Fall 2: Ölümcül Tırmanış
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,0
Ortalama
Fall 2: Ölümcül Tırmanış

Yüksek Adrenalin, Yüzeysel Senaryo

Yazar: Onur Kırşavoğlu

2022 yapımı Fall, çürümeye yüz tutmuş 600 metrelik bir radyo kulesinin tepesinde iki kadını mahsur bırakırken minimalist klostrofobiyle akrofobiyi harmanlayan, beklenmedik derecede tıkır tıkır işleyen bir “tek mekan gerilimi” örneğiydi. B-tipi sinemanın en saf, en doğrudan dürtülerine oynayan o yapım, yerçekimiyle yapılan amansız bir kedi-fare oyunuydu. Devam filmi Fall 2: Deadpoint (Fall 2: Ölümcül Tırmanış) ise yönetmen koltuğunu Scott Mann’den devralan Spierig Kardeşler’in (Peter ve Michael Spierig) rehberliğinde, kadrajını paslı bir metal kule kütlesinden Tayland’ın vahşi, sarp kaya yüzeylerine genişletiyor. Başrollerinde Harriet Slater, Arsema Thomas ve Tom Brittney’in yer aldığı devam filminde alan büyüdükçe sinematik gerilim aynı oranda katlanıyor mu, yoksa formülün dikişleri patlamaya mı başlıyor?

Signature Entertainment

Fall 2: Deadpoint, ilk filmin anlatı mirasından beslenerek yola çıkıyor. İlk filmde hayatını kaybeden Shiloh’nun kız kardeşi Jax, yaşadığı travmayı aşmak ve kardeşinin anısını yaşatmak adına Shiloh’nun macera tutkunu arkadaşı Luce ile birlikte Tayland’daki Mount Kwan kayalıklarında riskli bir tırmanışa girişiyor. Aniden meydana gelen bir toprak kayması, ikiliyi yerden yaklaşık 1200 metre yükseklikte, derme çatma bir tahta köprünün ve uçurumun kenarında tek başlarına bırakıyor. Spierig Kardeşler, sinematografik açıdan seyircinin başını döndürmek, avuç içlerini terletmek konusunda oldukça bonkör davranmış. Geniş açı lensler, uçurumun derinliğini vurgulayan dik açı kamera kullanımları ve drone çekimleri yerçekimi hissini son derece yüksek tutuyor. Doğal kanyon yapısı ve havanın kavurucu sıcaklığı, klostrofobik bir açık alan korkusu yaratma konusunda ilk filmdeki paslı kulenin kurduğu klostrofobiyi aratmayacak cinsten.

İçerik anlamında ise film ciddi bocalama emareleri sergiliyor. İlk yapımın en büyük kozu, mekanın daralmasıyla doğru orantılı olarak karakterlerin iç dünyasındaki çözülmeleri doğrudan anlatıya yedirebilmesiydi. Deadpoint ise "daha fazla yüksek hissi, daha fazla sürpriz" kaygısıyla hareket ederken, dramatik yapısını yüzeysel diyaloglara ve oldukça şablonik ve tahmin edilebilir travma çözülmelerine teslim ediyor. Jax ve Luce arasındaki ilişki dinamiği, tırmanış öncesinde ve mahsur kalma anında senaryonun en zayıf halkası olarak göze çarpıyor. Diyaloglar çoğu zaman karakterlerin içsel yolculuğunu derinleştirmek yerine anlatı boşluklarını doldurmaya yönelik tasarlanmış. Seyirci olarak yüksekliğin yarattığı fiziksel tehditle bütünleşsek de üzerinde durdukları kayadan aşağı düşme tehlikesi olan bu iki karakterin varoluşsal krizleriyle tam anlamıyla bağ kuramıyoruz.

Sürpriz gelişmelere ve şoke eden ters köşelere gelince; Yapım, ilk filmin kullandığı akıl oyunlarını neredeyse bir "şablon" olarak kopyalama tuzağına düşmüş. İlk filmde gerçeklik ile halüsinasyon arasındaki çizgi seyircinin zihnini çelmeyi başarırken, Deadpoint aynı numarayı iki katına çıkararak denediğinde ne yazık ki organik bir kırılma değil, kurgusal bir manevra hissiyatı veriyor. Görsel efekt tarafında, pratik çekimlerle CGI entegrasyonu arasında belirgin bir tutarsızlık göze çarpıyor. Yerel mekanın sunduğu doğal doku ve geniş açı çekimlerin getirdiği ferahlık takdire şayan ama bazı kritik aksiyon sahnelerinde devreye giren dijital dokunuşlar, filmin yarattığı o çiğ ve tırnak kemirten hayatta kalma atmosferine zedelenme getiriyor.

Bu noktada yönetmenlerin başarısı devreye girip filmi kurtarıyor. Spierig Kardeşler’in filmografisindeki tür tecrübesi, filmin temposunun sarkmasını engelliyor. 97 dakikalık süresi boyunca Deadpoint, izleyiciyi perdeden koparmayan ritmik bir kurguya sahip. Bir de tabii ki bu yapıma adrenalin ve gerilim beklentisiyle gidenlere istediklerini fazlasıyla veriyorlar. Evet içerikteki sorunlardan bahsettik ama bazı türlerin ya da seri filmlerin buna pek ihtiyacı yoktur, daha doğrusu vaat ettiği esas hissiyatlar yerindeyse içerik çok da önemsenmez. Fall serisi de (üçüncü filmin de geleceğini ön görerek) buna iyi bir örnek. Yükseklik korkusu, hayatta kalma içgüdüsü, adrenalin, gerilim ve diken üstünde bir seyir. Amaç sadece buysa keyfini çıkarabilirsiniz.

Kısacası; Fall 2: Deadpoint, saf bir "yükseklik korkusu / survival-thriller" seyirliği olarak görevini yerini getiriyor. Salondan çıkarken ayaklarınızın yere bastığına şükrettiren, vertigo hissini perdede yakalamayı başaran bir iş var. Ancak tekniğin ve mekansal genişlemenin arkasına sığınırken, dramatik çatışmayı, senaryo işçiliğini ve özgünlüğü ikincil plana atıyor. Kötü bir film mi? Kesinlikle değil. Türün meraklıları için işlevsel bir adrenalin enjeksiyonu. Ancak ilk filmin o taze, iddiasız ve kurşun gibi ağır yalınlığını arayanlar için Deadpoint, ne yazık ki yüksekte ama yüzeysel kalan bir devam halkasından öteye geçemiyor.

Daha Fazlasını Göster