En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Ismail G
138 değerlendirmeler
Takip Et!
3,0
27 Ağustos 2025 tarihinde eklendi
Yabancılar dram yapamıyorlar bence yani bir akıl hastanesinde aynı semptomları gösteren yatalak hastaları yeni gelen ve tecrübesiz doktor işini diğerlerine göre biraz daha cidiye alarak onların parkinson hastası olduğunu anlar kısaca ilaç verir ve hastalar iyleşir sonra yan etkilerinden dolayi ilacı kesmek zorunda kalır tabi sonuç olarak gene eskisi gibi oluyorlar buna mı ağlıyim simdi tam tersi mutlu oldum bu doktor hiç oraya gelmeyebilirdi de:)
Aman Allahım bu nasıl bi filmdi yaa. Hüngür hüngür ağladım. Doktorun çaresizliği, Leonardın umudu, çabası, diğer hastaların korkusu... Ziyarete gelen kızın güzelliği. Herşey bi yana o doktorların hemşirelerin merhameti sevgisi anlayışı o kadar güzeldi ki yazık ki gerçekte hastanelerimiz böyle merhametli personellerle dolu değil. Hem doktorun hem hastaların duygusu öyle güzel geçti ki bize o çaresizliği taa içimde hissedebildim. Tabii ki bunda De Niro'nun etkisi çok büyük. Belki de De Niro'yu ilk defa bu filmde sevdim. Bundan sonra da daha ılımlı bakabilirim kendisine. Ama doktorun da hakkını yememek lazım en çok onun yardım etmek isteyipte çaresizce izleyişi etkiledi beni. En çok onun çabası dokundu bana. Gerçekten takdire şayan bi dram filmi mutlaka izlenmeli.
Film gerçekten sıkılmadan izleyebilirsiniz.Gerçek yaşanmış olması sanırım insanı çok etkiliyor .Bugün tuvalete kendim gittim demesi sonra sevinmesi …Uyanıştan öncesi kadar sonrası daha fena .Kesinlikle izlenmesi gerekli film
Senaryosunu, İngiliz nörolog Oliver Sacks'ın aynı isimli anılarından (1973) uyarlayarak Steven Zaillian'ın yazdığı ve yönetmen koltuğunda da Penny Marshall'ın oturduğu “Awakenings”; Leonard Lowe karakterini canlandıran Robert De Niro'nun sıra dışı performansı ile damgasını vurduğu ve "En İyi Erkek Oyuncu" kategorisindeki Academy Ödülünü, kıl payı ile Jeremy Irons'a kaptırdığı bir drama olarak geliyor karşımıza...
Gelin isterseniz, vizyona girdiği yıl sinema salonunda da izlediğimiz ve yer yer Jack Nicholson'ın resmen döktürdüğü beş Academy Ödüllü bir "Milos Forman klasiği" olan "One Flew Over the Cuckoo's Nest / Guguk Kuşu" nu da (1975) anımsatan; 29 milyon dolarlık bir bütçe ile New York Brooklyn'deki Kingsboro Psikiyatri Merkezinde çekilerek, 108.7 milyon dolarlık bir gişe hasılatına ulaşılmış olan gerçek bir hikayenin anlatıldığı bu "şahane" filme biraz daha yakından bakalım...
***
- Bronx, 1969 -
Köpeği Buttercup ile beraber yalnız yaşadığı evinde, nadir bulunan bitkilerle ilgilenmeyi hobi haline getirmiş olan nörolog Dr. Malcolm Sayer (Robin Williams); nöroloji laboratuvarında araştırmacı olarak çalışmak amacıyla CV'sini göndermek suretiyle başvuruda bulunduğu, kronik hastalıklara sahip insanların bakımlarının yapıldığı Bainbridge Hastanesi'nde, Dr. Kaufman (John Heard) ve Dr. Tyler (Bradley Whitford) ile yaptığı kısa bir iş görüşmesinin ardından işe başlatılır...
Ama araştırmacı değil de doğrudan hastalarla ilgilenen bir doktor şeklinde...
