Çıkışsız Döngü: Exit 8
Yazar: Onur ÇakmakVideo oyunlarından yapılan sinema uyarlamaları genellikle riskli sularda gezinir; çoğu kez oyunun atmosferini beyazperdeye aktarmakta tökezler. Ancak Genki Kawamura, Kotake Create’in aynı isimli kült oyunu "Exit 8"i sinemaya taşırken yalnızca bir uyarlamadan fazlasını veriyor. Bu sene Cannes’da prömiyerini yapan film, oyunla kurduğu neredeyse birebir sadakati, Japon metrosunun kısır döngüleri içinde psikolojik, toplumsal ve kişisel kaygılarla harmanlayarak çok katmanlı bir deneyime dönüştürüyor.
Bir Film
"Exit 8" oyunu, temelde tek bir metro geçidinde sürekli tekrar eden yürüyüşler ve “anomali” avı üzerine kurulu minimal bir deneyimdi. Gördüğünüz bir farklılığı fark edip geri dönerseniz doğru çıkışa bir adım yaklaşırsınız; yanılırsanız başa dönersiniz. Yaklaşık bir saatte tamamlanabilen bu oyun, milyonlarca indirmeyle dijital dünyanın kısa süreli takıntılarından biri haline gelmişti.
Kawamura’nın filmi ise bu temel mekaniği bire bir sadakatle sinemaya taşıyor. İlk bakışta film, bir “full motion video” hissi veriyor; sanki oyun motorunun içinden alınmış sahnelerle, seyirciyi tanıdık ama tuhaf bir gerçeklikte yolculuğa çıkarıyor. Ancak sinema dili devreye girdikçe, bu sadakatin ötesinde katmanlı bir anlatıya doğru açılıyor: "Exit 8" yalnızca “bir çıkışı bulmak” değil, aynı zamanda modern hayatın tekrar eden, tekdüze, kaygı dolu ritminden kurtulmanın mümkün olup olmadığını sorgulayan bir film haline geliyor. (Japonya’nın bu tür atmosferleri yaratma konusunda ne kadar mahir olduğunu görmek için ilgililer Silent Hill isimli oyuna da bakabilir.)
Kawamura’nın geçmişi J-horror geleneğinde değil; yapımcı olarak "Your Name" ya da "Monster" gibi bambaşka türlere imza atmıştı. 2022’deki ilk uzun metraj denemesi "A Hundred Flowers", demansla mücadele eden bir annenin hikayesiydi. Dolayısıyla ondan ani sıçramalar, “jump scare”lerle örülü bir korku beklemek hata olurdu. "Exit 8" de tam da bu noktada kendini farklılaştırıyor: Seyirciyi irkilten değil, yavaş yavaş kemiren, adeta sabır isteyen bir gerilim inşa ediyor.
Film boyunca gerçekten de insanı yerinden hoplatacak tek bir “jump scare” yok. Onun yerine, giderek yoğunlaşan bir kaygı atmosferi kuruluyor: “Burada sonsuza dek sıkışıp kalabilir miyiz?” sorusu, filmin asıl dehşetini oluşturuyor. Geçidin duvarlarından yankılanan bebek ağlamaları, reklamlardaki göz kırpan yüzler, toplumsal normları ve güzellik standartlarını dayatan posterler… Bunların her biri biraz da Japon toplumuna özgü kaygıları işaret ederken, seyircinin zihnine kazınan küçük ama kalıcı rahatsızlıklar inşa ediyor.
Başrolde, Arashi grubunun yıldızı Kazunari Ninomiya yer alıyor. Sırt çantasıyla sıradan bir yolcu olarak başladığı bu yolculuk, kısa sürede paranoyayla yoğrulmuş bir varoluş mücadelesine dönüşüyor. Ninomiya’nın popüler kültürdeki parıltısı, filmin geçtiği mekanın içinde bambaşka bir boyut kazanıyor. Onun yüzündeki şüphe, izleyiciyi de aynı sorulara sürüklüyor: Gördüğüm doğru muydu? Bir şey kaçırdım mı?
Film, oyunda olmayan bir kişisel hikayeyi de Ninomiya’nın karakterine ekliyor: Dışarıda kendisini bekleyen eski sevgilisi ve onun hamileliği. Döngüden çıkmak, yalnızca metrodan kurtulmak değil, hayatına dair bir karar vermek anlamına da geliyor. Bu yan öykü, kimilerine hafif gelebilir ancak sonunda karakterin “çıkış” arayışını daha da göze sokan bir alt metin sunuyor.
Kawamura, sinema salonunu bir tür interaktif etkinlik ortamına dönüştürüyor. Seyirciyi karakterle birlikte her köşeyi dikkatle taramaya, posterlere, ışıklara, figürlere bakmaya itiyor. “Bir şey farklı mı? Yoksa ben mi hayal ediyorum?” sorusu kolektif bir deneyime dönüşüyor. Bu anlamda "Exit 8", modern seyir kültürünün Twitch ve YouTube’daki “oyun izleme” pratiğini sinemaya uyarlayan ilk örneklerden biri gibi.
Kurgunun bilinçli tekrarları bazen sabır sınırlarını zorlayabiliyor. Fakat bu monotonluk aynı zamanda filmin en güçlü silahı; sıkışmışlık, tekdüzelik ve çıkışsızlık hissi ancak bu ritimle seyircinin bedenine işliyor.
Filmin asıl dehşeti, “büyük canavar”lardan çok, “küçük korkular”da gizli. Metro reklamlarında vaat edilen daha iyi maaşlar, çalışana dayatılan disiplin, güzellik standartlarını dayatan afişler… Bunlar sıradan bir yolcunun gözünden bakıldığında fark edilmeyen ama döngü içinde katlanarak büyüyen baskılar. Kawamura, bu ögelerle ulusal kaygıları bir liminal mekanın içine sıkıştırıyor. Toplumsal beklentiler, bireysel çıkışsızlık ve kaybolma korkusu, hepsi aynı koridorda üst üste biniyor.
Filmin görsel tasarımı, oyun motoru estetiğini andıran pürüzsüzlüğüyle dikkat çekiyor. Neon ışıkların parıltısı, fayanslardan yansıyan gölgeler, adımların yankısı. Hepsi hipnotize eden bir gerçeklik yaratıyor. Ses tasarımı da özel bir övgüyü hak ediyor, en ufak uğultu ya da kesintide bile seyircinin dikkati en üst seviyede kalıyor.
Filmin en dikkat çekici unsurlarından biri de müziği. Daha önce birçok filmde, organizasyonda kullanılan Ravel’in Bolero’sunu duyuyoruz. Çok meşhur olması ve her dinleyici için farklı çağrışımlara gebe olmasına rağmen bu tercih filmde başka bir anlam kazanmayı başarmış.
Son düzlükte "Exit 8", bir video oyununun sinemaya bire bir uyarlanabileceğini kanıtlamakla kalmıyor; aynı zamanda bu uyarlamanın yeni bir estetik deneyime dönüşebileceğini gösteriyor. Oyun hayranları için tanıdık “anomaliler” burada sinematik bir hipnozun parçası olurken, oyunu bilmeyenler için film, döngüsel bir kabusun içinden çıkış arayışı olarak işliyor. Kawamura, bizlere yalnızca bir çıkış hikayesi anlatmıyor; aynı zamanda şu soruyu fısıldıyor: gerçekten çıkmak istediğimiz şey yalnızca bir geçit mi, yoksa hayatımızın tekrar eden koridorları mı? Döngüden çıkmak için etrafa dikkatli bakmak gerek, belki de tek anomali insanlığın kendisidir.
Onur ÇAKMAK