Yan Yana Değil Bire Bir
Yazar: Onur Kırşavoğlu2011 yılında izleyiciyle buluşan Intouchables (Can Dostum) filmi bir fenomene dönüştü ve sinemaseverler tarafından çılgınca karşılandı. Tüm zamanların en iyi filmlerinden oluşan listelere kadar girmeyi başaran film, birçok ülke tarafında da yeniden çevrimiyle adeta onurlandırıldı. Gerçek bir hayat öyküsünden uyarlanan Intouchables’ın nihayet Türkiye versiyonu da yapıldı ve sinemalardaki yerini aldı. Yönetmen koltuğunda Mert Baykal’ın oturduğu Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana filminin başrollerinde ise Haluk Bilginer, Feyyaz Yiğit, Hatice Aslan, Bilge Önal ve Şevval Sam yer alıyor. Film aynı zamanda vizyona IMAX olarak giren ilk yerli film olma unvanına da sahip oldu.
Film, bir kaza sonucu boynundan aşağısı felçli kalan zengin bir aristokrat olan Refik ve yoksul semtlerden birinde büyümüş, sabıkalı ama hayat dolu ve enerjik bir yapıya sahip Ferruh’un arasında gelişen dostluğu anlatıyor. Filmin en temel motivasyon kaynağı da her türlü zıtlığı aşabilen ve sevgiyle yoğunlaşan bu dostluk. Bu dostluk, hayattaki tüm engelleri aşma konusunda da en önemli motivasyonlardan biri olarak betimleniyor. Zaten, sinemada dostluk, çoğu kez hareketin değil durmanın sanatıdır. Birinin yanında her şeyiyle var olabilmenin, anlamadan da anlayabilmenin biçimidir. Gerek orijinal film Intouchables, gerek Yan Yana, bu anlamda modern sinemanın en sahici dostluk hikayelerinden birini anlatıyor. Birbirine neredeyse her anlamda zıt iki karakterin, hayatın boşluklarını birlikte doldurabildikleri o “yan yana” varoluş halini… Fakat mesele, artık yalnızca sınıfsal ya da fiziksel farkların aşılması değil, mesele, duygusal sınırların soyutlaşması, kimliğin eriyip ortak bir ritme dönüşmesi.
Bu tür bir dostluk anlatısında “soyut dışavurumculuk” terimi sadece estetik değil, ontolojik bir meseleye dönüşüyor. Çünkü artık bir dostu “tanımak”, onun hikayesini bilmekle değil, onun sessizliğini taşıyabilmekle ilgili. Film, bu sebeple seyirciye kolay gözyaşı ya da kahkaha değil, ruhsal yankı veriyor. Kendini iyi hisset dedikleri türden bir sonuca ulaşıyor. Refik ve Ferruh arasında acıma duygusu yok, sınıfsal farklılıklar önemsiz, sadece güvende ve rahat hissetmenin o ittirici gücü var. Film boyunca bu his seyirciye de haliyle geçiyor. İlk filmin dünya çapında ses getirmesinin ana sebebi de bu. Herkese dokunur olması! Peki Yan Yana bir uyarlama olarak nasıl ve lokaliz ederken denge güzel kurulabilmiş mi?
Öncelikle ifade etmem gerekir ki filmin ana hatları ve manevraları bire bir aynı. Yani ilk filmi izleyenler hemen her karesinde ne olacağını bilerek izleyecek. Finale doğru önemli bir geçiş ve finalde birkaç hoş değişiklik var evet ama bacağa yanlışlıkla dökülen çay, opera dinlerken gelen gülme krizi ya da arabayı yanlış yere park eden komşu gibi detaylar bire bir aynı. Bu noktada iş biraz Feyyaz Yiğit, Aziz Kedi ve Mert Baykal’ın senaryodaki yeteneklerine yaslanıyor. Ana çatı tamamen aynı olduğu için lokalize etme durumu tamamen Ferruh karakteri üzerinden ilerlemiş. Onun doğup büyüdüğü semtin getirdiği kişilik özellikleri, o bölgenin insanlarının var olma şekli, müzik konusundaki yetenekleri, birbirlerine sesleniş biçimleri, samimi ama kaba tavırları orijinal filmden bize kalan en büyük fark olarak Ferruh üzerinden vuku buluyor. Tabii ki Feyyaz Yiğit, Ferruh karakterini performe ederken biraz bürünmek istediği karakter ve Gibi dizisi arasında kalmış. Bazı sahnelerde Ferruh değil de Yılmaz’ı izler gibi olduk ama zaten izleyicinin isteği de genelde bu. O sebeple çok sorun edileceğini sanmıyorum. Bu arada şunu da çok rahat söylemek gerekir: Bu film, uzun süre sonra gişeye nefes aldıracak ve her tarzda izleyici salonlara koşacak. Haliyle, Intouchables filmini izlemeyen binlerce hatta yüzbinlerce insan yakın zamanda Yan Yana izleyecek. Orijinal filmi izlemeyen, hatta haberi bile olmayan izleyiciler yeni versiyondan haliyle müthiş bir keyif alacak. Zira, güvenli alana ve seyirci dostu senaryoya hiç dokunulmamış ve riske girilmemiş. Olumsuz olabilecek yönlerin tamamı orijinal filmi izleyenler için geçerli. Yani, bu hikayeyi ilk kez izleyenler muhakkak övgülerle karşılayacak.
Feyyaz Yiğit az önce belirttiğim gibi biraz dengeyi kurmakta zorlanıyor ama insanlar onu çok seviyor ve yine bağırlarına basacaklar. Ben zaten kendisinin oyuncu değil bir senarist ya da komedyen olarak hayranıyım. TV şovlarına çıktığı gençlik yıllarından beri şakaları her zaman oyunculuğundan daha iyiydi. Bu filmde de senaryoya kattıkları benim için daha önemli. Haluk Bilginer ise rolünün hakkını her zamanki gibi veriyor. Feyyaz Yiğit’in bir röportajında denk geldiğim ve katıldığım bir görüş var: Ferruh başka oyuncular tarafından da oynanabilir, yine aynı sonuç alınabilirdi ama Refik karakteri kesinlikle Haluk Bilginer olmalıydı. Sanırım ben de bu görüşle salondan ayrıldım. Diğer oyunculardan da sırıtan ya da filme gölge düşürecek bir performans sergileyen olmayınca filmin keyfini yaşamak kalıyor izleyiciye. Bu arada Yan Yana, IMAX olarak vizyona giren ilk yerli film. Bu unvanı bu filmin alması biraz şaşırtıcı oldu. Zira, normal ama teknik olarak iyi bir salonla IMAX salon arasındaki farkı neredeyse hiç hissettirmeyecek bir yapım bu ama olsun, IMAX teknolojisiyle de bir çok insan yeni tanışacak ve memnun kalacaktır diye düşünüyorum.
Velhasıl, Yan Yana kendini iyi hisset kategorisine ait, süresini hissettirmeyen, hiçbir zaman pes etmemeyi bir kez daha izleyiciye fısıldayan eğlenceli ve dokunaklı bir film. Belirttiğim üzere hikayeyi hiç bilmeyenler zaten büyük keyif alacak. Bilenler için çok yeni bir şey yok ama lokalize dokunuşlarla hikayeyi bir kez daha izlemenin vereceği deneyim de en azından sıkmayacak, akıp gidecektir. Herkese iyi seyirler.
Onur Kırşavoğlu