***
Dr. Sayer'ın ilk hastası; oturduğu tekerlekli sandalyesinde, tek kelime dahi etmeden uzaklara dalgınca bakan Lucy Fishman'dır (Alice Drummond) ve hakkındaki teşhisi de, nedeni bilinmeyen (demans) bunamadır...
Yalnız asıl önemli olan husus, hastanın yakınındaki hareketli nesnelere karşı gösterdiği ani tepkidir...
Ki, bunu kendilerine izah etmeye çalıştığında da Dr. Sayer; Dr. Kaufman ve Dr. Sullivan (John Christopher Jones) karşısında, gülünç duruma düşmüştür...
Kendisine tek inanan ise, hemşire Eleanor Costello'dur (Julie Kavner)...
***
Çalışmaya başladığı Bainbridge'in hastalarının, neredeyse büyükçe bir çoğunluğunun benzer durumda olmaları; Dr. Sayer'ın fazlasıyla ilgisini çekmiş ve onu hastaların dosyalarında incelemeye itmiştir...
Sonuç da bulduklarıysa:
1917–1928 yılları arasında tüm dünyada hüküm sürmüş olan "Ensefalit Uyuşukluğu" salgını ve konu hakkında Dr. Peter Ingham'ın (Max von Sydow) yazdığı, "1920'lerin 'Unutulmuş' hastalığı, bir virüsten kaynaklanan Ensefalitik Sendrom Sonrası" isimli dikkat çekici önemdeki makalesidir...
Bunun üzerine Dr. Sayer, bizzat Dr. Ingham'ın kendisini bularak ondan, hastalığa dair daha ayrıntılı bilgiler edinir...
***
Bir sonraki gün de, hastalardan Leonard Lowe'ın geçmişi hakkında bir şeyler duymak isteyen Dr. Sayer; Leonard'ın annesi Bayan Lowe'ı (Ruth Nelson) evinde ziyaret eder...
Öğrendiği, Leonard'ın on bir yaşındayken hastalandığı ve yirmi yaşına geldiği 14 Kasım 1939 tarihinde de Bainbridge Hastanesi'ne yatırıldığıdır...
Yani Leonard, hastalığının ilk dokuz yılını; evindeki odasında, kitap okuyarak geçirmiştir...
Bunu, Leonard'ın Dr. Sayer'a; bir Ouija tahtası aracılığıyla Alman şair Rainer Maria Rilke'nin Panter şiirini işaret etmesinden de anlıyoruz zaten...
***
Hasta bakıcı Anthony (Keith Diamond) ve hemşire Costello'nun yakın alaka ve destekleriyle araştırmalarını sürdürmeye devam eden Dr. Sayer, bilinçli olarak katıldığı bir konferansta; Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan "L-Dopa" isimli ilacın tanıtımını yapan kimyagerden (Peter Stormare) beklediği yanıtı alamasa da, aynı ilacın kendi hasyalarına da iyi geleceğini düşünmektedir...
Ama Dr. Kaufman'ı, bu ilacı hastaların tümünde kullanılmasına ikna edemez...
Sadece hastalardan birinde deneyebilecektir...
O da, ailesinin yazılı izniyle...
***
Elbette izin Leonard'ın annesi Bayan Lowe'dan alınacaktır...
Dakika 45...
Geride sizleri, her bir anını ilgiyle izleyeceğinizi umduğumuz 76 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
filmi izlerken şunu hissettim: İnsanlar birbirlerini iyileştirebilir. İyi insanlar eğer farkındalarsa ve gerçekten isterlerse birbirlerini iyileştirebilirler.
Eski film olup lewy body demansı anlatan filmde hastalarına kendini adayan ideal bir doktoru anlatıyor. 1950 lerde psikolojik hastalaıklarla nörolojik hastalıkların ayırt edilememesi, toplumun bu tür hastalara bakış açısını anlatan güzel bir film. Robert de Niro çok zor bozuklukların taklidini yapma yönünden de harika iş çıkarmış. Nöroloji stajı yapan veya tıp fakültesi öğrencilerinin izlemesi gereken bir film
Kimyasal pencere kapanınca, başka bir uyanış gerçekleşti...
