İyilikten Kötülüğe Sürüklenen Televizyon Tarihinin 10 Unutulmaz Karakteri

Kahraman olarak başladılar, ama zamanla güç, intikam ya da çaresizlik onları karanlık tarafa sürükledi. Televizyon tarihinin en sarsıcı dönüşümlerine tanık olun.

HBO

The Dark Knight” filminde Aaron Eckhart’ın canlandırdığı Harvey Dent’in unutulmaz sözleriyle başlayalım: “Ya bir kahraman olarak ölürsün ya da kötüye dönüşünü görecek kadar uzun yaşarsın.” Bu düşünce, kahramanlığın kalıcı değil, geçici bir rol olabileceğini ve zamanla erdemli bir karakterin bile yozlaşabileceğini öne sürüyor. Güç, baskı, travma ve ahlaki çatışmalar; bir zamanlar örnek alınan liderleri bile karanlığa sürükleyebilir.

Modern anlatıların hiçbirinde bu dönüşüm süreci, televizyon dizilerinde olduğu kadar etkileyici biçimde işlenemez. Çok sezonlu dizilerin sağladığı anlatı alanı, karakterlerin daha detaylı, çelişkili ve gelişen portrelerle işlenmesine olanak tanır. Böylece izleyiciler, bir kahramanın nasıl adım adım anti-kahramana ya da doğrudan kötü karaktere dönüşebileceğini izleyebilir. Bazı karakterler, başlangıçta küçük ahlaki tavizlerle yola çıkarken zamanla ideallerini tamamen yitirip acımasız stratejilere başvurur. Kimileri özgürlük ve eşitlik vaat ederken, iktidarın cazibesine kapılıp yıkım ve tiranlık getirir. Sonuçta, izleyici hem bu karakterlerle bağ kurar hem de onlardan korkar hale gelir.

Bu liste, televizyon tarihinin en çarpıcı dönüşümlerini yaşayan karakterlerini bir araya getiriyor ve insan doğasına dair evrensel bir gerçeği ortaya koyuyor: En büyük tehdit, bazen en çok inandıklarımızın içinden çıkar.

Jimmy McGill / Saul Goodman (Better Call Saul)

AMC

Better Call Saul, Breaking Bad’in öncesini anlatan bir dizi olarak Jimmy McGill’in (Bob Odenkirk) Saul Goodman’a dönüşeceğini en başından belli etse de, onun ahlaki çöküşü bu gerçeği ne daha az trajik ne de daha az etkileyici kılıyor. Better Call Saul’de izleyiciler, McGill’i hukuk bilgisi zayıf, düşük seviyeli bir kamu avukatı ve geçmişi üçkâğıtçılıkla dolu biri olarak tanıyor. McGill, başkalarını sömürenlere karşı avantajlı hükümler almak için becerilerini kullanıyor. Ancak bir uyuşturucu karteline bulaşmasıyla birlikte, “amacı olan her yol mubahtır” anlayışı yavaş yavaş yerini gösterişli ve ahlaksız bir suç avukatına bırakıyor.

Baştan beri tam anlamıyla bir kahraman olmasa da, McGill’in sonunda kartelin operasyonlarında aktif rol almaya kadar varan yozlaşması, dizinin ilk sezonlarındaki o idealist kurnazlıktan büyük bir düşüştür. Vince Gilligan’ın bu ahlaki çürümeyi işleyişi son derece etkileyicidir; sadece doyurucu ve anlamlı bir yan dizi yaratmakla kalmaz, McGill karakterine öyle bir derinlik ve çelişki kazandırır ki, Breaking Bad’deki sahneleri yeniden izlendiğinde bambaşka bir anlam kazanır.

Shane Walsh (The Walking Dead)

AMC

Yan diziler sayılmazsa, The Walking Dead 2022 yılında 11 sezon ve 177 bölümün ardından sona erdi. Dizi boyunca sadece ilk iki sezonda yer almasına rağmen Shane Walsh’un (Jon Bernthal) hâlâ en etkileyici karakterlerden biri olarak anılması oldukça dikkat çekici. Zombi kıyameti başlamadan önce Rick’in (Andrew Lincoln) en yakın arkadaşı ve polis teşkilatından ortağı olarak tanıtılan Shane, ilk sezonda liderlik vasıflarını net biçimde ortaya koyar; komada olan Rick’i kurtarır, ailesini bulur ve küçük bir hayatta kalanlar grubunu şehirden uzakta güvenli bir yere yönlendirir.

