eleştirmenleri ikiye bölen yeni filmi "Sırat", tam olarak bu beklentinin karşılığını veriyor. Daha önce "Mimosas" ve "Fire Will Come" ile sinema dilindeki poetik sertliğin ilk işaretlerini veren Laxe, bu kez bizi Fas’ın uçsuz bucaksız çöllerinde, bas seslerinin yeri göğü inlettiği bir tekno-partinin yani “rave”in ortasına, dünyanın sonuna davet ediyor.

MUBI

Film, adını İslami eskatolojide cennet ile cehennem arasında bulunduğunda inanılan kıldan ince Sırat Köprüsü'nden alıyor. Hikâye ise orta sınıfın normalliğini temsil eden Luis’in (Sergi López) oğlu Esteban’la birlikte (Brúno Nuñez Arjona), aylardır kayıp olan kızı Mar’ı (İspanyolca’da “deniz” anlamına gelir) aramak için Fas’ın derinliklerindeki bir rave partisine gelmesiyle başlıyor. Ancak bir "kayıp aranıyor" dramı gibi başlayan film, çok geçmeden başka bir aksa ilerliyor. Parti sürerken hiçliğin ortasından çıkagelen askeri birlikler, raver’lara bölgede başlamakta olan yeni bir savaş olduğunu bildirir ve topluluğu dağıtır. Burada katılımcıların çoğunun AB vatandaşı olması, filmin adı olan “Sırat” köprüsünü bir kez daha anımsatır. Hepsi beyaz olan particiler isterlerse derhal Arap ve siyahi askerlerin kullandığı zırhlı araçların refakatiyle Avrupa’ya (temsili bir cennet) götürülebilir ya da bu filmin kahramanları gibi savaşın tarumar ettiği cehennem benzeri bir coğrafyada kalmayı seçebilir. Her iki durumda da rave partisi yaşanabilecek olasılıkların köprüsü niteliğindedir.

Luis kızını ararken raver’lardan Moritanya’daki çölde başka bir parti daha yapılacağını öğrenir. Bu yüzden askerlerin partiyi dağıtmasının ardından, kaçan bir grubu takip ederek dönüş kafilesinden ayrılır. Takip ettiği ekip Luis’i çölün tehlikeleri ve küçük arabasının bu yolu kat etmeye elverişli olmadığı konusunda uyarsa da, aklında kızını bulmaktan başka bir düşünce olmayan Luis bu uyarıları ciddiye almaz. Önde iki dev karavan, arkada ise Luis’in küçük arabası zorlu çölleri ve dağ yollarını aşmaya başlarlar. Geçen süre zarfında Luis ve Esteban, bu çılgın ve sert görünümlü particilerin dünyasına dahil olmaya başlar. Bu insanların hiç de dünyayı boş vererek kendini eğlenceye atan kişiler olmadığını kısa zamanda fark ederler. Hepsi dikkat çekici ölçüde yaralı (öyle ki içlerinden ikisi ampute), hayata küskün ve acılarını müzikte bile değil, sadece ritimde ve dansta unutan bir uyumsuzlar topluluğudur. Aile olarak birbirlerini seçen, birbirlerine tutunan bu insanlar, Luis ve Esteban’a da beklenmeyecek ölçüde şefkatlidir.

Yolun başlarında Luis’in küçük arabası, önceden yapılan uyarıları doğrularcasına bazı sıkıntılar yaşar. Fakat zorlu bir dağ tırmanışında beklenmedik, korkunç bir kaza yaşanır. Bu kazanın detaylarını anlatarak spoiler vermek istemem, ancak o ana kadar tatlı bir yol hikayesi gibi ilerleyen film, buradan itibaren bir kez daha aks değiştirerek inanılmaz karanlık bir tona bürünüyor. Yaşanan kazanın ardından ne ekibin ne de Luis’in eskisi gibi olması mümkün değildir. Artık amaç partiye gitmek değil, bir an önce yardım bulmaktır. Fakat hiçbir yerleşimin olmadığı bir çölde yardım bulma imkanı da yoktur. Parti ekibi, buldukları terk edilmiş eşyaların arasında bir telsizle seslerini duyurmaya çalışırken, Luis ise yaşananların acısıyla kendisini çöle vurur. Saatlerce yürür, takati kesilip yere yığılıncaya kadar…

