Hesabım
    Ustaya Saygı: Wes Craven'ın En İyi 5 Filmi
    Yazar: Ekin Limoncu — 2 Ağu 2018 - 10:00

    Doğum gününde usta yönetmen Wes Craven'ın 5 filmini derledik.

    Sinema tarihinde yazdığı ve yönettiği filmlerle bugüne kadar sayısız türün doğmasını sağlayan, aldığı tepkilere rağmen yaptığını yapmaya devam eden usta yönetmen Wes Craven'ın filmografisinden en iyi 5 filmi derledik. Wes Craven böylesine gerçek filmler yaptığı ve bu gerçeklikleri en ince ayrıntısına kadar gösterdiği için biz ona minnettarız.

    Elm Sokağı Kabusu (1984)

    Wes Craven'ın korku sineması klasikleri arasına giren Elm Sokağı Kabusu filmi 30 yıl önce Freddy Krueger karakterini hayatımıza sokmuş ve uyumaktan korkan bir nesil yaratmıştı. Filmin üzerinden 30 yıl geçti ancak korku sinemasının en önemli filmleri arasında adı anılmaya hala devam ediyor. Daha sonra devam filmleriyle Elm Sokağı'nda kan dökmeye devam eden Craven filmin 30. yılı şerefine yapılan gösterimde aslında hikayeyi gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığını açıklamıştı. Uyumaya korkan ve sürekli gerçekçi kabuslar gören bir çocuğun bir süre sonra kabus sırasında ölmesiyle sonuçlanan olayı gazetede okuyan usta yönetmen uykularımızı kaçıran senaryoyu bu şekilde yazmaya koyulmuş. Elm Sokağı Kabusu o dönemki diğer korku filmlerinden ayrılıyordu çünkü bir korku filminde olmaması gereken tüm neşe bu filmde vardı. Zaman paradoksları, bitmeyen merdivenler, çıkışı olmayan kapılar ve kurbanlarıyla sürekli dalga geçen bir Freddy Krueger. Wes Craven korkuturken düşündürmeyi seven bir yönetmen olduğu için, Elm Sokağı Kabusu'nda diğer birçok filminde olduğu gibi toplumsal eleştiri görmek mümkün: Çocuklarını dinlemeyen ve umursamayan aileler. Ne zaman ebeveynleriyle konuşmaya çalışsalar zorla uyutulan bu gençler Freddy'nin kucağına yani kabusa atılıyordu. Wes Craven filmdeki insanı uyumaya korkutan rüyaları, kendi rüyalarından esinlenerek yazmış. Üniversitede rüyalarla ilgilenen Craven, gördüğü kötü kabusları not ederek senaryosunda kullanmış. Ek olarak Freddy ismi Craven'ı lisede sürekli döven çocuğun adıymış.

    Çığlık (1996)

    90'lı yılların başlarında Slasher ve Teen Slasher türündeki korku filmleri kötü zamanlarını yaşıyordu. Tarih 1996 yılını gösterdiğinde ise Wes Craven bu türü yeniden doğurdu desek abartmış olmayız. Açılış sahnesiyle akıllarda yer eden Çığlık bir yandan korku filmi klişeleriyle dalga geçerken diğer yandan o klişeleri gözümüze sokarak kendi orjinalliğini yarattı. Filmin belki de en önemli özelliği yüzünde maskesiyle ortaya çıkıp gençleri sırayla öldüren ikonik bir karakter ortaya çıkarmasıydı. Çığlık için sadece bir korku filmi demek yeterli olmaz çünkü filmdeki birçok sahnede korku ve şiddet içerikli yayınlarla Amerikalı gençlerin gerçeklik algılarını kaybedişleri vurgulanmıştır. Filmdeki bir diyalogta geçen cümle bu dediğimi kanıtlar gibi: Movies don't create psychos, movies make psychos more creative." (Filmler psikopatları yaratmaz, onları sadece daha yaratıcı yapar.) Çığlık'ta bulunan birkaç gönderme de izleyiciyi gülümsetir. Drew Barrymore'un açılış sahnesindeki maskeli katille telefon konuşmasında katil en sevdiği korku filminin Elm Sokağı Kabusu olduğunu söyler, genç kız da ilk film güzeldi ama devamı berbattı diye yanıt verir. İlk filmin yönetmeni Wes Craven, serinin ikinci filminde yer almadığından bu gönderme pek bir manidardır. Çığlık, başarılı açılış ve final sahneleriyle hala kült korku sinemasının en'lerinden.

