Senaryosunu da...
Gianni Romoli ile birlik de kaleme alan Ferzan Özpetek'in yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Harem Suare"; hemen her açıdan, "ziyadesiyle abartılı" ve hatta, birkaç adım daha öteye gidilerek...
Ondan, beklenilenden fazlasıyla "ağdalı" olarak kurgulanılmış...
Tarihi (olduğunu düşündüğümüz) bir drama olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Türk, İtalyan ve Fransız ortak yapımı olarak lanse edilen bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
Açılış sahnesinde film...
Sultan Abdülhamit'in (Haluk Bilginer) sarayında...
Harem'indekilerle beraber, keyfine uygun bir finali de bünyesinde barındıran La Traviata operasını izlediği bir sahne ile başlarken...
***
Eğer gerçekten de...
Filmin herhangi bir yerinde adı geçmese...
Filmografisindekilerin, tek bir tanesi dahi "atlamamış/kaçırmamış" birisi olarak, net bir biçimde buradan, açık ve net bir ifadeyle iddia ediyoruz ki...
Kesinlikle Ferzan Özpetek'e ait olduğunu fark edemeyeceğiniz, "şok" derecede çarpıcı nitelikteki bir film olarak perdeye yansıdığını görüyor...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş...
Ve üstelik de...
Tüm uyarılarımıza rağmen seyretmeye de devam edecek olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için...
Ferzan Özpetek hayranı birisi olarak üzülerek de olsa...
Kendi anlatımımızı da...
Burada noktalıyoruz...
***
Devamında ne olduğunu bilmediğimiz gibi merak da etmediğimiz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; fazlasıyla gereksiz bulduğumuzu yinelemek de ısrarcı olacağımız...
Ve en azından bizim açımızdan...
Zaman israfından öte, pek bir şey ifade etmediğini de belirteceğimiz...
100 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,