“Ne Sen Varsın Ne De Ben, Bir Olmuşuz Aşk Elinden”
Yazar: Onur KırşavoğluYılın en çok beklenen filmlerinden ve korku filmi türü için sevenleri heyecanlandıran yapımlarından "Together" (Birlikte) nihayet vizyonda. Michael Shanks’in hem senarist hem yönetmen koltuğunda oturduğu filmde başrolleri gerçek hayatta da birlikte olan ve filmde uzun yıllardır beraber olan bir çifti canlandıran Dave Franco ve Alison Brie paylaşıyor. Onlara Damon Herriman ve Mia Morrissey gibi isimler eşlik ediyor. Film, son yıllarda yeniden popüler olan ve her yıl sağlam bir örneğiyle karşılaştığımız body horror türüne yeni bir soluk getiriyor. Türün diğer filmlerine nazaran korku ögeleri daha arka planda olan film, gücünü bağlılık meselesinden alıyor ve modern ilişkiler üzerine bazı dertler anlatıyor.
Neon
“Together”, yüzeyde bir aşk hikâyesi gibi başlasa da, kısa sürede izleyicisini rahatsız edici derecede samimi ve fiziksel bir bağlanmanın pençesine sürüklüyor. Film, sadece bir ilişkiyi anlatmıyor; bir ilişkide kendiliğin, bedenin, benliğin nerede başlayıp nerede bittiğini sorgulayan, sınırları zorlayan bir sinema deneyimi sunuyor. Bu anlamda “Together”, body horror türünün kabuk değiştirmiş, duygusal yoğunluğu bedensel deformasyonla birleştiren, oldukça özgün bir örneği. Film, modern bir çiftin ilişki krizini işlerken, aralarındaki bağın gitgide daha da fiziksel bir hal almasına, hatta grotesk bir “birlikteliğe” dönüşmesine tanıklık ediyoruz. Ancak bu birliktelik, romantik bir bütünleşmeden çok, yapışkan, inatçı, kaçışı olmayan bir simbiyotik kabusa dönüşüyor. Tam da burada filmin metaforik katmanı devreye giriyor: İlişki bir tür “parazit” gibi ele alınıyor. Başlarda güven veren, destek olan bu bağ, zamanla bir tür işgal halini alıyor. Sevmek, sevilmek, birlikte olmak… Ne kadar iç içe geçebiliriz? Ne zaman kendimiz olmaktan çıkar, sadece “birlikte” kalırız?
Filmin bedeni anlatım aracı olarak bu denli öne çıkarması, onu yalnızca duygusal değil aynı zamanda somut bir deneyime dönüştürüyor. Vücutların birbirine yapışması, ayrıldıklarında acı çekmeleri, zamanla bu fiziksel bağın sıradanlaşması ya da hatta kabullenilmesi, yalnızca rahatsız edici değil, düşündürücü de. Bu yönüyle film, David Cronenberg’in erken dönem filmlerini anımsatırken, Julia Ducournau gibi yeni kuşak yönetmenlerin bedeni merkezine alan sinemasına da göz kırpıyor. Ancak “Together”, şiddet veya dehşet üzerinden değil, duygusal bir çözülme ve kendilik kaybı üzerinden bu ‘body horror’ etkisini kuruyor. Film izleyicisini çığlıklarla değil, içsel bir ürpertiyle yakalıyor.
İlişkiler üzerine düşündüğümüzde genellikle bir tür tamamlanma, ortaklık ve duygusal bağ akla gelir. Ancak bu film, bu kavramların karanlık taraflarını deşiyor. “Birlikte olmak” burada hem mecazi hem de kelime anlamıyla ele alınıyor: Gerçekten “bir” olmak ne demek? Filmde karakterler birbirlerine yalnızca duygusal olarak değil, fiziksel olarak da bağlı hale geldiklerinde, sevmenin sınırlarının nasıl buharlaştığını, bireysel iradenin nasıl eridiğini görüyoruz. Bu, modern ilişkilerde sıkça yaşanan bağımlılık, aidiyet ve benliğin silikleşmesi sorunlarını alegorik bir dille işliyor. Filmin önemli güçlerinden biri de mizahi sosu. Oldukça yerinde ve etkileyici. Aralarda nefes almamızı sağlıyor ve en sert sahnelerde bile sakin kalmamıza olanak tanıyor. Finaldeki tercih ise bazılarının hoşuna gitmeyebilir ve arka plandaki çoklu hikaye bir miktar havada kalabilir ama hikayenin geri kalanı bu zayıf noktaları fazlasıyla kapatıyor.
Oyunculuklara gelince, başroldeki çiftin performansı oldukça etkileyici. İlişkilerdeki iniş çıkışları, şefkati ve öfkeyi, bağımlılığı ve tiksintiyi bu denli sahici yansıtabilmek büyük beceri gerektiriyor. Özellikle fiziksel oyunları, beden dillerinin giderek tekil bir vücut gibi çalışmaya başlaması, yalnızca oyunculuk değil, koreografi açısından da dikkat çekici. Bu noktada yönetmenin cesur mizansen tercihlerini, yakın planlarla izleyiciye neredeyse bir “beden içinde kapana kısılmışlık” hissi vermesini de es geçemem. Kamera neredeyse boğucu, dar açılarla karakterleri çerçevelerken, ışık kullanımı da bu klostrofobik atmosferi destekliyor. Renk paleti giderek solarken, karakterlerin aralarındaki farklar da silikleşiyor. Seyirci için görsel olarak hem çarpıcı hem de yorucu bir deneyim ortaya çıkıyor. Bu arada çiftin gerçek hayatta da birlikte olduğu notunu tekrar düşelim. Normalde bu tarz bir referans kötü sonuçlar doğurur, belki de kendini oynamak oldukça güçtür ama bu filmde kusursuz bir kimyaya dönüşmüş durumda.
Teknik anlamda film, çerçeve seçimleri, kurgusu ve atmosfer becerisiyle oldukça başarılı. Karakterlerin ilişkideki evrimini net biçimde izleyebiliyoruz. Müzik kullanımı ise oldukça yerinde; dramatik anların altını çizen geleneksel tercihlerden kaçınılmış, bunun yerine ses tasarımıyla bedensel temasların, ufak çatışmaların sesleri ön plana çıkarılmış. Bu tercihler, izleyiciyi adeta çiftin mahremiyetine dahil ediyor. Sonuç olarak “Together”, yalnızca bir ilişki filmi değil. Aynı zamanda benliğin, sınırların ve modern sevme biçimlerinin acımasızca sorgulandığı bir deneyim. Body horror’ı yalnızca deforme olmuş bedenlerle değil, deforme olmuş duygularla da tanımlayan, rahatsız edici olduğu kadar dürüst bir yapıt. Filmden çıktığımızda korku ve gerilimden ziyade, ilişki ve bağlılık temalarını uzun uzun düşünürken bulabiliriz kendimizi.
Onur KIRŞAVOĞLU