Hesabım
    Ayrı Dünyalar
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,5
    İyi
    Ayrı Dünyalar

    Ayrı gayrı...

    Yazar: Banu Bozdemir

    (Filmle ilgili ipuçları içerir)

    Between Two Worlds / Ayrı Dünyalar yazar ve yönetmen Emmanuel Carrère ellerinden çıkma harika bir sosyal adaletsizlik ve kimlik eleştirisi filmi. Filmle ilgili bir şey bilmeden gidenler inanılmaz keyif alacakları, bir parça şaşıracakları ve yine Juliette Binoche’un oyunculuk performansını takdir edecekleri bir film izleyecekler. Filmde sadece Binoche değil ona eşlik eden amatör kadın oyuncular da çok iyi…





    Ayrı Dünyalar
    , Fransız gazeteci Florence Aubenas’nın kimliğini gizleyerek çalıştığı günleri ve gözlemleri anlattığı kitabı Le Quai de Ouistreham‘dan esinlenilerek sinemaya aktarıldı. Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılış filmi olan Ayrı Dünyalar; yazmak istediği kitabının gerçekçi olması için temizlikçi kadınların arasında karışan, hatta onlarla bütünleşen Marianne Winckler’i anlatıyor. Kadınların arasındaki dayanışma duygusu ve güven üzerine yoğunlaşan film, Marianne’nin her seferinde daha zoru deneyimlemek istemesiyle bir ivme kazanıyor. Kocasından boşandığı için çalışmak zorunda olduğu, evliyken çalışmak zorunda olmadığı için deneyimsiz olduğu yalanını etrafındakilere bir güzel yutturan Marianne’nin işin sonuna gelip deşifre olduğunda ne kadar samimi olduğunu ya da olabileceğini sorgulatıyor film.

    Filmin yaralayıcı bir yanı var. Yönetmen kadınların hayatlarına öyle güzel, öyle içten yanaşıyor, aralarındaki bütünleşme ve dayanışmayı o kadar özenli bir şekilde sunuyor ki; öylece akıp gidecek bir hayatın ışıltısına sizi kaptırmak istediğini sanıyorsunuz. Ama sonra gösterdiği ayrıştırma filmdeki her türlü ışıltıyı silip geçiyor. Boğazınızda bir yumruyla servis arabasında giden kadınlar gibi sessiz kalıyorsunuz… Tabii Marianne açısından bakmayı da gerektiren bir yanı olmalı diye düşünüyorum. Kitabın kutlama yemeğinde işçi kadın arkadaşlarıyla gidip feribot temizlemek, o akşam için uygun olmayabilir ama film bunu Marianne için bitmiş bir iş yükü, içi boşaltılmış bir deneyim olarak sunuyor. Anlıyoruz ki Marianne hiçbir zaman artık orada, onların yanında olmayacak!




    Film tekrarlı anlatısının rahatsız etmediği, her detayla farklı bir ruh haline geçiş yaptırabilen filmlerden. Hikayesini akıcı bir şekilde karşımıza getiriyor, sıkmıyor ve sonraki adımı merak ettiriyor.

    Film Marianne’nin karşısına  üç çocuklu Christèle’i çıkarıyor. Daha doğrusu romanın merkez kahramanı o oluyor. Onun o zamana kadar dokunulmamış hayatına da dokunduğunu söylemek mümkün. Arabayla işe gidiyorlar, onu uzun zaman sonra sahile götürüyor belki… Ama arada kendi kimliğine dair başa çıkamadığı şeyler de yaşıyor. Christèle’i çantasını karıştırırken gördüğünde çantasından para çalıyor sanıyor ama o sadece doğum gününe bakmış, kutlama yapmak için… Ona hediye aldığı dört yapraklı yonca kolye Marianne’nin boynunda kalarak belki de o günlerin anısını yaşatacak ya da dört yapraklı yonca imkansızlığını hatırlatacak her ikisine de…

    Velhasıl Ayrı Dünyalar tıkır tıkır işleyen anlatımıyla, bizi dolu dizgin bir sona götürdüğünü bilse de bunu gayet iyi yapıyor. İzlemenizi tavsiye edeceğim bir film Ayrı Dünyalar…

    twitter.com/banubozdemir

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top