Hesabım
    Fabelmanlar
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    4,0
    Çok İyi
    Fabelmanlar

    Yeryüzündeki En Büyük Gösteri

    Yazar: Onur Kırşavoğlu

    Sinema tarihinin en çok konuşulan yönetmenlerinden olan, başyapıtları kadar sevilmeyen filmleri de mevcut olan ve hemen her yıl bir film çeken Steven Spielberg, bu kez otobiyografik bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Çoğu filminde olduğu gibi, yine Oscar tahminlerinde üst sıralarda yer alan The Fabelmans filmiyle vizyondaki yerini alan Spielberg, çocukluk anılarından, sinema tutkusundan ve ailesinin yarattığı travmalardan besleniyor. Film, sinemanın gücünü ve büyüsünü peliküle son derece etkili taşıdığı için yakın tarihteki en iyi filmlerinden birine imza atıyor. Filmin başlıca rollerinde Michelle Williams, Gabriel LaBelle, Paul DanoSeth Rogen ve Judd Hirsch gibi isimler yer alıyor. Spielberg’e çoğu zaman olduğu gibi John Williams’ın harika müzikleri ve Tony Kushner’ın metinlerinin eşlik ettiğini de hatırlatalım ve filme geçelim. Spielberg; Cuaron’un Roma’sı, Inarritu’nun Bardo’su, Branagh’ın Belfast’ı ve Sorrentino’nun The Hand of God’ı gibi otobiyografik bir hikaye anlatmayı seçerek, sinema tutkusunun nereden geldiğini izleyiciye aktarıyor ve aile meselelerini de bu anlatıya dahil edince, kendisini 50 küsür yıldır taşıyan sinema izleyicisine bir anlamda içini açıyor. The Greatest Show on Earth’le gelen ilk sinema deneyiminden setlerde çalışan akrabasının anılarına, anne ve babasının sorunlarından, okulda arkadaşlarına yaptığı özel gösterimlere kadar çocukluğunun ve ilk gençlik yıllarının ilk adımlarını bizimle paylaşıyor. Elbette sosyal statü ve ailesinin yarattığı travmaları da hikayesine eklemekten geri kalmıyor. Bunları yaparken de normale başvurduğu fantastik ya da biraz yüksek perdeden sevdiği akış numaralarına hiç girmiyor ve sinemaya olan sevgisini, sinemanın en saf haliyle anlatıyor ve bu da filmin gücünü fazlasıyla artırıyor. Zaten, Spielberg ne zaman daha saf bir sinema yapmayı seçse ortaya başyapıt ya da yakın filmler çıkıyor. Schindler’s List ve son dönem kotardığı Bridge of Spies, Lincoln gibi filmler çok güzel birer örnek olarak karşımızda duruyor.

    Spielberg’in orta sınıf ailesinin dertleri, boşanmaya giden bir süreç ve kişilik farkları, anlıyoruz ki çoğu çocuğun aksine Spielberg’in dahiyane yönüne destek olmuş. Daha ilk sahnede bir sinema filminden bahsederken, mekanik düşünen mühendis babanın saniyede 24 kare hızından bahsetmesi ve daha eğlenceli ve sanatçı ruhlu annenin “filmler, rüyalar gibidir” demesi bu farkın hikayede epey etkili olacağını izleyiciye gösteriyor. Spielberg, dini inançları gereği dışlanmaları hakkındaki diyaloglar eşliğinde, başkasına aşık annesi ve naif (ve belki de sıkıcı) babasının olduğu bir atmosferde, yaş ilerledikçe kendi gerçekliğini sinemada buluyor. Bu anlar, Spielberg tarafından oldukça soğuk ve duygudan yoksun veriliyor. Çünkü, karmaşık bir durumdaki ergen bir çocuğun da hikayesi bu aynı zamanda. Elbette, kurtuluş sinemanın büyüsünde... Kahramanın sonsuz yolculuğundaki gibi devreye setlerde çalışan Boris Amca giriyor ve ona gereken yolu gösteriyor. Spielberg’in ve bir dehanın yolu da burada başlıyor. Arkadaşlarıyla yaptığı denemeler, annesiyle yaptığı videolar ve okulda arkadaşlarını kullanarak ortaya çıkardığı çalışmalar onun ödüllerle dolu yolculuğunun başlangıcı oluyor. Speilberg, sonraki yılları bütün dünyayı mest edecek teknik becerilerinin kökenlerinde neler yaptığını da izleyiciye gösteriyor. Bu, kendine karşı bir övgü olarak da alınabilir, bir ilham kaynağı olarak da... Bu biraz da seyirciye kalmış. Tıpkı, anne babası ve diğer her şeyle boğuşan genç bir insanın seçtiği yol gibi... Usta yönetmen, bu kısımlarda işi seyirciye bırakıyor ama değişen hayatlar, travmalar ve sosyal zorluklar altında da elinden gelenin en iyisini nasıl yaptığını gösteriyor. Anne ve babasıyla ilgili kısımlar ise yıkıcı yönlerini gösterse bile biraz affedici. Spielberg, dozunu öyle iyi ayarlıyor ki hem teşekkürünü hem de affedici yönünü, finale giden yolda ortaya koyuyor. Final demişken John Ford sekansı ve David Lynch performansı hemen herkesi hem duygulandıracak hem de epey eğlendirecek cinsten.

    Son tahlilde, The Fabelmans’ın Spielberg’in 2000’li yıllarda çektiği en iyi filmlerden biri olduğunu, en iyi demesek bile en yakın hissedeceğimiz ve en samimi filmi olduğunu söylemek mümkün. Sinema tutkusu ve sevgisi barındıran herkesin yüzünde gülücükler açacağı da kesin. Bir de zaten Spielberg sineması hayranıysanız salondan pek mutlu ayrılacağınızı söyleyebilirim. Oscar konusunda ise filmin şansı epey yüksek. 6-7 adaylık neredeyse garanti gibi. Michelle Williams ve Judd Hirsch yardımcı oyuncu kategorilerinde ilk beşe girebilirler. Bunların kaçında ödüle uzanır, Spielberg yıllar sonra bir yönetmen ödülü daha alır mı bunu yakında göreceğiz ama sinema sevgisi ve büyüsü için The Fabelmans’ı imkanınız varsa sinemada izleyin....

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top