Aronofksy’den Farklı Bir Dokunuş
Yazar: Onur Kırşavoğlu"Caught Stealing" (Suçüstü), 90’ların sonunda başlayan kariyerini 2000’li yıllarda birkaç başyapıtla sürdüren Darren Aronofsky’nin son filmi. Bir suç-gerilim filmi diyebileceğimiz "Suçüstü"nün senaryosu Charlie Huston’a ait ve aynı adlı kendi romanından uyarladı. Başlıca rollerde Austin Butler, Regina King, Zoë Kravitz, Matt Smith, Liev Schreiber, Vincent D’Onofrio ve Bad Bunny gibi güçlü isimlerin yer aldığı filmin hikayesi 1990’ların East Village’ında geçiyor. Eski bir lise beyzbol yıldızı olan Hank, komşusunun kedisine bakmayı kabul edince, bir anahtar yüzünden kendini suç dünyasının ortasında buluyor. Aronofksy sinemasını sevenler bambaşka bir anlatıyla karşılaşacaklar diyelim ve filme geçelim.
Sony Pictures Releasing
Aronofsky, sinematik kara mizahını ve tempolu gerilim öğelerini bir araya getirerek tanıdık “yanlış adam” klişesine taze bir nefes getiriyor. Filmin ruhunda, Hitchcock’un "North by Northwest" ve Scorsese’nin "After Hours" hikayelerinin etkisi hissediliyor. Bunun yanında Guy Ritchie ve Soderbergh’in formda zamanlarını anımsatan mizahi anlar da mevcut. 1990’ların New York’unun suç odaklı bir nostaljisini bulmak mümkün olduğu gibi, basit bir para kimde kovalamacasıyla 100 dakika boyunca eğlenmek de olası. Her şeyden evvel filmin eğlenceli bir havası var. Tempo da bu havaya çok uygun ve bir an bile sıkmıyor. Seyirci dostu bir seyirlik var. Tabii bunun yanında psikolojik bir derinlik ya da alt metin arayanlar hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu sebeple senaryoyu zayıf bulanlar da olacaktır. Aronofsky, bilinçli bir tercih olarak, belki de yıllardır bu tarz bir film çekme isteği olduğundan derinlik meselesine çok kafa yormamış ve daha çok eğlenceye odaklanmış. Kaldı ki Aronofsky filmografisiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir anlatı var karşımızda. Yani, eğlenin ve hayatınıza devam edip filmi unutun demek sanırım yanlış olmaz.
Matthew Libatique’in kamerası aracılığıyla şehrin kirli, parlak ama canlı görüntüsü öne çıkarken, Rob Simonsen’in müziği ile Idles gibi post-punk unsurları, finalde filmin ruhuna katkı veren tarz sahibi bir müzik atmosferi yaratıyor. Bu tarz estetik, müzik kullanımı anlamında da Aronofsky’nin önceki filmlerindeki yoğun psikolojik gerilimden uzaklaşarak, daha enerjik bir türe evrildiğini gösteriyor. Ölüm, bağımlılık veya içsel çatışma yerine, kaotik eğlence ve gerilim ön planda. Film, Aronofsky için eğlenceli bir dönüş ve stil sahibi yönetimiyle keyifli bir neo-noir deneyimi. Tematik olarak, film daha derin bir karakter çalışması yerine, travma ve suç dünyasına düşüş üzerinden ilerleyen bir tür “yüzeysel dönüşüm” portresi sunuyor. Modern sinemada suç, ironi ve nostaljiyi birleştiren yeni bir ses yakalamaya çalışıyor. Bu bakımdan, Aronofsky sinema tarihindeki kara mizah ve şehir gerilimi geleneğini 2020’li yıllara taşıma görevini de üstleniyor diyebiliriz.
Austin Butler, yavaş yavaş poster çocuğu unvanını terk etmeye başlıyor. "Elvis" sonrası "Dune: Part 2" ve bu filmle gelen kendini kanıtlama hadisesinde doğru yolda ilerliyor. Bütün bu eğlencenin içinde duygusal yoğunluk barındıran anların da hakkını veriyor. Regina King, kariyerine farklı bir imza atarken, Zoë Kravitz az ekran süresini layığıyla dolduruyor ve romantik anlarda Butler’la uyumu etkili bir noktada duruyor. Matt Smith’in punkçı, saf ve serseri kompoziyonu gülümsetirken, filme renk katan esas ikili Liev Schreiber ve Vincent D’Onofrio oluyor. Yahudi iki kardeş rolünde ve tanınmayacak halde karşımıza çıkan ikili, final yolundaki tüm heyecanı ve mizahı sırtlanıyor. Kısacası film, oyunculuk performansları ve oyuncu yönetimi anlamında en başarılı katkısını alıyor.
Sonuç olarak "Caught Stealing", Aronofsky’nin karanlık ve duygusal yoğunluklu filmlerinden uzaklaşıp, kendine eğlenceli bir kaçış imkanı tanıdığı yeni bir yönelim gibi duruyor. Ton açısından farklı olsa da, kamera stili, çekim-estetiği ve performans gücü alanında yönetmenin imzasını koruyor. İzleyicilerden beklendiği gibi bir içsel çöküntü ya da psikolojik çözümleme yerine, sürükleyici, nev-i şahsına münhasır, enerjik bir suç kaçkını hikayesi izliyoruz. Eğer sinemada şehir, suç, mizah ve 1990’lar estetiğini seviyorsanız, bu film keyifli bir sürpriz olabilir. Aronofsky’den beklenen yoğun dramatik deneyimi arayanlar ise, bu filme eğlenceli bir ara olarak bakabilir.
Onur KIRŞAVOĞLU