Bu akşam sırada 1 milyon dolar gibi son derece mütevazı bir bütçeyle çekilen bir Netflix filmi var: “The Invitation”…
Bir akşam yemeği davetinde yaşanan gerilim dolu anların anlatıldığı filmin senaryosunu, Phil Hay ile Matt Manfredi birlikte yazmış, yönetmen koltuğunda da Karyn Kusama oturmuş…
Bütçesi kadar oyuncu kadrosu da mütevazı olan ve sinema salonları yerine ağırlıklı olarak festivaller, DVD - Blu-ray sürümleri ve internet üzerinden izleyicisiyle buluşan filmin, 6.7/10 (57.620 oy) ve 3.6/5 (12.901 oy) olan IMDB ve Rotten Tomatoes izleyici puan ortalamalarıyla 7.5/10 (91 yorum) ve 74/100 (21 yorum) olan Rotten Tomatoes ve Metacritic yorum ortalamaları oldukça iyi…
Her nedense sinemada gişe yapma şansı bulamayan ama sinema salonları dışında izleyicisiyle buluştuğu her ortamda beğeni toplayan bu filmi, izleyici ve özellikle de profesyonel sinema yorumcuları açısından cazip kılan unsurların neler olduğunu anlayabilmek için filme biraz daha yakından bakalım…
Ancak buna geçmeden önce işe bir durum tespiti ile başlayalım:
Şöyle ki, her yanı sıkı sıkıya kilitlenmiş çok aydınlık olmayan hatta neredeyse loş sayılabilecek kapalı tek mekân da ve akşam yemeği atmosferinde geçen bir filmin, bu kadar beğeni alması için dört ana unsurun bir arada, mutlaka çok iyi olması gerekir...
Neler mi bunlar?
Elbette, oyunculuk, kamera, kurgu ve hikâye…
İsterseniz işe, çoğunu TV dizilerindeki irili ufaklı rollerden tanıdığımız oyunculardan başlayalım…
Bize göre, Eden karakterini canlandıran Tammy Blanchard’ın biraz ağdalı ve yapış yapış bulduğumuz performansına rağmen başta, özellikle üzerindeki tedirginliği bir türlü atamayan ve bu tedirginliği çevresindekilere de sürekli yansıtan Will rolündeki Logan Marshall-Green ve bir şeyler sakladığı ama belli etmemeye çalıştığı her halinden belli olan David rolündeki Michiel Huisman olmak üzere kadrodaki bütün oyuncular oldukça iyi iş çıkartmışlar…
Daha önce “Goon” (2011) ve “A Dark Truth” (2012) gibi başarılı işlere de imza atmış olan görüntü yönetmeni Bobby Shore’un çekimleri için de olumsuz herhangi bir şey söylemek mümkün değil… Aynı şey, henüz dördüncü uzun metrajlı sinema filmi olmasına rağmen Kusama’nın kusursuz kurgusu için de geçerli…
Gelelim filmin hikâyesine… Aslında bu, özellikle de Amerikalılara çok da yabancı olan bir hikâye değil… Yazılı basında ve televizyonlarda, her gün değilse bile sıklıkla rastlanabilen tarikat hikâyelerinin değişik bir çeşidi…
Hal böyle olunca da; yani iyi oyunculuk, iyi kamera ve iyi yönetmen kurgusu, iyi de olan bir hikâye de bir araya getirilince, doğal olarak ortaya çıkan sonuçta iyi olmuş…
Bazılarınca biraz “yavaş” ilerlediği için eleştirilen “iki sürpriz finalli” (evet yanlışlık yok yazıyla ve rakamla iki /2) bu psikolojik gerilimi biz, büyük bir ilgi ve keyifle izledik… Umarız sizler de sever ve aynı keyifle izlersiniz…
Son bir not:
Tüm hakları bize ait olan bu yorumun orijinali; bir başka mecrada tarafımızca, 17 Temmuz 2018 günü saat 01.09’da yazılarak paylaşılmıştır...