Persona
Ortalama puan
4,2
192 Puanlama

29 Kullanıcı yorumları

5
7 Eleştiri
4
15 Eleştiri
3
4 Eleştiri
2
1 Eleştiri
1
1 Eleştiri
0
1 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Alp T.
Alp T.

Takipçi 441 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
1 Mayıs 2018 tarihinde eklendi
Eylemlerimiz bizi nasıl tanımlar? Gündelik hayatta yapılan sıradan konuşmaları ilgi çekici kılan şey nedir? Olmak mı, olmamak mı? Persona'yı izlerken yönetmen Ingmar Bergman'ın sorduğu ve aklıma takılan sorulardan başlıcaları bunlar. Ingmar Bergman, Persona'yı hastayken bir çeşit öfkelenme sonucunda aklına gelen sıra dışı bir fikirle yazdığını açıklıyor. Bergman'a göre Persona, sadece bir "film" değil. Bir sinemaya gittiğimizde ve film başladığında, ekranda gördüğümüz şeylerin bir dizi ayarlanmış sahneler olduğunu unuturuz ve 2 saatliğine gerçek dünyadan koparız. İşte Persona'yı bu kadar farklı yapan ana etmen de burada devreye giriyor. Sinema filmlerinin çoğu, seyirciye sadece bir film izlediklerini hatırlatarak ilüzyonu gerçekçi tutmaya çalışır. Fakat Bergman ise hikayesinin gerçek olmadığını, filmin kamera arkası ve yanan bir projeksiyon makinesi gibi görüntüleri tekrar tekrar göstererek bizi sürekli hikayenin akışından uzaklaştırıyor. Hatta filmin yarısında görüntünün yanıp ekranın bembeyaz olduğu bir bölüm bile var. Ama bunlara rağmen Persona, şu ana kadar hiçbir filmde görmediğim şekilde çarpıcı bir etkiye sahip. Filmi neredeyse 1 ay önce izlemiş olmama ve gördüğüm her şeye karşılık kesin bir cevabım olmamasına rağmen, Persona aklımın derinliklerine inmeyi başardı. Persona, izlediğim en özgün, akılda kalıcı ve etkileyici filmlerden birisi.

Persona'nın ilk 4 dakikası tamamen görsellerden oluşan, sessizliğine rağmen çok fazla şey anlatan bir şiir ile başlıyor. Eskilerden siyah beyaz bir animasyon, kanı akan bir hayvan, ele bir çivinin çakılması gibi görsellere tanık oluyoruz. Bu bölüm, sinemanın doğumunu ve aynı zamanda Persona'nın başlangıcını simgeliyor. Yapılan sıra dışı girişten sonra film başlıyor ve daha anlaşılabilir bir hikaye ile gidişatını sürdürüyor. Hikayenin merkezinde bir oyunun ortasında konuşmayı bırakan ve halen bir kelime söylememiş olan oyuncu Elisabet (Liv Ullmann) ile ona bakan hemşire Alma (Bibi Andersson) var. Alma'ya verilen görev ise, Elisabet ile bir tatile çıkıp onun güvenini ve konuşmasını sağlamak.

Bundan sonra yaşanan olayları takip etmek daha ilginç bir hal alıyor. Elisabet sustukça, Alma konuşmaya devam ediyor. Ve Persona'nın neredeyse tamamını ise bu uzun konuşmalar ile gündelik hayatta yapılan sıradan şeyler oluşturuyor. Sinemada "Show, don't tell" diye bir kural vardır ve hikayede yaşanan şeyleri başkasının anlatması ile öğrenmekten ziyade bu sahnelerin gerçekten gösterilmesini teşvik eder. Özellikle günümüzdeki çoğu film bu kural etrafında ilerler. Fakat Persona'yı bu kadar ilgi çekici yapan şeylerden biri ise, bunun tam tersini uyguluyor olması. Film boyunca sadece karakterlerin konuşmalarını dinliyoruz ve bu konuşmalarda geçen olayların hiçbirinin nasıl yaşandığını göremiyoruz. Başka bir filmde bu oldukça can sıkıcı bir durum olabilecekken, Persona ise bunu avantaja çevirmeyi başarıyor. Bu sayede karakterlerin kişiliklerini, yüz ifadelerini ve yaşadığı duyguları gözlemliyor ve hikayenin yarattığı ilüzyona kapılıyoruz. Bergman, filmdeki monologlar ve diyaloglar olduğu esnada düşüncelerin nasıl gerçekçi görüntüler yarattığını bize gösteriyor. Bu yüzden Persona'da yaşanan sıradan sahnelerin hiçbiri sıkıcı veya gereksiz hissettirmiyor.

Filmin ortalarına doğru Alma ile Elisabet, bir olmaya başlıyor. İki karakterin de benzer yanlar taşıyan geçmişleri ile zıt kişiliklerinin nasıl bir araya geldiğini görüyoruz. Bu gidişle, hasta olmasına rağmen kendisinden daha güçlü olan Elisabet'e yenik düşüyor Alma. Filmin bir sahnesinde Alma, yerden kırık bir cam parçasını alıp Elisabet'in yürüyebileceği bir yere bırakıyor. Elisabet cam parçasıyla ayağını kestiği zaman Alma'ya bakıyor. Burada Alma, görevine aykırı olan bir şeyi yaparak zayıf yanını belli ettiği için güçlenen kişi Elisabet oluyor. Ve birdenbire film şeridi yanmaya başlıyor. Ekran bembeyaz oluyor ve açılış sahnesi yeniden tekrar edilerek film ilerlemeye devam ediyor. Filmin finalinde ise projeksiyonu çalıştıran ışık tükeniyor ve film şeridi duruyor.

