Senaryosunu da...
Nikos Kazantzakis'in aynı isimli romanından (1946) uyarlayarak kaleme alan Michael Cacoyannis'in yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Zorba the Greek"; "şahane" olarak nitelendirmek de asla tereddüt göstermeyeceğimiz, "zor" bir dönem ve yerel ilişkiler draması olarak geliyor karşımız
***
Gelin isterseniz...
Aday gösterildiği 7 Academy ödülünden üçünü kazanmasına ek olarak...
Müziklerinde, büyük usta Mikis Theodorakis'in imzasının da bulunduğu...
Halen bugün bile, mütemadiyen büyük bir zevkle izlenilen bu filme...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurun altında...
Aralarında, ziyadesiyle önem verdiğini anladığımız kitaplarının da içinde bulunduğu bagajını...
Atina'nın Pire limanın da, Girit'e gidecek olan bir gemiye yükletme çabası içine giren...
Yunan asıllı İngiliz yazar Basil (Alan Bates)...
***
Bu hava koşullarında...
Geminin hareket edemeyeceğini öğrenir öğrenmez...
Geçtiği bekleme odasında, kendisini dikkatle izleyen ve kendisiyle beraber Girit'e gitmek istediğini söyleyen...
Deneyimli madenci Alexis Zorba (Anthony Quinn) ile tanışırken...
***
Aylardır, tek bir satır dahi yazamayan Basil'in...
Babasından kendisine miras kalmasının yanı sıra yıllardır işletilmeyen linyit madenini...
Faal hale getirmek amacında olduğu da ortaya çıkar...
***
Ki...
Böyle olunca da zaten...
Madenden anlamayan maden sahibi Basil ile...
Usta madenci Zorba, birlik de çalışmaya karar vererek...
Yola koyuluverirler...
***
Adaya ve oradan da...
Madenin bulunduğu bölgeye vardıklarında da kendilerini...
Neredeyse tüm köy halkı ve yokluğunda, Basil'in topraklarına göz kulak olan Mavrandoni (Giorgos Foundas) karşılarken...
Konaklamak üzere de, geçmiş de yaşadığı tüm gönül maceralarından kendilerine söz etmesine ilaveten...
Aslen yaşlı bir Fransız kabare dansçısı da olan Bayan Hortense'in (Lila Kedrova) oteline davet edilirler...
***
Derken...
Çok geçmez ve köyün erkeklerinin, tamamının peşinde olmasına rağmen...
O ana kadar kimseciklere yüz vermeyen...
İşte sırf o yüzden de...
Öldüresiye bir biçimde herkesi kendine düşman eden, güzeller güzeli dul bir kadın da (Irene Papas) mevzuya dahil olur...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 42...
***
Ağırlıklı olarak...
Köylü, dul kadın ve Basil ile Zorba üçgeninde gelişecek olayların damgasını vuracağı...
Siyah-beyaz olarak çekilen filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran, 100 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,