Senaryosunu da...
Jon Watts ile birlikte yazdıkları hikayeden uyarlayarak Guy Busick ile Lori Evans Taylor'ın kaleme aldıkları...
Ve yönetmen koltuğunda da...
Zach Lipovsky ile Adam B. Stein'ın oturmakta oldukları "Final Destination: Bloodlines"; Los Angeles Sinema Okulu standartları çerçevesinde değerlendirdiğimizde...
Korkunun, "Gore (Splatter)" alt kategorisindeki...
Gizemini de uzunca bir süre koruyan...
Bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
2000, 2003, 2006, 2009 ve 2011 tarihli ilk beşinin ticari başarısı üzerine çekilen...
"Final Destination" serisinin...
Yapımcılarının tahminlerini yanıltmak yerine...
Benzeri bir başarının, hem de ziyadesiyle yeniden tekrarlanıldığı...
Görselliği ile de göz boyayan...
Bu altıncı filmine de biraz daha yakından bakalım...
***
1968 yılında bir iki aylık hamile durumdaki Iris Campbell (Brec Bassinger)...
Kendisine bir hoş bir sürpriz yapıp...
Evlilik teklifinde de bulunmak isteyen erkek arkadaşı Paul Campbell (Max Lloyd-Jones) tarafından otomobiliyle...
Gözleri kapalı bir biçimde...
***
150 metre yükseklik ve 9 bin ton ağırlığındaki...
Çelik, güçlendirilmiş beton ve camdan yapılma...
"The Skyview" adlı bir kulenin açılış gecesine götürülür...
***
Varıldığında da önce...
Asansörle çıkılan, çatı kattaki restoran...
Sonra da...
Onun da üstündeki, teleskopla kenti gözetleme kısmına geçilir...
***
Ve...
Paul'ün Iris'e evlenme teklif edip...
Parmağına yüzüğü taktığı anda da...
Güvenlik görevlilerinin uyarılarına aldırmayan bir velet (Luke Alfred Bateman)...
Elindeki madeni (cent/penny) parayı...
Aşağıya fırlatıverdiğinde...
***
Söz konusu madeni para...
Rüzgarın da etkisiyle...
Yere düşmek yerine doğrudan isabet edeceği kulenin iç mekanizmasında...
Geri dönüşü mümkün olmayan...
Bir felaketle neticelenmesine yol açarken...
***
Paul ve Iris'de dahil...
Kulede bulunanların tamamı da...
Hayatlarını kaybederler...
***
Ki...
İşte bu...
Yani o kendini bilmez ve söz dinlemez veledin fırlattığı penny'nin sebep olduğu felaket...
Aradan yaklaşık elli yıl geçmiş olmasına rağmen...
Şimdi de, hemen her yerde...
İki aydır rüyalarına giren...
Iris'in torunu, üniversite öğrencisi Stefani Reyes'in (Kaitlyn Santa Juana)...
Adeta kabusuna dönüşmüştür...
***
O nedenle de...
Bütün bunlara bir son noktayı koymayı uman Stefani soluğu...
Yurttaki oda arkadaşının da önerisiyle...
Bir takım cevaplara ulaşabileceğini düşündüğü...
Howard (Alex Zahara) dayısının evinde alır...
***
Zira onunla...
Halen yaşamını sürdürmeye devam etmesine ilaveten...
Kafayı yediği gerekçesiyle...
Akrabalarından hiç kimsenin kendisiyle görüşmek istemediği...
Büyükanne Iris (Gabrielle Rose) hakkında konuşacak...
***
Olmadı doğrudan...
Kendisinin ziyaretine gidecektir...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 30...
***
İzleyenin kanını, kıpır kıpır kıpırdatan filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; post prodüksiyondaki, yeşil perde ve görsel efekt destekli teknolojik sinema şovunun sürdürülmeye devam edildiği...
Sürpriz bir finali de bünyesinde barındıran, 90 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,