“Hayat Kadar Gerçek”
Yazar: Onur KırşavoğluMerakla beklenen ve James Gunn’ın yönetmen koltuğunda oturduğu yeni "Superman", nihayet salonlardaki yerini aldı. Filmin başlıca rollerinde yeni Superman David Corenswet, Rachel Brosnahan, Nicholas Hoult, Edi Gathegi, Skyler Gisondo, Sara Sampaio ve Alan Tudyk yer alıyor. DC evrenini baştan şekillendirmeye çalışan büyük bir projenin ilk halkası olarak karşımıza çıkan film, yeni bir Superman’le, yeni bir dünyayla ve bambaşka bir anlatıyla karşımıza çıkıyor. Superman’in yenilmesiyle ilk kare karşımıza çıkıyor ve bu anlatı hemen bizi içine almayı başarıyor. Filmin hem görsel ihtişamı hem de politik alt metinleriyle öne çıktığını da belirtmek gerek. Klasik Superman anlatılarını yerinden eden film birçok açıdan tartışma da yaratacak, ama her şeyden evvel büyük bir eğlence vaat ediyor.
DC
Superman, Kal-El'in yalnızca Dünya’yı kurtaran bir süper kahraman değil, aynı zamanda göçmenlik, aidiyet ve ikili kimlik üzerine kurulu bir metafor olduğunu açıkça vurguluyor. Krypton’dan gelen bir “öteki” olarak Superman, bu filmde daha insani bir krizle yüzleşiyor ve ne kadar kurtarıcı olursa olsun, bir türlü tam anlamıyla kabul görmeyen biri olarak çiziliyor. Bu yaklaşım, özellikle günümüz Batı dünyasındaki göçmen krizlerine paralel bir bağ kuruyor. Filmde Metropolis’e yapılan uzaylı saldırısının ardından oluşan toplumsal paranoya, birçok izleyici ve yorumcu tarafından İsrail-Filistin ya da Rusya-Ukrayna gibi çatışmalara gönderme olarak yorumlanacaktır. Ancak film, bu savaşları doğrudan yansıtmaktansa, evrensel bir “ötekileştirme” eleştirisi sunuyor. Bu sayede politik tavrını didaktik olmadan kurmayı başarıyor. Bu noktada, çuvaldızı kendine de batırıyor ve savaşların, silah ticaretinin ve gizli emellerin gölgesindeki Amerikan emperyalizmi de hikayeden nasibini alıyor ama sonunda her şeye son veren de Amerika oluyor. Bu açıdan farklı görüşlerle salondan ayrılan ve politik olarak tatmin olmayan izleyiciler olacaktır. Bu tartışma uzun süre devam edecek gibi duruyor.
Clark Kent karakteri, bu filmde geleneksel ahlaki idealizmini korurken, çok daha kırılgan ve sorgulayan bir yapıda. Bu da karakter derinliği sağlıyor. Eski filmlerdeki "her şeyi bilen, her şeyi çözen" tanrısal figür yerine, burada zaman zaman ne yapacağını bilemeyen, hatalar yapan bir kahramanla karşılaşıyoruz. Bu da onu hem daha çağdaş hem de duygusal anlamda daha katmanlı kılıyor. Zaten filmin can alıcı noktalarından birinde hatalar yapan bir insan olduğundan kendi de bahsediyor. Seri için önemli bir yenilik ve izleyicinin hoşuna gideceğini düşünüyorum. Kötü adam Lex Luthor da klasik “dünyayı ele geçirme” saplantısından çok, medyayı ve toplumsal korkuları manipüle eden bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşım, günümüz popülizm tartışmalarına da açık bir gönderme içeriyor. Filmin en çarpıcı güncellemelerinden biri, sosyal medya aracılığıyla kahramanlık algısının nasıl şekillendiğine dair yaptığı eleştiriler. Superman’in attığı her adımın viral hale gelmesi, toplumun onu nasıl yücelttiği ya da bir anda nasıl düşmanlaştırdığı, günümüz sosyal medya dinamiklerini birebir yansıtıyor. "Görünür olmak" ile "anlaşılmak" arasındaki gerilimi oldukça etkileyici bir şekilde perdeye taşıyor.
Yeni Superman rolünde izlediğimiz David Corenswet, karaktere hem fiziksel hem duygusal açıdan uyum sağlıyor. Ne Henry Cavill kadar karizmatik ne de Christopher Reeve kadar naif; ancak kendine özgü bir samimiyet ve inandırıcılık taşıyor. Rachel Brosnahan’ın canlandırdığı Lois Lane ise sadece aşk ilgisi konumunda değil, hikâyenin etik pusulası haline geliyor. İkili arasındaki kimya, filmin dramatik yapısını güçlü kılan öğelerden biri. Nicholas Hoult’un kötü adam komposizyonu da gayet başarılı. Tam da hikayeye uygun olarak kötü adamdan çok bir borsa simsarına benziyor ama bu benzeme, hikayenin sosyal medya tabanlı geldiği noktaya tam anlamıyla uymuş durumda. Diğer oyuncular da üzerine düşeni yerine getiriyor. Teknik açıdan bakıldığında ise film sağlam bir işçilik sergiliyor. Özellikle ilk uzaylı saldırısının yaşandığı sahne, ses tasarımı ve görsel efektlerin kusursuz senkronuyla dikkat çekiyor. Kamera hareketleri akıcı, renk paleti ise DC’nin önceki karanlık tonlarını terk edip daha umut dolu bir dünyaya geçişi işaret ediyor. Zaten, eğlence dozu yüksek, çizgi roman havasını bol taşıyan seçimler var. DC; daha önce deneyip çok başarılı olamadığı Marvel tarzı estetikte bu kez geçer not alacak gibi gözüküyor. DC evrenindeki o sinematik dokunuşları ve karanlık anlatıları seven izleyiciler ise biraz hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu arada sinema tarihine göndermeli sahne tasarımları da filme büyük katkı vermiş. Kısacası, film her ne kadar ağır alt metinler barındırsa da, blockbuster ruhunu da dibine kadar yaşatıyor. Mizah dozajı iyi ayarlanmış, aksiyon sahneleri temposunu düşürmeden ilerliyor.
2025 yapımı "Superman", sadece bir süper kahraman filmi olmanın ötesine geçerek, çağımızın en temel meselelerine dokunan bir yapıma dönüşüyor. Hem politik hem duygusal hem de teknik anlamda güçlü bir yeniden doğuş sunan bu yapım, Superman külliyatına yeni bir soluk getiriyor. Herkesin kendine ait bir Superman’i olabilir ama bu filmdeki Superman, belki de ilk kez herkesin hikayesine dokunabilecek kadar insani ve bir o kadar da karmaşık!