Senaryosunu da...
Türk edebiyat hayatının önemli simalarından Orhan Kemal'in (ölümünden sonra yayınlanan) aynı isimli romanından (1970) uyarlayarak kaleme alan Memduh Ün'ün yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Kaçak"; yazıldığı dönemin klasikleşmiş konularından birisi durumundaki, bir Çukurova ağalık kurumu draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Söz konusu yıllar da, seslendirmenin, çekim esnasında değil de sonradan yapılması nedeniyle...
Oyuncuların dudak hareketleriyle konuşulanlar arasındaki senkronizasyon probleminin, ciddi bir biçimde göze çarptığı bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
Köydeki hazine arazisi topraklarının tamamına el koyarak, köylüleri de o topraklarda neredeyse karın tokluğuna...
Irgatları misali çalıştırarak, gününü gün eden Muzaffer Ağa (Ata Saka) ve onu kışkırtan karısına (Jale Efecik) karşı, yargıya başvurup isyan bayrağını çeken Habip (Tarık Akan)...
Bireysel olarak, ona meydan okumaya çalışır...
Ve aynı husus da, köylüyü de teşvik ederken...
***
Beş yıl önce...
Kendilerini terk ederek Almanya'ya yerleşen kocasına rağmen Hacer (Fatma Girik)...
Oğlu Mehmet (Mehmet Kırmızıgül) ile beraber...
Düşe kalka, yaşamını sürdürmeye devam etmek de...
***
İşte, tam da bu ortamda...
Ağa, kendisini parayla ödüllendirmeye söz verdiği yeğeni Hamza'ya (Sırrı Elitaş)...
Ne pahasına olursa olsun, Habip'in durdurulması talimatını verirken...
Hacer'e göz koyan Duran'da (Ali Tutal)...
İyice gözünü karartmak da...
***
Hal böyle olunca da...
Hamza ve elleri sopalı adamları...
Bir punduna getirerek, Habip'i fena halde dövüp, köylünün ürününü de ateşe verdiklerinde...
***
Gecenin bir yarısında...
Gözünü iyice karartarak soluğu Muzaffer Ağanın malikanesinde alan...
Ve girdiği çatışma da, kolundan yaralanan Habip'de...
Onu öldürür öldürmez, kayıplara karışırken...
***
Bu olay, nihayetinde...
Habip ile evlerine sığınacağı Hacer ve baba hasretiyle yanıp tutuşan küçük Mehmet'in yollarının kesişmesine sebep olacak...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 32...
***
Duran'ın Hacer, Hamza ile adamları (Yusuf Çetin, Tevfik Şen) ve jandarmanın da Habip'in peşinden ayrılmayacakları filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; içine yer yer, Hacer ile Habip arasındaki romantizmin de karışacağı, 60 dakikalık bir kaçıp kovalamaca macerası bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,