Ayrılmaz ikilinin yeni maceraları!
Yazar: Banu BozdemirNirvanna: The Band The Show The Movie filmini anlatabilmek için öncelikle Matt Johnson filmleriyle alakadar olmak lazım. 2013 yapımı The Dirties de tıpkı bu film gibi gerçeklik ve kurgu arasında dolambaçlı bir yol çiziyor ve arkadaşlık konusunda oturmamış ama dürüstlük barındıran bir yapıda ilerliyordu. (Film akran zorbalığı karşısında iki öğrencinin yaşadıklarını ve karşılığında verdikleri tepkileri anlatıyor.) Johnson yaptığı işlerde risk almayı seven, absürtlüğü elden bırakmadığı gibi aralara dokunaklı anları sızdırmayı da başaran bir yönetmen.
Toronto film festival
Birkaç yıl evvel Blackberry filmiyle dikkatleri tekrar üzerine çekti ama Matt Johnson’ın ilk işi dostu Jay Mccarrol ile başrollerini paylaştığı ve kendilerinin kurgusal versiyonlarını canlandırdıkları Nirvanna The Band The Show’du (2007-2009 arası). Bu iş, sonrasında on yıl sonra Spike Jonze’un yönettiği daha büyük bütçeli bir diziye dönüştü. Bu işin özünü söylemek gerekirse bir mockumantary sitcom'u ve bu ikilinin alter egoları… Filmin ismi de ilginç, kapsadığı alanı çoğaltıyor, bir müzik grubu mu, yoksa o grubun filmi mi? Grup gerçekten de var mı? Yoksa hepsi mi? Çok daha fazlası olan film, uzun zamandır Kanada’da favori dizi. Amerikalılar da seviyor, anlayacağınız kült mertebesinde!
The Movie kısmı eklenen film ise ikilinin Toronto’da küçük bir mekan olan Rivoli’de bir konser ayarlamaya çalışırken yaşadıkları maceraları anlatıyor, bu arayış sırasında bir zaman sapması sonucunda 2008 yılına dönüp, o yılların kısa da olsa ambiyansını soluyorlar. Aslında 2008 Rivoli’de sahne almaya karar verdikleri yıl, aynı zamanda arzuladıkları müzik kariyerine sahip olmaları için de bir fırsattır ve o fırsat bir kez daha denenmeyi bekliyor.
Matt daha planlı, Jay onun izinden giden rolünde ama Jay bir yerde ipleri bırakıp, Matt’i geçmişinde bir arkadaş olarak bırakmak için kolları sıvıyor. Bir karavan otobüsünün içinde, bir içecek yardımıyla 2008-2025 yılları arasında mekik dokuyup, en çok istedikleri şeyi yapmanın yolunu arıyorlar. Ama işler umdukları gibi gitmiyor. Birlikte üreten, esprilerinin dozu yerli yerinde bu ikilinin enerjisi gerçekten de hem ekrana hem de perdeye çok iyi yansıyor…
Filmde bazı anların nasıl yapıldığını anlamadığımız durumlar mevcut, örneğin 2008’den kalma görüntülerle şimdiki anların birleştiği görüntüler var bunlar neredeyse kusursuz bir biçimde birbirini tamamlıyor. Yani 2008’de çekilen görüntüleri de kullanabilecekleri bir senaryo oluşturmuşlar, ikilinin gençleştirme efektleri yerine gerçek genç versiyonlarını görmek inanılmaz bir nimet! Etkileyici bir hamle!
Diğer bir gösteri de Johnson ve McCarol’ın CN Kulesi’nden Rogers Stadyumu’na paraşütle atlayarak Rivoli’deki konseri duyurma planları. İzlerken gerçekten çaba harcadıklarını görüyorsunuz ve bir yandan da şöyle bir durum yaratıyorlar: Filmde daha neler göreceksiniz! Hatta Geleceğe Dönüş’e de göndermeler var, sonuçta bu filmin çılgın, farklı ve komik olması için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar! Sonuç: Başarılı.
Blackberry’e tekrar dönecek olursak, daha ciddiydi... Nirvanna komediyi ön planda tutuyor, hatta kameramanları da filmin görünür bir malzemesi haline getirip her yerde gözükmelerini filmin komedisine eklemliyor. Jay McCarrol da filmin müziklerine imza atıyor. Yani ikili film için yeteneklerini, azim ve yaratıcılıklarını sonuna kadar kullanmış ve karşımıza çok parlak olmasa da sempatik ve ikilinin sonuna kadar koşturdukları bir film çıkmış.
Filmin bir dizi geçmişi olduğu için kafalarda önceki bölümlerde ne yaşandı, onları da izlemem gerekir mi diye bir düşünce oluşabilir ama film ilk defa izleyecek olanları da üzmüyor. Elbette eskiye dair geçişler, göndermeler mevcut ama bu seyir zevkini bozan bir şey değil, aksine eskileri de merak ettiren bir merak yaratıyor. Filmin benim için bir numaralı cazip noktası zaman yolculuğunu kullanmış olması ve bu asla bilimsel değil. Aksine ortada kamera yokmuş da gerçekten şaşkınlıkla zaman yolculuğu yapan iki çılgını izliyor gibiyiz, filmin teknik başarısı da filme ayrı bir tat katıyor… Yapay zekanın bu denli yoğun etkisine girdiğimiz bu çağda, yaratıcılık, bağımsızlık, orijinallik ve kocaman bir kalp koyuyor ortaya!