İspanya'nın Palencia kentinde dünyaya gelen Elena Anaya, sahne sanatlarına henüz genç yaşlarda adım attı. Temel oyunculuk becerilerini saygın eğitmen Manuel Morón'dan alan sanatçı, yeteneğini Madrid'deki Real Escuela Superior de Arte Dramático (RESAD) bünyesinde aldığı akademik eğitimle pekiştirdi. Beyaz perdedeki ilk ses getiren deneyimini cesur sahneleriyle dikkat çeken “África” filmiyle yaşayan Anaya, hemen ardından León de Aranoa yönetmenliğindeki “Familia” kadrosunda yer alarak sinema dünyasındaki yerini sağlamlaştırdı.
Elena Anaya’nın kariyerinde ulusal çapta dev bir sıçrama yaratan yapım, Julio Medem imzalı “Lucía y el sexo” (Seks ve Lucia) oldu. Paz Vega ile paylaştığı sahnelerde canlandırdığı sıra dışı dadı Belén rolü, hem sinemaseverlerin hem de İspanyol sinemasının duayen yönetmeni Pedro Almodóvar’ın dikkatini çekti.
Almodóvar, genç aktrisi Rosario Flores ile birlikte sinema klasiği sayılan “Hable con ella” (Konuş Onunla) filminin ana rollerinden birine taşıdı. Başarılı oyuncu, aynı dönemde popüler kara komedi “Sin noticias de Dios” kadrosunda da başroller arasında yer alarak yükselişini sürdürdü.
Yeteneğini İspanya sınırlarının dışına taşımayı başaran oyuncu, rotasını Hollywood'a çevirerek küresel bir üne kavuştu. Büyük bütçeli gişe filmi “Van Helsing”de Hugh Jackman’ın karşısında yer alan etkileyici vampir karakteriyle uluslararası izleyiciden tam not aldı.
Sonrasında gerilim türündeki “Frágiles” ve İspanyol sinema tarihinin en yüksek gişeli dönem yapımlarından biri olan “Alatriste” filmlerinde boy gösterdi. Sanatçı; “Entre mujeres”, “Miguel y William” ve “Savage Grace” gibi çok uluslu projelerle küresel sinema sektöründeki konumunu perçinledi.
Yönetmen Agustín Díaz Yanes ile tekrar bir araya gelen sanatçı, “Nadie hablará de nosotras cuando hayamos muerto” filminin devamı niteliğindeki “Solo quiero caminar” projesinde rol aldı. Gizem ve gerilim yüklü “Hierro” ile duygusal derinliği yüksek “Habitación en Roma” filmlerindeki başarılı performansları, onu kariyerinin en olgun dönemine taşıdı.
Bu başarıların ardından yolu bir kez daha Pedro Almodóvar ile kesişti. Usta yönetmenin dünya çapında yankı uyandıran psikolojik gerilim başyapıtı “La piel que habito” (İçinde Yaşadığım Deri) filminde unutulmaz bir başrole imza atan Anaya, çağdaş dünya sinemasının en seçkin aktrisleri arasındaki yerini tescilledi.