Çoğu insan dünyada yaşadığı deneyimler haricinde kendisini düşündüğünde yaşadığı anılar, düşünceler, başka insanlar ve duygular ön plandadır. Persona'da ise Elisabet, kendisi olmayı tercih ediyor. Fakat Alma ise Elisabet olmayı tercih edecek kadar cesur birisi değil. Filmde en çok duygu değişiminden geçen kişi Alma olsa da, aynı zamanda en çok endişe ve korkuya sahip olan kişi de o. Filmin adı da buradan geliyor: Persona. (Persona'nın Latince kelime anlamı ise; "Antik çağlardaki oyuncular tarafından giyilen yüz maskelerine verilen isim."

Eğer daha önceden Persona'yı izlemediyseniz, çok şey kaçırıyorsunuz. Persona, sinemanın sınırlarını zorlayan, baş döndüren, zorlayıcı bir film. Hikayenin anlaşılabilir gidişatına rağmen senaryonun birden fazla katmanda var oluşu ve Bergman'ın detaylı yönetmenliği, Persona'yı her haliyle eşsiz bir film kılıyor. Persona'ya benzeyen bir filmin daha çekildiğini sanmıyorum. Ingmar Bergman'ın yönetmenliği, Liv Ullmann ile Bibi Andersson'ın performansları ve hikayenin seyirci üzerinde yarattığı rüya hissiyatı o kadar etkili ki, daha önceden hiçbir filmde yakalayamadığım bir etkiyi Persona'da yaşadım. Üstelik filmde daha değinemediğim o kadar çok şey var ki (eller ve yüzlerin filmde taşıdığı önem, 3 farklı bakış açısından çekilen final sahnesi gibi), bunların hepsini anlatmam bir ömür sürer. Persona, izledikten sonra hazmedilmesi gereken ve hakkında keşfedilecek çok şeyin olduğu filmlerden birisi. Filmi izler izlemez ne gördüğünüz hakkında kesin bir fikriniz olmasa bile, Persona'nın yarattığı hissiyat paha biçilemez. Sinema sanatının asıl var olma sebebi işte bu.

PUANIM: 10/10
Esteban-2
Esteban-2

Takipçi 214 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
26 Şubat 2007 tarihinde eklendi
1966’da böyle bir film çekmişler..biz dünün çocuklarıyız bu tarz nefis filmleri izleyince anlıyorum..
Mert H
Mert H

Takipçi 1.605 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
17 Ekim 2019 tarihinde eklendi
Filmin çekim tekniği, sahneleri ve iki kadın arasında gerçekleşen tek taraflı diyaloglar muazzamdı. Yıllar önce çekilen bu yapıt, sonlara doğru psikoloji biliminin nasıl bir bilim olduğunu ortaya çıkarken beyinlerimizle de oyun oynamayı ihmal etmiyor. Günümüzde böyle bir film çıkabileceğine asla inanmıyorum. Az önce sinema tarihinin en iyi filmlerinden birini izlediğimi düşünüyorum. Kesinlikle boş kafayla, sorgulayarak izlenmeli.
throughout
throughout

Takipçi 367 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
23 Nisan 2011 tarihinde eklendi
Tek kelimeyle harika.. senaryo, oyunculuk, sinema dili.. tıpkı "sessizlik" gibi, her anlamda çok etkili bir bergman filmi daha.. "persona" 10/10
Funda Gür
Funda Gür

47 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
27 Ağustos 2023 tarihinde eklendi
Bergman'ın filmlerinde her zaman psikolojik drumlar işleniyor. Bu filmin adı da zaten bize buna hazırlıyor. Mükemmel bir film. Oyuncular, kurgu, senaryo, mekanlar... Hepsi çok harika. Soru işaretleriyle ayrılmanın da keyifli bir yanı var. Bana "Mulholland Çıkmazı" filmini anımsattı. Zamansal açıdan karşılaştırınca o filmin bundan etkilenmiş olabileceğini düşündüm. Bergman ozgün, çağının çok ötesinde, bilgili ve başarılı biri. Birçok filmini izledim ve bence bu film en iyisiydi.
Seda Avci
Seda Avci

1 değerlendirme Takip Et!

5,0
18 Şubat 2020 tarihinde eklendi
Bir zahmet spoiler verecek olanlar şu "SPOILER" butonuna basıversin!!! İzlemeden önce SAKIN buradaki eleştirileri okumayın arkadaşlar. Yeni üye oldum, site kurucuları spoiler verecek olan uyarsın diye buton yapmış, basmaya üşeniyorlar! Böyle bir site kültürü varsa çok takılacağımı sanmıyorum bu sitede. Bence site editörleri her eleştiriyi inceleyip spoiler tuşuna basmaya erinenlerin yerine basmalı! Çünkü bu şekilde devam ederlerse site trafiği de azalacaktır zamanla...
Osman erzurumluoğlu
Osman erzurumluoğlu

36 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
8 Mart 2026 tarihinde eklendi
Bergman in simgesel ve psikoloji alanında çok çarpıcı bir film ile karşımızda. Filmin ilk 10 dakikasında izleyici anlam patlamasına maruz kalmakta filmin sonuna doğru bu simgeler yerine oturmaktadır. Sessizliğin iki yüzü ile birbirine bağımlı iki birey çaprazlama bir iletişim ile birbirlerine karışmaktadır. Hepimiz maske takarız ama bunu sessizlik ile süslemek sizce kişiliğin ifşası mıdır?
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler