En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
ahmetyuzgec
19 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
27 Mart 2006 tarihinde eklendi
film degişik geldi bilmiyorum,cekimler ve görüntü tabiki oyunculuklar harikulade ama rahatsız edıcı ve baya bi düşündürücü nitekim film başladığı gibi diken üstünde bırakıyor..
piyanistede bayılmıştım bu da çok iyi bir film ,yalnız ağır aksak giden ve içine girilirse eğer gerçek kıymeti anlaşılacak filmlerden, ona göre hazırlıklı gidilmesini tavsiye ederim, filmin sonunda ikisininde çocukları okulun önünde konuşuyorlardı ya, ne olurdu haneke bu kadar merakta bırakmayıpta dinlememize izin verse idi.
Michael Haneke çağımızın en aykırı en sıradışı ama son derece başarılı yönetmenlerden biri sanırım. Evet belki Haneke filmlerini az dialoglu (bazen hemen hemen hiç), bol uzak plan çekimli, siyasi alt mesajlı, karmaşık çoğu zaman anlaşılmaz, vs.. çekiyor ama bu yönetmen hakikaten işinin ehli ve ne yaptığını ve ne anlatmaya çalıştığını bilen bir yönetmen. Evet, izlediğim seansta çoğu izleyeciler filmden bir şey anlamadı, ancak Haneke işte bu, aslında filmleri son derece anlaşılıyor ancak filmlerini salt film izleyicisi gibi değil bizzat filmi yaşayarak filmin içine girerek anlıyorsunuz. Burada filmin daha başında bangır bangır bize Haneke bağrıyor, suçlunun ve mazlumunun kim olduğunu, video daki görüntülerin kimin çektiğini ve hatta niye çektiğini ama dediğim gibi eğer filmin içine girerseniz ve filme full odaklarsanız bunu anlayabiliyorsunuz. Özetle, son derece başarılı bir film.
Haneke sanırım en ahlak sahibi yönetmenlerden birisi; çünkü sürekli filmlerinin bir film olduğunu ve gerçek olmadığını hatırlatarak bizleri izlediğimiz şeyler üzerine düşünmey eçağırıyor. yani bir öykü izlerken izlediğimizin bir film olduğunu, orada bir yönetmenin bulunduğunu, anlatmak istediği şeylerin kendi düşünceleri olduğunu hissettirip izleyiciye peki sen ne düşünüyorsun diye soruyor. Bu tabii Funny games gibi çok beğenilmiş filmde belki ilginç bir yöntem olarak algılanmıştır. Sonuçta orada katiller arada bir seyirciye dönüp paslaşıyorlardı. Bu filmde de (saklı ismi yerine gizlenmiş ismi daha iyi gibi) teypleri gönderen o cezayirliler değil elbette, Onları alenen Haneke gönderiyor. Ve sinema sanatının aslında izleyicilere gönderilen vey agönderilmesi gereken bu teyplerden oluşması gerektiğini söylüyor Haneke. Bu da son derece ahlaklı bir seçim; çünkü bugün yönetmenlerin öyküleri varsa da ahlakları yok ya da umursamıyorlar. Oysa Haneke pas geçilen Kurdun Günü filminde de Piyano Öğretmeninde de Funny Games filminde de Bilinmeyen Kod filminde de izleyicilere gönderdiği bu rahatsız edici filmlerle bizleri vicdan ve akıl muhasebesine davet ediyor. Yönetmenle yapılan röportajlarda Haneke bir filmin iyi veya kötü sonla bitmesinin veya seyircinin beklentilerinin doyurulmasının (mesela karakterlerin neden belli şekillerde davrandığına dair sebepler ortaya koyarak) sadece bir yalan olduğunu söylüyor. Bu tür yalan söyleyen filmlerin nasıl olduğunu biliyoruz. Hikaye sinemada başlıyor ve orada bitiyor. Oysa Haneke sinema dışında yaşanan ve gerçek olan şeyleri kurguladığını, kendisinin yönetmen koltuğunda olduğunu defalarca hissettirip izlenen şeyin gerçek değil kurgu olduğunu, kurgunun da dışarda alenen yaşanan şeyin belli bir zamana indirgenmiş küçük bir kopyası olduğunu söylüyor. Yani gerçek dışarda. Bu yüzden Cache filmi de diğer filmleri gibi izleyiciyi sinema üzerine kurgu üzerine ve hayat üzerine düşünmeye çağırıyor.
Sinemanın gücünden bahsederiz hep. Bir film, çok büyük bi topluluğu derinden sarsabilir, tüm gidişatı değiştirebilir. Herkes mutlaka bir filmin onun hayatında bir etkisi olduğunu kabul edecektir. Bahsettiğim bu etkinin büyük çoğunluğunun, 'görüntü'nün etkisi olduğunu kabul edebiliriz kolaylıkla. Hafızamızdaki anılar görüntü dosyası olarak kaydedilmiştir. Normal hayatta gördüğümüz herhangi bişey, bir hatırayı anımsatırken genellikle daha önceki bir görüntü belirir zihnimizde. İşte sinemanın gücü, bize gösterdiği bir görüntünün farklı birçok şeyi zihnimize sokabilmesidir.
Görüntünün gücünü çok iyi kullanan Haneke, bu filmde görüntünün bir insanı, ailesini, işini, hatta hayatında artık yeri olmayan insanları bile nasıl etkileyebileceğini gösterdi bize. Basit bir kamerayla çekilen, herbiri 2-3 dakikalık (nerdeyse hiç bir aksiyon içermeyen) görüntülerin nelere kadir olabileceğini ispatladı. İçimizde yıllarca 'sakla'dığımız özlem, sevinç, öfke, kıskançlık ne varsa yeniden -belki çok daha güçlü biçimde- ortaya çıkarabileceğini anlatmaya çalıştı. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi; aralara soktuğu görüntülerle de dünyanın içinde sakladığı, ama gene kimsenin unutmadığı-unutamayacağı, hafızasında her zaman yer işgal edeceği bir çok yaraya parmak bastı. Dünyanın hatırladıkça utanacağı anıların, ne kadar zaman geçerse geçsin, bir gün önüne çıkacağını, kabullenip çözmeden rahata kavuşamayacağına işaret etti.
Sinemaya giderken bir filmin bana farklı bir duygu yaşatmasını dileyerek giderim. Bu film, sinemayı neden bu kadar çok sevdiğimi hatırlattı bana: İnsana neler hissetireceği belli olmaz
Filmin konusu gayet başarılı ama işleniş de bir o kadar kötü.walla ne yalan sölim aralarda uyudum.Ama en çok filmin sonunda boş bırakılan yerler hoşuma gitti.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.