Senaryosunu da kaleme alan Ömer Uğur'un, yönetmen koltuğunda da oturmak da olduğu "Eve Dönüş"; 100 yıllık Cumhuriyet mücadelesi tarihindeki, "en önemli" kırılma anlarından birisine tanıklık edilen...
İç acıtan görüntülerle dolu bir dönem draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde...
Son derece haklı bir biçimde...
Sibel Kekilli'ye "En İyi Kadın Oyuncu", işkenceci polis komiserini canlandıran Civan Canova'ya da "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödüllerini kazandıran bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
- Eylül başları 1980, İstanbul -
Gecenin, ağırlaşarak ilerleyen saatlerinde...
Güncel olarak sokaklar da...
Duvarlara yapılan, alışıldık nitelikteki bir yazılama ve afişleme çalışması esnasında...
Ellerindeki malzemelerle...
Ani bir polis baskınına maruz kalan sol görüşlü gençler...
Kaçarlarken, öncesinde el koydukları gece bekçisinin silahıyla...
Polisle çatışmaya girdiklerinde...
***
Dışarıdan gelen sesler üzerine...
TV izlerken uyuya kalan Mustafa'da (Memet Ali Alabora) birden uyanarak...
Oda da yanmak da olan ışıkları ve açık kalan TV'yi de kapattığı gibi...
Pencereden de olan bitene...
Göz ucuyla, şöyle bir bakar...
***
Ardından da...
Yürüyerek durağa gidip servis otobüsüne binerek...
Çalışmak da olduğu tekstil fabrikasının...
Gece vardiyasında işbaşı yaparken...
***
Yeni satın aldıkları ve kendilerince...
Paha biçilemez değerdeki CRT nitelikteki televizyonun borçları nedeniyle...
Sürekli fazla mesai yapan, kendisiyle farklı vardiyadaki karısı Esma (Sibel Kekilli) ile hiç görüşemiyor olmalarının yanı sıra...
Küçük kızları Elif'in de (Gizem Taştan)...
Anneannesi (Perihan Savaş) ve Kore gazisi dedesi Sacit (Savaş Dinçel) ile beraber yaşamak mecburiyetinde kaldığını...
***
Fabrikadaki, yoğun sendikal ve siyasal örgütlenme girişimlerine rağmen Mustafa'nın...
Arkadaşı Cahit'le (Cengiz Küçükayvaz) beraber...
Sendika baş temsilcisi Nuri'yi de (Necmettin Çobanoğlu) kızdırmak pahasına...
Sendikadaki toplantılara katılmak yerine kahvehanede okey oynayıp...
Ziyadesiyle apolitik takıldıklarını...
***
Ama...
İşin daha da kötüsü...
Mustafa'nın başının...
Bir yıldır kendilerini tahliye etmek isteyen ev sahibi Mahmut (Can Kolukısa) ile dert de olduğunu da öğreniriz...
***
Derken...
Yaklaşık bir aydır...
Para biriktirmek gayesiyle...
Vardiya, vardiya...
Ve...
Mesai, mesai koşuşturmaları sebebiyle...
Bir türlü bir araya gelemeyen Esma ile Mustafa geceyi birlik de geçirip...
Güzelce bir hasret giderirlerken...
***
Aynı gece...
Yani 12 Eylül 1980 gecesi, sabaha karşı...
Ülkede askeri bir darbe yapılarak yönetime el konulur...
***
El konulur konulmaz da...
Ertesi işbaşı günü sendikacı Nuri ve Güler (Seçil İssi) ile...
Bu tür işlerle yakından ilgilen öteki işçiler...
Fabrikanın kapısındaki kimlik kontrolünde, birer birer göz altına alınarak...
Askeri araçlara doldurulurlarken...
***
Çok geçmez...
Asılsız bir ihbar sonrasında...
Gece yarısı yapılan bir polis baskınıyla da...
Karısı ve korkarak ağlayan kızının gözleri önünde...
Örgüt üyesi, solcu teröristlerden "Şehmus" olduğu suçlamasıyla...
Yaka paça tutuklanan Mustafa'da...
İşkence edilerek sorgulanmak amacıyla emniyete götürülür...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 31...
***
Elbette Ömer Uğur'un...
Benzer nitelikteki bir faşizan vahşeti...
Pinochet Şili'sindeki, "Tony Manero" (2008), "Post Mortem" (2010) ve "No"dan (2012) oluşan muhteşem bir üçlemeyle...
Tüm dünyanın gözlerine sokabilen, Pablo Larraín kıvamındaki bir sinemacı olmadığını biliyoruz...
***
Fakat yine de...
12 Eylül günlerinin psikolojisinin, sadece sınırlı bir kesimiyle de olsa yeterince hissettirildiğini düşündüğümüz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; sıkılmadan izleyeceklerinden kesinlikle emin olduğumuz...
70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,