Senaryosunu da...
Ruth Ware'in aynı isimli romanının (2016) Emma Frost tarafından yapılan uyarlaması üzerinden kurgulayarak, Joe Shrapnel ve Anna Waterhouse ile birlik de kaleme alan Simon Stone'un yönetmen koltuğunda da oturmak da olduğu "The Woman in Cabin 10"; işlenen cinayetlerin aydınlatıldığı, biraz garip de bulduğumuz 20. yüzyıl Agatha Christie hikayeleri lezzetindeki, bir dedektiflik draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Neredeyse büyükçe de bir kısmı, kapalı tek bir mekanda çekilen...
Netflix platformu, bu İngiliz filmine biraz daha yakından bakalım...
***
The Guardian'da gazetecilik yapan ve işlerin yoğunluğundan bayağı da bir bunaldığı gözlerden kaçmayan Laura "Lo" Blacklock (Keira Knightley)...
Günün erken saatinde, işyerindeki masasına varıp da koltuğuna oturduğunda...
Bilgisayarının ekranında, Lyngstad Vakfı'nca...
Kendisine gönderilmiş olan bir davetiyeyi fark eder...
***
Ve vakit geçirmeksizin de...
Norveçli bir nakliye firmasının...
Tüm yönetim kurulu üyelerini de...
Norveç'teki bağış galasına götüreceği bu geziden...
Editörü Rowan'a da (Gugu Mbatha-Raw) bahseder...
***
Ardından da...
Rowan'ın itirazlarına rağmen soluğu...
Kendilerini baş hostes Karla'nın (Pippa Bennett-Warner) karşılayacağı...
Aurora Borealis isimli tekne de alır...
***
Ve ilk olarak da...
Diğer konuklardan Adam Sutherland (Daniel Ings) ve Dr. Robert Mehta (Art Malik) ile tanışır...
Ki...
Eski sevgilisi, fotoğrafçı Benjamin "Ben" Morgan'da (David Ajala) oradadır...
***
Elbette...
Richard Bullmer'ın (Guy Pearce), kanserle mücadelesini kaybeden hasta...
Ve zenginliklerinin ana kaynağı da olan mülti milyarder karısı Anne (Lisa Loven Kongsli) için organize ettiği...
Üç günlük bu geziye...
Grace Phillips (Kaya Scodelario), Lars Jensen (Christopher Rygh) ve Danny Tyler (Paul Kaye) ile Heidi (Hannah Waddingham) ve Thomas Heatherley (David Morrissey) çifti de katılmaktadır...
***
Neyse...
Birlikte yaptıkları...
Oldukça samimi bir görüşme neticesinde...
Kendisini, bu üç günlük tura davet edenin...
Ölüme hazırlanan ve bu bağlamda da...
Tüm mal varlığını, kocası Richard'a bırakmak yerine...
Profesyonellerce yönetilecek Lyngstad Vakfı'na bağışlamayı kafasına koymuş haldeki Anne olduğunu anlayan Lo...
***
Günün sonunda...
Suya düşen bir kadının boğulmak da olduğu bir rüyayı görmesinin yanı sıra...
Gecenin bir yarısı...
Kimden ve nereden geldiğini anlayamadığı garip seslerinde etkisiyle...
Bu kabustan uyanır uyanmaz güverteye çıktığında...
Okyanus da yüzen bir bedene rastlamak da çok da gecikmez...
***
Ki...
Kendisine göre de o zaten...
Gün içerisinde tesadüfen karşılaştığı, 10 numaralı kabindeki...
Duştan çıkmış vaziyetteki sarı saçlı ve kapüşonlu olan kadından başkası da değildir...
***
Hal böyle olunca da...
Tüm tekneyi ayağa kaldırmakta da Lo...
Asla tereddüt etmez...
***
Ama...
Ne yazık ki...
Kaptan Addis'in de (John Macmillan) ifade ettiği şekilde...
10 numaralı kabin boştur...
***
Zira...
Orada kalacak olan misafir rezervasyonunu...
İki gün öncesinden iptal etmiş...
***
Hatta...
Yapılan sayımda da...
Gerek mürettebat gerekse de konuk sayıları...
Eksiksiz çıkmıştır...
***
Peki...
Bu durum da...
Gerçek de ne olmuştur...
Yoksa Lo artık...
Hayalmi kurmaya başlamıştır...
***
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarken...
Dakika 30...
***
İşte...
Bu sorunun yanıtının aranarak bulunacağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenilmedik derecedeki, ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran, 62 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,