Robin Williams filmlerini severim. Hayatımızda kaçırdığımız, unuttuğumuz şeylere değinir ve bolca öğüt ve mesajlar içerir. Bahsettiklerim kaliteli olanları. Yine o tarz filmlerden birisi. Toprağı bol olsun yine bizi düşüncelere daldırdı. Ve hayatı bir kez daha sorgulattı bize.
Filmle ilgili olarak, anlamlı ve önemli bir hikaye üzerine yapılmış, keyifli bir film. Şimdi De Niro'nun oyunculuğunu öveceğim ama filmde kötü oynayan oyuncu yoktu ki. Herkes muhteşem oynamış. Ama Robert De Niro özellikle filmin ikinci kısmında efsane oyunculuklarından birini çıkarmış. Brad Pitt'in Twelve Monkeys filmindeki performansına benzer bir performans izledim. Biraz tipleme olarak ta Dustin Hoffman'ın Rain Man filmindeki karakterine benzettim. Film enfes bir film, kaçırılmaması gerekenlerden.
Dikkat Spoiler;En son "Uykuya daldığında" anne anne diyerek dalmasının ardından, "Uyandığında" annesini görünce yine anne anne şeklinde kucaklaşmaları da güzel bir ayrıntı olmuş. Yine uyandıktan sonra ilk defa dışarıya çıkarken, merdivenlerden çıkan bir çocukla aynı karede olup o çocuk gibi basamakları teker teker inmesiyle, sanki yürümeyi yeni öğrenmiş bir çocuk gibi dışarıya çıkışı da önemli bir detay. Yeniden doğmuş biri bebek gibi...
Bu arada filmi izledikten sonra oyuncu kadrosuna bakarken Vin Diesel ismini gördüm. Açıkçası ben filmde görmedim veya fark etmedim ama oynamış. Hayatın anlamını bir kez daha sorgulattıran, bu dünyaya neden yaşamaya geldiğimizi bize bir kez daha düşündüren, bizim için basit olan şeylerin başka insanlar için aslında ne kadar zor ve değerli olduğunu gösteren bir film. İyi seyirler... 7.9/10
Açıkçası film izleme alışkanlığına ve bu tutkuya babamın eve getirdiği filmleri izleyerek bağlandım.Abartılı film donanımına sahip olmasam da "Awakenings" bu gune kadar izledigim ve izledikten sonra etkisinden kolayca cikamadigim filmlerden br tanesi.Zaten bir filmi kaliteli yapan en onemli faktorlerden birinin de bu oldugunu dusunuyorum.Bence bir insan bir filmi izlediginde kendini oradaki kahramanin yerine koyup ayni zamanda kendi hayatini da sorgulayabilmeli."Awakenings" izleyiciye bu deneyimi yasatan kaliteli bir iş olmus. Ayrica Robert de Niro ve Robin Williams'ın performanslari sahip olduklari oyunculuk yeteneklerini bu filmde de kanitliyor diyebilirim.Ayrica filmi izlerken Robert de Niro'nun,karakterin kullandigi ilaclarin yan etkisi olan tiklerini kusursuz anlamda canlandirmasi onun neden bu kadar onemli bir oyuncu oldugunun ornegidir.Kisacasi Robert de Niro'nun ortaya koydugu performans bana Rain Man ve Forrest Gump'da Dustin Hoffman ile Tom Hanks'in ortaya koyduklari performanslari hatirlatti ve tipki bu filmler gibi gerek senaryo gerek ortaya koyulan performanslar acisindan"Awakenings" de izlenmesi gereken bir basyapit.
Robert De Niro ve Robin Williamsın birlikte oynadığı bir film ne kadar kötü olabilir ki? Özellikle oyunculuğun şahane olduğu harika bir dramdı. Ayrıca Robin Williams , çizgisinden yine şaşmamış filmde bol bol sosyal mesajlar ön plandaydı , tabi her zaman olduğu gibi izleyiciyi etkilemeyi de başarmış... 10/8.3
mesaj taşıması, gerçek bir hikayeyi konu alması, içinde hem hastaların, hem doktorun hastalık ve tedavi sürecinde yaşananlarla ilgili yüklü duygularını seyirciye aktarması bakımından, romantizmin de unutulmadığı harika bir film. dram diye buna derim, bu filmi izleyince insan olduğunu bir kez daha hatırlıyorsun..
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.