Ancak 2. sezonda Shane giderek dengesizleşir. Rick’e karşı kıskançlığı ve Lori’ye (Sarah Wayne Callies) olan saplantısı derinleştikçe, Shane dizinin başlıca antagonisti hâline gelir; giderek daha saldırgan, öngörülemez ve intikamcı biri olur. Hershel’ın (Scott Wilson) çiftliğinde kendi dediğini yaptırma çabaları grubu tehlikeye atarken, Rick’i öldürüp onun ailesine sahip olma arzusu da giderek artar. Sadece 19 bölümde gerçekleşen bu çöküş, The Walking Dead’in kıyamet sonrası dünyasında ahlaki yozlaşmanın çarpıcı bir örneğini sunar ve Shane’i dizinin en güçlü kötülerinden ve en etkileyici karakterlerinden biri hâline getirir.

Morgana Pendragon (Merlin)

BBC One

Genç Merlin’in (Colin Morgan) gizlice büyü öğrenirken Prens Arthur Pendragon’a (Bradley James) özel hizmetkâr olarak çalışmasını konu alan Merlin, Arthur efsanesine mizahi ve heyecanlı bir yorum getirerek özellikle genç izleyicilere hitap eden bir yapım olarak öne çıkar. Ancak dizinin eğlenceli tonu, hikâyenin karanlık unsurlarından tamamen uzak durduğu anlamına gelmez. Özellikle Morgana’nın (Katie McGrath) kötüleşme süreci, onu kralın sevecen ve empatik korumasından, Arthur’u öldürmeyi planlayan yıkıcı bir taht düşmanına dönüştürür.

Kendi büyü yeteneklerini keşfetmesiyle alevlenen bu dönüşüm, başlangıçta krallığın büyüyü yasaklamasına karşı duyduğu haklı öfke olarak başlasa da zamanla kötü niyetli bir öfkeye evrilir. Morgana, Camelot’u devirmeyi ve dolayısıyla krallık halkını yıkıma uğratmayı amaçlayan bir güce dönüşür. Onun bu dönüşümünü hızlandıran en önemli etken ise, kırılganlıklarını ve hayal kırıklıklarını manipüle eden Morgause’un (Emilia Fox) yönlendirmeleridir. Morgana’nın başta takdir edilen özellikleri giderek nefrete ve karanlığa gömülür. 3. sezona gelindiğinde ise, Merlin’in baş düşmanı ve dizinin başlıca kötüsü olarak konumlanır — fakat onu bu noktaya getiren adaletsizlikler göz önüne alındığında, hâlâ bir miktar sempati uyandırır.

Powder / Jinx (Arcane)

Netflix

Dizideki sunumuyla hem ani hem de çarpıcı bir kötüleşme hikâyesi olan Arcane, genç, hevesli ama sakar Powder’ın (Ella Purnell), bakım verenlerini kurtarma girişiminin başarısız olması ve bu sırada adamın hayatını kaybetmesiyle, kendisine sırt çeviren ablasıyla arasının açılmasını konu alır. Bu olayın ardından, ablası tarafından “Jinx” lakabıyla damgalanır ve neredeyse tamamen terk edilir. İyi niyetli bu genç isyancı, sonunda Chem-Baronlar’ın bencil lideri Silco’nun (Jason Spisak) yanına sığınır ve onu ikinci bir manevi baba olarak görmeye başlar.

Silco ile ablası Vi (Hailee Steinfeld) arasında sıkışıp kalan Jinx, sonunda karanlık bir karar alır ve Silco’nun Piltover şehrine saldırı planını sürdürmeyi seçer. Bu karar, dizinin en çarpıcı sahnelerinden birinde Silco’yu ablası uğruna öldürmesiyle sonuçlanır; ancak hemen ardından, Silco’nun kötü doğasına rağmen onu gerçekten sevdiğini fark eder. Dizinin sonunda Jinx’in bir nebze de olsa kurtuluş anı yaşadığı görülse de, pişmanlık duymadan işlediği cinayetler ve korkunç eylemleri, onu acımasız ve soğukkanlı bir kötü karakter olarak kalıcı biçimde konumlandırır.

Slade Wilson / Deathstroke (Arrow)

CW

Milyarder playboy Oliver Queen’in (Stephen Amell) hem ıssız bir adada geçirdiği dönemdeki dönüşümünü hem de yıllar sonra Starling City’ye dönüp şehri temizleme misyonunu konu alan Arrow, iyiyle kötünün sınırlarının bulanıklaştığı birçok ilgi çekici ve karmaşık karaktere ev sahipliği yapar. Bu karakterlerin en etkileyicilerinden biri de Slade Wilson’dır (Manu Bennett). Dizide, Oliver’ın Lian Yu adlı adada mahsur kaldığı dönemde hayatta kalmasına yardımcı olan ve ona dövüş eğitimi veren bir diğer hayatta kalan olarak tanıtılır.

