Hesabım
    Gezici Festival’in Ankara’daki Gösterimleri Sona Erdi!
    Yazar: Özden Sevgi Diler — 3 Ara 2021 - 08:56

    Bu yıl 26. kez düzenlenen Gezici Festival, ilk durağı Ankara’ya veda etti. Festival yolculuğuna Sinop ve Kastamonu’da devam edecek.

    Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle 26. kez düzenlenen Gezici Festival, yolculuğunun ilk durağı Ankara’ya veda etti. Festival yolculuğuna Sinop ve Kastamonu’da devam edecek. Gezici Festival’in Ankara’daki bir haftalık sinema maratonu sinemaseverlerin yoğun ilgisi ve sinemacıların katılımıyla gerçekleşti.

    Gezici Festival Ankara Günlüğü

    Gezici Festival kapsamında Türkiye 2021, Kısa İyidir, Dünya Sineması ve Tuncel Kurtiz’in Sürgün Yılları bölümlerinde toplam 33 film izleyiciyle buluştu. Türkiye 2021 bölümünde yer alan filmlerin gösterimleri sonrasında gerçekleşen söyleşilerde izleyiciler ve film ekipleri bir araya geldi.

     

    İki Şafak Arasında filminin yönetmen Selman Nacar ve filmin oyuncularından Yıldırım ŞimşekZuhal filminin yönetmeni Nazlı Elif Durlu, oyuncular Serpil Gül ve Muttalip MüjdeciOkul Tıraşı filminin yönetmeni Ferit KarahanYaramaz Çocuklar filminin yönetmeni Ahmet Necdet Çupur ve yardımcı yapımcısı İrem Akbal; Kerr filminin yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu ve yapımcı Vildan ErşenBembeyaz filminin başrol oyuncusu Mert Fırat ve yapımcısı Berk Özdemir; Anadolu Leoparı filminin yönetmeni Emre Kayiş ile oyuncular İpek Türktan ve Koray ErgünDiyalog filminin yönetmeni Ali Tansu Turhan, başrol oyuncuları Hare Sürel ile Ushan Çakır, filmin yapımcı ve senaristlerinden Burcu Uğuz, yardımcı yönetmen Osman Sarp Altay, filmin müziklerine imza atan Tuğçe Şenoğlu ve sanat yönetmeni Gizem Kâhya İyem Ankaralı izleyicilerle buluştu.

    Söyleşilerde Kim Ne Dedi?

    Selman Nacar: Ben hukuk fakültesinde okudum. Bu tarz meseleler çok eskiden beri düşündüğüm, yönetmen olarak sinematik açıdan nasıl anlatabilirim diye de çok düşündüğüm meseleler. Filmde sıkışan, sıkışmış bir işçi var ve sıkışan insanlar var. Şu anda hemen hemen hepimiz birçok mesele hakkında sıkışıyoruz gibi geliyor bana. Aslında ben ‘bu filmdeki meselelerin cevabını biliyorum, seyirciye anlatıyorum’ gibi bir yerden değil; benim böyle dertlerim var, sizinle de paylaşıyorum ve üzerine düşünmeye değer buluyorum gibi bir yerden konumlandırdım.

    Nazlı Elif Durlu: Bir arkadaş ortamında tanıştığım bir kadın, kedi sesi duyduğunu ve kediyi bulamadığını, komşularının artık yavaş yavaş onun akıl sağlığından şüphe etmeye başladığını anlatmıştı. Onunla konuşurken kafamın bir tarafında kedi var mı yok mu, inanmalı mıyım sorusunu ben de sordum. Diğer yandan eğer ben onun yerinde olsaydım ne yapardım, aramaya devam eder miydim, yoksa deli damgası yemekten korktuğum için aramayı bırakır mıydım sorusu çok ilginç geldi ve o akşam aslında yazmaya başladım. Bir hafta sonra kedinin bulunduğunu duydum. Bu sadece bir çıkış noktası. Sonrasında bunu gerçekten bir hikâyeye dönüştürmek, filmin doğru tonunu ve gerçekten anlatmak istediğim şeyi bulmak daha fazla zaman aldı aslında.

    Ferit Karahan: Asıl konsantre olduğum; bir olay karşısında gücü elinde olanın nasıl davrandığı ve günün sonunda sorumlu olsa da nasıl en zayıf halkaya faturanın kesildiğiydi. Aslında biraz da bunu anlatıyor film. Çünkü güç dengeleri yüzeyde bir film bu. Biz şunu biliyoruz ki; birini ya da bir sistemi tanımak için onun eline güç verilirse, o güçle nasıl bir hukuk kurduğuyla aslında o kişiyi tanıyabiliyoruz. Örneğin elinde güç olan bir adamın nasıl bir karaktere sahip olduğunu aşağı yukarı hepimiz bilebiliriz. Bunun üzerine bir film.

