Saldırı
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
2,5
Geçer
Saldırı

“Tatmin Etmeyen Bir Kan Banyosu”

Yazar: Onur Çakmak

Bir filmin ardından aklınıza dahil edildiği janra/alt türlerdeki neredeyse tüm kült yapımlardan minik izler kalıyor ancak kısmen temposu ve isimli yan karakterleri dışında konuşacak şey bulamıyorsanız; özellikle de senaryosuyla ilgili ciddi hoşnutsuzluk yaşıyorsanız sanırım bıraktığı intiba pek de güzel değildir. Öte yandan sinematografik anlamda büyük bir beklentiye girmenin de adil olmayacağı Onslaught işte böyle, tumturaklı bir film olarak karşımızda duruyor…

A24

Onslaught aslında ilk bakışta grindhouse sinema tutkunlarının özlemini giderebileceği, “slasher horror” külliyatında da kendisine yer edinebilecekmiş gibi gel gel yapıyor izleyicisine. Bu yorumu yönetmen Adam Wingard’ın yine düşük bütçeyle belli bir başarıya ulaşan diğer filmleri You’re Next (2011) ve The Guest’e (2014) bakarak desteklemek de mümkün. Hatta Wingard, bir söyleşisinde filmin üstü kapalı biçimde The Guest’in devamı niteliğinde olduğunu ve üç filmin aynı tematik evrende kurgulandığını söylüyor. Mevzubahis filmleri izlemedim fakat Onslaught’ın açılışındaki göndermeli kolaj ve yaptığım araştırmalar sonucunda The Guest’le Onslaught’ın ortak noktasının Amerika’nın askeri hülyaları olduğu görülebiliyor.

Film, iki karakter arasında gidip gelen sahnelerle başlıyor ve onların geleceğinde gerçekleşecek, henüz belli olmayan bir olaya doğru geri sayım yapıyor. Senaryoya dair marazlardan biri, açılışta bu tarz numaraları kullanıp büyük konuşması. Six Underground (2019) ve Hit Man (2024) gibi yapımlarda gördüğümüz Adria Arjona’nın karakteri Celeste, bir savaş gazisi ve karavan parkı yöneticisidir; bir süreliğine küçük kızı Daisy’nin (Blake Kennedy) bakım yükünü üstlenmek zorunda kalır. Bu esnada Nazi sempatizanı olduğunu anladığımız bilim adamı Hans Kammler (Dan Stevens) gizli bir hükümet tesisine götürülür; burada üç katil askeri, hedefleri hayatta kalmayana kadar durmayacak acımasız birer “ölüm makineleri” olan, yenilmez süper askerlere dönüştürmek için genetik deneyler yapmaktadır. Hans Kammler’in eşi Hann Kammler rolünde sınırlı bir süre gördüğümüz Rebecca Hall’in de keşke eşinin halet-i ruhiyesini tariflemenin ötesinde bir varlığı olsaymış…

Hikayeye dönersek; bu askeri misyon, bir gövde gösterisi sırasında yenilmez askerlerin Dr. Kammler ve beraberindekileri öldürüp üssün dışına çıkması ve katliam yapmaya başlamasıyla kontrolden çıkıyor. Gizli askeri üste yaşanan ilk aksiyon ve devamında izlediğimiz sahnelerin tümü artık grindhouse sinema özlemi çekenlere geliyor… Kıyametin koptuğu esas mekan karavan parkı. Burada görüntü yönetmeni Oren Soffer’ın parmağının olduğunu düşünüyorum; şöyle ki türün hakkını veren korkunç bir şiddet sahnesi video oyunlarda olduğu gibi FPS yani “birinci şahıs nişancı” gözünden veriliyor. Süper askerler, Celeste’nin yaşadığı yeri ve kızını hedef alıyorlar. Filmin alameti farikası burada; tesadüf o ki, üç yenilmez süper askerden birinin (“The Butcher” rolündeki Alex Pereira) Celeste ile ortak bir geçmişi vardır!

Maalesef bu ikilinin flashbacklerle desteklenen ortak geçmişi ve sonrasında karavan parkında yaşananlar senarist Simon Barrett’in anlatıya güç katmayan, eğreti duran dokunuşlarından biri olarak kalıyor. Fenalıklar devam da ediyor: Hann Kammler tüm bu karmaşayı temizlemek ve örtbas etmekle görevlendirilmiş, kendisine MDMA etkisinde bir hükümet ajanı Cyrus (Drew Starkey) eşlik ediyor. Bu iki karakterin kendi dünyalarına ait kısa sahneler görüyoruz. İkili de dahil herhangi biri için karakter gelişiminden bahsedemiyoruz ama belki buradan bir devam filmi çıkabilir. Bu arada başrol Adria Arjona’yı izlemek gülünç duruma düştüğü sahnelere rağmen güzel.

Sona doğru geleyim. Böyle kanlı bir aksiyon filmini eğlenceli ve hatta keyifli bir şekilde “ahlaksız” hale getirmenin yolları vardır, zira bir “B-movie” bütçesinden ötürü sürekli aksiyon vadedemez. Onslaught’ın net bir sözü de yok. Yozlaşmış bir devlet görüyoruz ancak başka bir sahnede övülüyor, savaş teması ve Gaziler için de durum aynı. Film büyük çatışmalara doğru ilerliyor gibi ancak bu çatışmalar gerçekleştiğinde hiçbiri özellikle heyecan verici, gerçekten gergin değil. Yukarda değindiğim gibi, bu tabloda övgüyü en çok hak eden kişi Reginald VelJohnson, Eric Wareheim ve Michael Biehn’i bir araya getiren, heterojen bir yardımcı oyuncu kadrosu oluşturan casting direktörü Rebecca Dealy’dir!

Wingard’ın aynı söyleşide söylediği gibi Michael Myers ya da Jason Voorhees’i askeri bir figüre dönüştürme fikri daha özenli çalışmayı gerektiriyormuş gibi duruyor. Onslaught, slasher klasiklerinden aldığı emanetleri iyi bir son ürüne dönüştürememiş.

Daha Fazlasını Göster