Ancak aralarındaki ilişki, Oliver’ın dolaylı yoldan neden olduğu olaylar sonucunda Shado’nun (Celina Jade) ölümüyle bozulur. İntikam hırsıyla dolan Slade, “Deathstroke” kimliğini benimser ve Oliver’dan intikam almak için Starling City’ye gelir. Onun sevdiklerinin hayatlarını tehlikeye atarak Oliver’ı zayıflatmayı amaçlayan bu intikam planı, Oliver’ın annesinin ölümüne kadar varan trajik sonuçlar doğurur. Her ne kadar ikili sonradan barışıp yeniden müttefik olarak birlikte savaşsalar da, Slade’in ikinci sezondaki Starling City üzerindeki terör saltanatı, onu dizinin en unutulmaz ve etkileyici kötü karakterlerinden biri yapar. Bu kötücül hikâyenin Oliver ile adadaki derin dostluk geçmişine dayanıyor olması, karakterin yarattığı duygusal etkiyi daha da artırır.

Lex Luthor (Smallville)

The CW

Hayranlar için pek de şaşırtıcı olmayan bir süper kahraman kötüleşme hikâyesi olsa da, karakterin geçmişi göz önüne alındığında Smallville dizisindeki Lex Luthor’un (Michael Rosenbaum) antagoniste dönüşü, öngörülebilirliğine rağmen entrika ve dram açısından zengin bir anlatı sunar. Dizi, süper güçlerini gizlemeye çalışan genç Clark Kent’in (Tom Welling) ergenlikten yetişkinliğe geçiş sürecini anlatırken, Lex’in Clark’ın hayatını kurtarmasının ardından onunla arkadaş olması da oldukça ilginç bir başlangıç noktasıdır.

Lex’in içindeki kötücül dürtüler serinin büyük bir kısmında kendini belli etse de, özellikle 5. sezondan itibaren Clark’ın bir metainsan olduğunu kanıtlama saplantısı, onu açık bir düşmana dönüştürür. Clark’ın ailesini hedef alan metainsanları kiralayarak bir tepki almaya çalışması, bu düşmanlığın ne kadar ileriye gidebileceğinin bir göstergesidir. Lex’in Clark ve sevdiklerine yönelik saldırıları giderek daha kişisel ve yıkıcı hale gelir. Öyle ki, ileri tarihli bir bölümde Lex’in hâlâ Superman’e karşı kin besleyen bir ABD başkanı olarak tasvir edildiği görülür. Televizyon tarihindeki en beklenmedik kötüleşme hikâyesi olmasa da, zekice yazılmış senaryosu ve çarpıcı dramatik anlarıyla Smallville’deki Lex Luthor karakteri kesinlikle en ilgi çekici dönüşümlerden birini yaşar.

Willow Rosenberg (Buffy The Vampire Slayer)

UPN

Genç bir “Avcı” olarak karanlık güçlerle savaşan Buffy’nin (Sarah Michelle Gellar) hikâyesini takip eden Buffy the Vampire Slayer, 90’ların sonu ve 2000’lerin başındaki en ikonik dizilerden biri olarak kabul edilir. Ahlaki sınırları sürekli değişen ilginç karakterlerle dolu olan dizide, iyi karakterlerin kötüye, kötülerin ise iyiye evrilmesi sıkça görülür. Ancak bu dönüşümler arasında en etkileyici olanlardan biri şüphesiz Willow Rosenberg’inkidir (Alyson Hannigan).

Dizinin başında, Buffy’nin zeki ama içine kapanık en yakın arkadaşı olan Willow, büyü gücünü keşfettikten sonra zamanla hem kendine güveni hem de yetenekleri artar. Ancak sevgilisi Tara’nın (Amber Benson) ölümünün ardından, büyük bir yas ve öfkeye kapılan Willow’un güçleri kontrolden çıkar. Kara büyüye yönelen Willow, tüm dünyanın kaderini tehlikeye atar. Müttefikten düşmana dönüşmesi, dizideki en beklenmedik değişimlerden biri olsa da, bu dönüşüm kayıp ve yasın insan psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkisinin güçlü bir yansımasıdır.

Patricia "Trish" Walker (Jessica Jones)

Netflix

Netflix’in birçok Marvel dizisinden biri olan Jessica Jones, baş karakterin geçmişindeki travmalarla baş etmeye çalışırken New York’ta özel dedektiflik yaparak iyilik peşinde koşmasını konu alır. Jessica’nın (Krysten Ritter) dünyadaki az sayıdaki gerçek dostlarından biri, evlatlık kardeşi ve en yakın arkadaşı Patricia “Trish” Walker’dır (Rachel Taylor). Ancak Trish’in Jessica’nın güçlerine karşı duyduğu kıskançlık ilişkilerini sarsmaya başlar ve sonunda kendi süper güçlerine sahip olmak adına bir dizi deneyden geçer.