Gözünü açtığında yanında yine yeni dostlarını bulur. Acıyla baş etmenin en iyi yolunu bilen dostlarını… Luis’in yanına ses sistemlerini kurarlar ve çölün ortasında sesi sonuna kadar açarak dansı başlatırlar. Bir kez daha dünyayla baş etmenin yolu dans olur. Bu kez onlara kafası iyi olan Luis de katılır. Hep birlikte unutmak için dans ederler. Gerçeği anlayana dek bu dans sürer. Ama acımasız dünya bir kez daha onları uyandırır ve gözlerini açar. Hiçliğin ortasında dans ettikleri bu yer mayınlı arazidir ve kurtuluş imkânsız gibi görünmektedir. O anda Schrödinger’in Kedisi'ne dönüşürler. Hala nefes alıyor olsalar da, attıkları ilk adımda ölecekleri için zaten artık yaşamıyorlardır. Ayrıca çölde etraflarının mayınlarla çevrilmiş olmasının yaşattığı sıkışmışlık, adeta Afrika’nın da dört bir yanının savaşlarla çevrili olmasının ve başka bir sahnede göreceğimiz göçebelerin yaşadığı sıkışmışlığın bir metaforudur.

MUBI

Gerçeklik ve Kurgu Arasındaki Çizgi

Laxe’in sinemasının en güçlü yönlerinden biri, profesyonel olmayan oyuncularla kurduğu organik bağdır. Kadrodaki tek büyük profesyonel isim, Luis karakterine muazzam bir çaresizlik ve metanet katan usta oyuncu Sergi López. Diğer karakterlerin çoğu; vücutlarındaki dövmelerden, güneşin kavurduğu yara izlerine kadar gerçek rave kültürünün içinden gelen, "kendilerini oynayan" isimler. Bu tercih, görüntü yönetmeni Mauro Herce’nin kanyon duvarlarını ve insan tenini aynı dokuda birleştiren kadrajlarıyla birleşince, gerçek ile hakikat arasındaki sınır tamamen buharlaşıyor.

Filmin bir diğer başrol oyuncusu ise kesinlikle müzik. Besteci Kangding Ray’in imzasını taşıyan o gizemli, yeri sarsan baslar; filmi izlemekten ziyade "hissedilen" bir deneyime dönüştürüyor. Filmde de vurgulandığı gibi, Laxe seyirciye şunu anlatmak istiyor: "Dinlemeyi bırak, dans et." Yani filmi mantığınla analiz etmeye çalışma, o dünyaya gir! Bunu da hem kaza sahnesiyle hem de mayınlı bölgedeki danstan sonra yaşananlarla gerçekten mümkün kılıyor.

Filmin ortasında yaşanan ve seyircinin soluğunu kesen o malum trajedi, anlatıyı bir yol hikâyesinden çıkarıp, varoluşsal bir kabusa sürüklüyor. Her şeyin elinizden alınması ne anlama gelir? İnsan, dünyanın sonu geldiğinde bir meleğe mi dönüşür yoksa bir canavara mı? Laxe bu sorulara cevap vermiyor; bizi sadece o soruların yakıcı sıcaklığıyla baş başa bırakıyor.

Ortak yapımcılığı Pedro Almodovar tarafından yapılan ve senaryosunda Santiago Fillol’un da imzasını taşıyan "Sırat", prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde büyük ses getirdi ve Jüri Ödülü’nü kazandı. Ardından Avrupa Film Ödülleri’ne damga vurarak modern bir kült film adayı haline geldi. Şimdi ise İspanya’nın uluslararası film kategorisindeki Oscar adayı. Yarıştığı kategorideki diğer adaylara bakıldığında çok daha fazla sembolik anlam taşıyan, normal bir sinema izleyicisindense daha entelektüel bir profile hitap edecek, “sinefil”lerin seveceği bir film diyebiliriz "Sırat" için. Bu yüzden de genel izleyicinin beğenisine hitap eden Oscar gibi bir yarışta aradığını bulamayabilir. Yine de “Sırat”, Laxe’in vizyonunun zirvesi. Yılın en iyi filmlerinden biri ve biz sinemaseverlerin gelecekte de bol bol referans vereceği, unutulmayacak bir anlatı sunuyor.

Daha Fazlasını Göster