    Soldaki Son Ev (1972)

    2009'da yeniden çevrilecek Soldaki Son Ev, Wes Craven'ın ilk filmi. Birçok ülkede gösterimi yasaklanan film fazla şiddet ve kan içermekle suçlandı hatta 30 yıl boyunca İngiltere'de gösterilmedi. Acımasız ve sapık bir çete tarafından tecavüze uğrayan iki genç kızın ailesinin sapıklardan intikam alma hikayesinin anlatıldığı filmi izleyen herkes Craven'ın şiddetin sınırlarını çok fazla zorladığı konusunda hemfikir. Hikayenin temeline bakacak olursak Wes Craven filmi usta yönetmen Ingmar Bergman'ın The Virgin Spring filminden adapte etti ancak biraz daha kan ve vahşet ekleyerek. Soldaki Son Ev ilk gösterimden önce sınırlama almaması için önce 10 sonra 20 dakika kesildi ancak bu şekilde bile gösterime giremeyen film ilk haliyle kendine salon bulmaya çalıştı. Craven bu filmde bir gerçeği daha yüzümüze vuruyor: aileler kızlarına yapılanlardan sonra bu çeteye daha sert bir şekilde saldırır, çetedekileri cezalandırmak için onların seviyesine iner. Böylece bir Amerikan ailesinin fertlerini korumak için bu iğrenç diye adlandırdıkları insanlardan daha vahşi bir hale gelebileceğini gözler önüne serer. Filmdeki herkesin neredeyse sinemada ilk deneyimi olduğu düşünülürse Soldaki Son Ev oyunculuklar açısından vasat diyebiliriz ancak intikam hikayesi olarak adlandırabileceğimiz filmin birçok sahnesini şimdi bile düşündüğümüzde tüylerimiz diken diken oluyor. Soldaki Son Ev, Wes Craven'ın da desteğiyle 2009 yılında tekrar çevrildi ve ilkinden daha başarılı bulundu, karar sizin.

    Tepenin Gözleri (1977)

    1977 yılında Wes Craven tarafından yazılan ve yönetilen Tepenin Gözleri o dönem "yine" çok tepki çekmişti. Craven'ın toplumsal eleştirilerine alıştık, bu filmde de Amerika'ya ve onun kutsal aile tablosuna saldırıda bulunduğu çok açık. Yolculuk yapan mutlu bir ailenin, çölde arabalarının bozulmasıyla mahsur kalması ve yamyam bir toplulukla verdikleri mücadelenin anlatıldığı Tepenin Gözleri'nde "neden insan öldürdüğü belli olmayan yamyamlar" aslında modern dünyanın üst kesiminin çıkarları uğruna dışladığı ve mahvettiği topluluğu temsil ediyor. 90 dakika boyunca bitmek tükenmek bilmeyen bir gerilim eşliğinde izlediğimiz Tepenin Gözleri slasher filmler sıralamasında hala en başlarda gösteriliyor. Wes Craven filmin hikayesini 1400'lerde İskoçya'da yaşadığına inanılan Beane Ailesi'nin vahşet dolu efsanesinden esinlenerek yazmış. 1984 yılında Tepenin Gözleri 2'yi çeken Wes Craven ilki kadar başarılı bulunmadı, daha sonra ise 2006 ve 2007 yıllarında tekrar çevrilen Tepenin Gözleri'nin yazar kadrosunda Craven da yer aldı. Yeniden çevrimleri birçok açıdan 1977 yapımından daha izlenilebilir bulunsa da ilk film gerilim açısından hiçbirinin eline su dökemez.

    Gece Uçuşu (2005)

    Gece Uçuşu için klostrofobik bir gerilim filmi desek yanlış olmaz. Alışkın olduğumuz kanlı ve vahşetli Wes Craven filmlerinden uzak olan Gece Uçuşu, Lisa isimli bir kadının uçakta yanında oturduğu adam tarafından psikolojik şiddete maruz bırakılmasını konu alıyor.  85 dakika boyunca stresi ve gerilimi elden bırakmayan Gece Uçuşu'nun senaristi Craven değil ancak filmdeki her sahneden yönetmenin o olduğu anlaşılıyor. Kan ve iğrençlik olmadan da gerebileceğini kanıtlayan yönetmen, izleyiciyi koltuğa çivilemeyi başarıyor. Filmin bir başka gerilim unsuru da başroldeki Cillian Murphy. Muazzam oyunculuğuyla gerilim temposunu daha da arttıran Murphy, bu rolü alabilmek için Craven'ı uzun süre ikna etmeye çalışmış. Gece Uçuşu'nun başındaki telefon konuşması sekansını bilenler bilir, yönetmen sadece kapı dolap ve telefonla hiçbir gerilim filminin veremediği stresi birkaç dakika içinde veriyor. Okullarda ders diye okutulmalı. Wes Craven'ın 21. yüzyılda çektiği en iyi filmi desek şüphesiz yanılmış olmayız.

    facebook Tweet
    Benzer Haberler
    Öneriler
    Yorumlar
    Yorumları göster
    Back to Top