Coogler’ın görsel üslubu, sinematografi, set tasarımı, ışık-gölge oyunu çok etkileyici. Mississippi’nin kasveti, 1930’ların atmosferi, hem dönem filmi tadı veriyor hem de korku/doğaüstü öğelerle karanlık bir malzeme sunuyor. Blues müziği, Hoodoo inancı gibi kültürel unsurlar müziğe / ses tasarımına iyi işlenmiş. Ludwig Göransson’un skoru ve film içindeki müzikal parçalar filme ruh kazandırıyor.
Sinners, vampir korku filmi olmasının ötesine geçiyor – drama, tarihsel bağlam, toplumsal eleştiri, müzik ile harmanlanmış; klasik vampir klişelerine sadece korku öğesi gözüyle değil, kültürel miras, ruhsal yara, aile bağları açısından da yaklaşmış. Vampir korku filmi bekleyen izleyiciler için belki dramatik ya da müzikal öğelerin bazıları “fazla” gelebilir. Beklentisini sadece korku-gerilim yönünde tutan biri, filmdeki toplumsal yorumlar, müzik geçişleri ve dramatik ağırlık nedeniyle “vampir filmi”nden beklediği türden saf bir korku olmaması nedeniyle kararsız kalabilir.
Benim görüşümce film, kusurlarına rağmen çok başarılı; türler arası geçişleri göze alabilen, özgün bir anlatı isteyen izleyici için kesinlikle izlenesi.