Senaryosunu da...
Murat Uyurkulak ile birlik de kaleme alan Özcan Alper'in yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Karanlık Gece"; nitelikli oyuncu performanslarıyla süslenilmiş, bir suç draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Antalya'nın İbradı ve Akseki ilçelerinde çekilerek...
Ziyadesiyle alışıldık ve bir o kadar da şaşırtmaz bir şekilde...
"Körler sağırlar birbirini ağırlar" ve "Yağma Hasan'ın böreği" misali, bol miktardaki "Yerli ve Milli" ödül ile de "buluşturulan"...
Daha da doğrusu, "ölçüsüzce yağdırılarak" ihya edilmeye uğraşılan bu Netflix platformu filmine...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
İshak (Berkay Ateş) ve arkadaşlarının...
Beklenilmedik misafirler olarak, gecenin bir karanlığında...
Şaşkın bakışları arasında, emekli bir öğretmenin oğlu, üniversiteli memur Ali'yi (Cem Yiğit Üzümoğlu) ziyaret ettikleri bir sahneyle başlarken...
***
Birden bire kendimizi...
Elindeki bağlama ile İshak'ın, İstanbul barlarında müzisyenlik yaptığı 7 yıl sonrasında buluruz...
***
Ki...
Kendisine gelen, ani bir telefon sonrasında aynı İshak...
Her ne kadar gönülsüz de olsa...
Motosikletine atladığı gibi, hasta yatağındaki annesi Nesibe'yi (Güneş Hayat) ziyaret etmek amacıyla...
Apar topar bir biçimde köyüne...
***
Ve elbette...
Bir türlü unutamadığı, 7 yıl öncesinde yaşanan o meşum gecenin...
Sabahına...
Hatta Ali'nin, köylerine geldiği ilk güne de dönecek...
***
Ama...
Henüz 17. dakikadayken...
Festivallerde kazandığı ödül ve profesyonel yorumculardan aldığı övgülerin aksine filmin...
Hele de, Krzysztof Kieslowski'nin sineması ve onun ölümsüz eserlerinden "Dekalog" (1989) serisine aşinaysanız zaten...
Gerek öykü ve gerekse de kurgu anlamında, özgün nitelik de dikiş tutturmasının mümkün olmadığı da ortaya çıkacak...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş...
Ve üstelik de...
Tüm uyarılarımıza rağmen seyretmeye de devam edecek olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için...
Kendi anlatımımızı da...
Burada noktalayacağız...
***
Devamında ne olduğunu bilmediğimiz gibi merak da etmediğimiz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; fazlasıyla manasız bulduğumuzu yinelemek de ısrarcı olacağımız...
Ve en azından bizim açımızdan...
Zaman israfından öte, pek bir şey ifade etmediğini de belirteceğimiz...
97 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,