    Ahmet Necdet Çupur: Ailemin yanına ilk gittiğimde belgesel yapma fikrim yoktu ama her şeyi çekmeye başlamıştım. Etraflarında hiç görmedikleri ve sahip olmadıkları şeyleri istemelerini ve bunlar için bir şey yapmalarını gördüm. Normalde sinemacı olarak böyle karakterler yaratmak peşinde koşuyoruz, ben bu karakterleri bu kadar gerçekçi görünce daha fazla zaman geçirmeye başladım. Hayatımızda kötü şeyler oluyorken, anne babamız bize destek vermiyorken, etrafımızda o kadar sorun varken yine de bir şeylere devam edebileceğimizi ve bir şekilde umutlu kalabileceğimizi anlatmak istedim. Bu sıkışmışlık içerisinde hâlâ çözüm yolları üretebileceğimize inanıyorum.

    Tayfun Pirselimoğlu: Film kitapla aynı ismi taşıyor ve aynı hikâyeyi anlatıyor. Fakat bire bir aynısı değil. Kerr romanımdan yola çıkarak başka hikâyelerimden de çaldığım bazı motifleri, bazı yan hikâyeleri de içine koydum. Çünkü sinema ile edebiyat arasındaki ilişki böyle olabilir diye düşünüyorum. Bir romanı film haline çevirmek farklı ruhları bir araya getirip kaynaştırmak anlamına geliyor. Göründüğü kadar kolay değil. Yeniden bir Kerr yaratmak, yeni bir roman yazmak istedim daha doğrusu. Ama filmin çıkış noktası romanın kendisi.

    Mert Fırat: Kadın cinayetleriyle ilgili birçok platformda bir fiil sözcü olmuş, kadın mücadelesine çok inanan, bir feminist erkek diye kendimi tanımlayan birisiyim. Yanındayız Derneği’nin kurucu ekibindenim. Dolayısıyla böyle bir filmde oynamayı da böyle bir ironiyle yaklaşan, alışılagelmiş filmlerden çok daha başka bir bakış açısı olan ve derinlikli bir karakteri oynamayı çok da mutlulukla karşıladım. Oyunculuk bir tarafıyla bir savunma sanatı gerçekten, oynadığınız karakteri en iyi şekilde savunmalısınız ki görevinizi yapın. Karakteri oyuncunun yargılamaması gerekir, yazıldığı gibi hatta bazen yazılanın ötesine geçip mümkün mertebe o karakteri ve onun yaptığı her şeyi sahiplenmesi gerekir. Bir yandan oynarken bir yandan o oyuna ya da o karaktere eleştirel bir bakış açısı getiremezsiniz.

    Emre Kayiş: Ankara’da filmi göstermek çok büyük keyif, diğer yerlerde göstermekten çok farklı. Bu bir dekadans filmi, çöküş filmi. Bireyin toplum içerisinde kendini arayışı ya da birtakım noktalardaki zorlanması evrensel bir konu, dünya sinemasında da popüler sinemada da kullanılan bir tema. Daha farklı ölçekte kullanılıyor. Toplumla senkronize olamamış bireyin herhangi bir noktada ortaya çıkardığı hikâye kendi içerisinde ister istemez düğüm içeriyor. Kendi içinde dramatik, bu da bir hikâye anlatma zemini hazırlıyor.

    Ali Tansu Turhan: Biz 8 günde profesyonel bir setin ihtiyacı olan ekiplere, gruplara ve ekipmanlara sahip olarak bu filmi çektik. Bütçemizin sınırlı olmasında buraya yansıyan kısım 8 günde çekilmesi oldu. Gerçekten filmde seyirciye bir seyir zevki ve deneyimi yaşatmak istedik. Başlangıçta daha deneysel bir seyir zevki, prova kısmında daha belgesel izlermiş gibi ki gerçeklik ve kurmacayı birazcık çizgilerini birbirine geçirebilmek adınaydı bu. 32 dakikalık plan şahitlik hissi veren bir seyir zevki. Daha sonra alışkın olduğumuz daha sinematik bir seyir zevki.

    Hare Sürel: Gerçekte bize benzemeyen karakterler oynadık aslında. Sadece isimleri eşti, isimleri başka bir şey de olabilirdi. Ama bu bizim için çok tuhaf bir deneyimdi, çok başımıza gelebilecek bir şey değil bu. Bunu böyle olması sanıyorum bir oyuncu olarak kendi iç dünyamıza daha fazla yönelmemize sebep oldu. Bu tamamen bireysel bir yolculuğa dönüştü. Belki de bir oyuncu olarak daha çıplak kaldık diyebilirim. Bu süreçten çok mutlu oldum.

    Ushan Çakır: İnsan enerjisi harcadıkça artan tek enerji galiba. O yüzden de 8 gün gibi düşünmedim. Burada duyduğunuz her şey biz bilerek söyledik. Senaryoyu elinize alsanız kelimesi kelimesine aynı cümleler var. Bu soruların hepsinin üzerine çalıştık. Kendi hafızamızda yolculuğa çıktık. Ruhsal olarak da bu noktada çalışmış olduk, zorluktan çok keyifti.

    Gezici Festival, bugün ikinci durağı Sinop’ta izleyicilere merhaba diyecek. 5 Aralık’a kadar Sinop’ta gösterimlerine devam edecek festival, 6-8 Aralık’ta ise Kastamonu izleyicisi ile buluşacak.

    facebook Tweet
    Öneriler
    Yorumlar
    Yorumları göster
    Back to Top