Aynalar No. 3
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Aynalar No. 3

Sezgisel bir yas süreci!

Yazar: Banu Bozdemir

Christian Petzold’un filmlerinde genelde gerçek dünyanın varlığı yoğundur, hatta karakterler o dünyaya uyumlu ve bağlıdır ama yine de doğaüstü unsurların varlığı, tesadüfler hep akıcı bir kıvamda karakterlerin yakın çekim alanındadır. Kalp ve zihin arasındaki uyumsuzluk yani birinin daha rasyonel diğerinin daha duygusal olması karakterlerin bütünsel özelliği gibi filmden filme aktarılır.

Miroirs No.3 / Aynalar No.3’’ü izlediğimizde yönetmenin önceki filmlerinden bazı anılar kafamızda canlanıyor, örneğin ev yaşamına duyulan özlem ve bir aile içinde yer bulma çabaları Petzold’un 2005 yılında çektiği Hayaletler’le uyuşuyor, bir de ikilinin yani Betty ve Laura’nın mucizevi karşılaşmaları da 2007 yapımı Yella’ya denk düşüyor.

Bir Film

Filmde kazadan önce diye bir an var ve yönetmen o anı sanki bir milat olarak yaşatıyor bizlere. Kısa bir an ama Laura’nın gözü merakla bu orta yaşlı kadına kayıyor ve sonrasında bir kazaya tanık oluyoruz. Petzold’un has oyuncusu Paula Beer Laura rolünde, yanında sevgilisi Jakob var ama bizim takıldığımız şey kadının gözlerinden taşan mutsuzluk! (Bir an Petzold’un diğer bir has oyuncusu Nina Hoss ve Paula Beer karşılaştırması olmuyor değil.) O sırada kaza oluyor Jakob ölüyor, Laura ise neredeyse sıyrık almadan kurtuluyor! Yolda göz göze geldiği kadın olan Betty (muhteşem Barbara Auer) onu yakınlardaki evine davet ediyor. Kazadan etkilenen ama Jakob’un kaybına üzülmediği belli olan Laura, evi o kadar sevip benimsiyor ki orada kalmak istiyor. Yıllar önce kızını kaybeden Betty şaşkınlıkla da olsa bu teklifi kabul ediyor. Sanki hayatındaki eksik parça yerine gelmiş gibi...

Kadınların bu ‘aldım verdim’ davranışlarında pek bir mantık bulunmasa da, olan biteni biz de kolay kabul ediyoruz. Hatta Petzold karakterleri bize tanıtmakta biraz ketum bile davranıyor. Olaylar ve kişiler yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor ama bizleri ikna etmeyi başarıyor. Sanırım bunun altında iki kadının tamamen insani nedenlerle böyle davrandığı sonucu çıkıyor, hatta biraz hüzünlü bile buluyoruz kadınların tuhaflıklarını! Filmin süresi kısa ama hissiyatı ağır, bunu olumsuz anlamda söylemiyorum. Laura ve Betty birbirini tanıdıkça, dış dünyayı kapatıyor yönetmen ve her şey Laura’nın iyileşmesi yönünde planlanıyor.

Laura’nın klasik piyano eğitimi aldığını öğreniyoruz filmin bir yerlerinde, onun dışında kim olduğuna dair pek ipucu yok, Betty’nin ise bir oğlu ve kocası var. Bu iki kadının sakin, pastoral hayatına eril bir enerjinin girmesi başta huzuru bozuyor gibi görünüyor. Kocası Richard (Matthias Brandt) ve oğlu Max (Enno Trebs) aralarına yeni katılan kişiyi şaşkınlıkla karşılasalar da, Max ve Laura’nın birbirine yakınlaşması sonucu dört kişilik bir aile olgusuna evriliyorlar. Bunun biraz da sezgisel olduğunu söylemek mümkün. Tabii bir yandan da şöyle bir durum var; Laura’nın kendisini yeniden yaratma, bulma ya da tanıma hikayesi de diyebileceğimiz bu durum bir şekilde yönetmenin başyapıtı Phoenix’i çağrıştırmıyor mu?

Petzold filmin adı da dahil olmak üzere birtakım referanslar üzerinden çağrışım yapmayı seviyor. Filmin adı Laura’nın bir resitalde çalmak üzere çalıştığı ve Max’ın araba radyosunda duyulan besteci Maurice Ravel’in aynı adlı eserine bir saygı ya da gönderme içeriyor. Alfred Hitchock’un Vertigo’suna da bir anma var, Laura’nın artık olmayan bir kadının yerine geçme fikri de güçlü bir argüman. Ama filmin kendisi de etkili kesitler sunuyor. Laura ve aile arasında kurulan bağın her ne kadar gerçek olmasa da, ikinci bir şans için büyük önem taşıdığı fikrini ulaştırıyor. Her ne kadar zor olsa da dört kişi arasında kurulan bağın belirli bir samimiyet barındırdığına ve herkesin hatalarından ders alıp şansını diri tutma yönünde bir ayna görevi üstlendiğini fısıldıyor.

Patzold bir söyleşisinde Otto Preminger’in Laura filmini referans aldığından bahsediyor, burada yaptığı da özlenen ve ölmüş birinin geri dönüşünün yarattığı hissiyatı anlatmak, o mucizevi anın tanıklığına teslim etmek… Laura filmde solgun bir uykunun içinde gezer gibi, bu da o kanıyı doğrular nitelikte bir uyum yaratıyor kimi zaman.

Petzold duygularımızla iyi oynuyor, sonunu biraz apar topar yapsa da yas duygusunun iyileşmesi için etraflıca yaşanması gerektiğini söylüyor. Bu ailenin, bu kavramla hesaplaşması herkese uymayabilir ama hepimizle bağlantı kurduğu açık!

Daha Fazlasını Göster