Yeni kazandığı bu yetenekler, annesinin öldürülmesinin ardından duyduğu yas ve öfkeyle birleşince, Trish’i şiddet dolu bir intikam yoluna sürükler. Üçüncü sezonda artık bir kanunsuz adalete soyunmuş olan Trish, Jessica’nın karşısına bir düşman olarak çıkar ve sezonun başlıca kötü karakterine dönüşür. Onun bu düşüşü hem anlaşılabilir hem de trajiktir; aynı zamanda süper kahraman ahlakı bağlamında güç ve sorumluluğun nasıl çalıştığına dair ilginç bir yorum sunar. Trish, Jessica’nın en büyük düşmanı olarak Zebediah Killgrave’in (David Tennant) yerini almasa da, karakterinin geçirdiği benzersiz dönüşüm başlı başına ilgi çekici ve etkileyicidir.

Daenerys Targaryen (Game Of Thrones)

HBO

Kötü karaktere dönüşen her hikâyenin tatmin edici ya da iyi kurgulanmış olmadığını kanıtlar nitelikte olsa da, Daenerys Targaryen’in (Emilia Clarke) adil ve eşitlikçi bir kraliçeyken yavaş yavaş yıkıcı ve acımasız bir zorba hâline gelmesi, televizyon tarihinin en çarpıcı karakter dönüşümlerinden biri olarak kabul edilir. Game of Thrones, Westeros’un soylu hanedanları arasındaki acımasız taht savaşlarını konu alırken, Daenerys’in Essos kıtasında yükselişi, köleliği sona erdirmesi ve halkına gösterdiği merhametle tanımlanır. Tüm bu özellikleriyle onun, babasından kalan tahtı geri alarak savaşlarla yıpranmış bu kıtaya barış ve refah getireceği umudunu temsil eder.

Ancak 8. sezon bu beklentiyi altüst eder. Siyasi oyunların yarattığı yıpranma, sürekli karşılaştığı direniş ve en güvendiği dostlarının kaybı, Daenerys’in umut dolu kahramanlığını yerle bir eder. “Deli Kral”ın kızı, onun izinden gider ve Lannister ordusunun teslim olduğunu duyurmasına rağmen Kral’ın Şehri’ni yerle bir eder; bu esnada sayısız masum insanı katleder. Birçok izleyici için bu, affedilemez bir dönüşümdür; şok etkisi yaratmak amacıyla yazılmış ama dizinin nadir gerçek kahramanlarından birine ihanet eden bir kırılma noktası. Daenerys’in kötüleşmesi, televizyon tarihinin en cesur ama aynı zamanda en tartışmalı anlarından biri olarak hafızalara kazınır.

Walter White (Breaking Bad)

AMC

Televizyon tarihinin en etkileyici kötü karakter dönüşümlerinden biri olmanın ötesinde, tüm zamanların en iyi karakter gelişimlerinden biri olarak kabul edilen Walter White’ın (Bryan Cranston) Breaking Bad boyunca geçirdiği evrim hem dahiyane bir şekilde yazılmış hem de kesintisiz biçimde izleyiciyi etkileyen bir serüvendir. Başlangıçta geleneksel bir kahraman sayılmasa da, diziye başladığımız noktada onun niyetleri tamamen anlaşılır: Ölümcül kanser teşhisi konulan bir kimya öğretmeni olarak, öldükten sonra ailesine para bırakabilmek için metamfetamin üretmeye başlar.

Ancak bu, ahlaki yozlaşmanın trajik bir hikâyesi değil; daha çok Walter’ın zamanla neler yapabileceğini öğrenmesinin öyküsüdür — örneğin genç bir kadının doz aşımını soğukkanlılıkla izlemesi ya da Jesse Pinkman’ı (Aaron Paul) manipüle etmek için masum bir çocuğun hayatını riske atması gibi. İlerleyen sezonlarda, Walter — ya da artık "Heisenberg" — egosu tavan yapmış bir uyuşturucu baronuna dönüşür; kurduğu imparatorluğun gücü ve dehşeti içinde kendini değerli hissetmeye başlar. Bu tavrı, dizinin final bölümünde Skyler’a (Anna Gunn) yaptığı şu itirafla mükemmel bir şekilde özetlenir: Tüm bu yaptıklarını ailesi için değil, kendi tatmini için yaptığını ve yeraltı dünyasında böylesine güçlü bir figür olmanın ona haz verdiğini kabul eder.

facebook Tweet
Benzer Haberler