Ulak
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
4,0
Çok İyi
Ulak

Ulak Kim?

Yazar: Bige Akdeniz

Türk Sineması'nın uzun senelerdir içinden çıkamadığı durum, teknik hatalar, senaryo zaafları ya da görsel yetersizlikler değil bence... Tabii ki bunlar da önemli etkenler. Ancak kötü bir örneğe baktığınızda, en belirgin defosu, keskin ruhsuzluğudur kanımca. Beyazperdeden sızıp içinize akan filmler, arkalarında peşine takıldığınız izler bırakırlar.

Hele ki fantastik bir film yapıyorsanız, bu ruhsallık daha da önem kazanıyor. Bunun içine bir tutam tarih, din, gerilim atın. Daha da zorlaşır işiniz. Her türün farklı bir ruh hali gerektirdiğini biliyoruz. Din temalı bir filmde, mistik bir atmosfer beklentisine girersiniz; tarihi bir filmde epik yaklaşımlar şarttır. Fantastikte ise boyut atlatan bir havası olmalıdır filmin. Masal anlatıyor ise, kötüler ve iyiler olmalıdır peşlerine takılabileceğiniz. Kısacası, hangi tür olursa olsun, illüzyonun gücü (ruhsallığı), o filmin inandırıcılığını ve etkisini de belirler diye düşünüyorum.

Çağan Irmak farklı türleri (yukarıda adı geçen) birbirleri ile karıştırarak ilginç bir film ortaya çıkarmış. Kanımca Ulak, tüm sinemasal yetersizliklerine rağmen, etkileyici bir ruha sahip. Baştan beri izleyiciyi yakalayabilen ve içine çeken masalsı atmosferinin yanında, başka türlerin ruhlarını da barındırıyor. Yan öyküleri ile farklı türlerin içine dalıp, onların kıvamlarından da faydalanıyor. Açıkçası Irmak'ın yarattığı köylerde ya da mekanlarda dolanmaktan çok zevk aldım. Bizim öncemiz gibi duran bir tarihte, bir dinin doğuşunu anlatan mistik yan hikaye ise (her ne kadar ayarı kaçmış olsa da) bizim zamanımızda dinin geldiği konuma dair çok şey söyleyebiliyor. 

Irmak'ın kendi filminin ruhuna zarar verdiği noktalar bence Türk Sineması'nın genel yetersizlikleri ile örtüşen noktalar. Mesela nedense bir dozaj hatası vardır senelerdir sinemamızda. Sayısız Türk filminde dozajı kaçmış ve bu sebepten de yapaylaşmış sahnelere rastlarsınız. Irmak'a da bu virüs bulaşmış gibi. Oyunculukta fazla dramatikleşme (özellikle ana kahramanların performanslarında), diyaloglarda fazla bir açıklama ihtiyacı, ya da mizansende fazla bir vurgulama ihtiyacı film boyunca göze çarpıyor. Bunun panzehiri nedir bilmem ama umarım yakında bulunur.

Irmak'ın köyünde olabildiğince ülkemin gerçekliklerinden uzaklaştığımı hissettim. Bizi bu zamandan ve bu mekandan, bilinmeyen bir zamana ve mekana götürmesi ile fantastik sinemanın Türkiye'de yapılabilirliğini kanıtlaması açısından da, Çağan Irmak takdir edilmeyi sonuna kadar hak ediyor. Kabul edelim ki, kemikleşmiş gerçeklerin her gün sert bir şekilde gözümüze vurulduğu bir ülkede yaşıyoruz. Eğitimimiz ezber, ya da hazır bilgi üzerine.

Farklı şeyler üretmeye koşullamıyor bizi ailelerimiz. Bu yüzden de eminim ki çoğumuz için hayal kurmak kolay değil.

Çağan Irmak bu açıdan zor bir işi başarıyor. Birbirinin içine geçmiş masallar arasında kayarak dolaştırıyor bizi. Bir gezginin gözünden bir köyün gizeminin keşfine koyuluyoruz. İyi ile kötünün her zaman var olacağına ve mücadele edeceğine inandırılıyoruz. Çocukların her zaman masalların kahramanları olacaklarına ve fareli köyün kavalcısına yakalanmamak adına, onları anne babalarının hatalarından korumaya söz veriyoruz. Kötülük bize dokunmuyor diye susmamamız gerektiğini hatırlıyoruz. İşte masalın gücünden faydalanabilen bir filmin farkı.

Irmak yarattığı sıkı atmosfer ile bizi bir serüvene çıkarıyor. Daha iyisini yapabilirmiş desem de filmin sonunda, bu film bir fantastik keşiftir Türk Sineması açısından. Bir adım daha atıldı sık örülü bir ormana ve yol aralandı sonradan geleceklere diye düşünüyorum. Ulak geldi!

Daha Fazlasını Göster