33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Program Direktörü Esin Küçüktepepınar ile Özel Röportaj!

Adana Altın Koza Film Festivali Program Direktörü Esin Küçüktepepınar, festival programının en heyecan verici detaylarını Beyazperde’ye anlattı.

Esin Küçüktepepınar
Yazan: İdil Hazal Acar

Türkiye’nin en köklü ve prestijli sinema etkinliklerinden Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 33. yaşında izleyicilerine hem dünya sinemasının usta isimlerini hem de bağımsız sinemanın cesur keşiflerini sunmaya hazırlanıyor. Türkiye’de ilk kez düzenlenen Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması’yla dijital anlatının sınırlarını zorlayan festival; bu yıl "Plastiksiz Bir Dünya" teması etrafında şekillenen ekolojik duruşu, Jocelyne Saab’ın restore edilen Beyrut Üçlemesi ve usta yönetmenlerin ödüllü yapıtlarıyla sinemaseverleri büyüleyici bir yolculuğa davet ediyor.

Festivalin Program Direktörü Esin Küçüktepepınar ile seçkinin arka planını, ekonomik kriz ortamında bağımsız sinemanın direnişini ve hafızalarda yer edecek festival filmlerini konuştuk.

Adana Film Festivali bu yıl izleyicilerine neler sunuyor? Geçen yılın programından ayrışan bölümler ya da filmler var mı?

Her yıl farklı bir heyecan oluyor, her yıl yeni bir keşif çünkü. Ana akım kalıpların ötesine geçen filmlerin zamane ruhunu yakalayan filmler olması önemli. Bizde de, dünyada da dertler benzer ama tabii yaratıcılık farklı bakışlarla yansıyor. Bu yıl görsel sanatların ve dijital anlatının sınırlarını zorlayan Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması ile Türkiye’de bu alanı açan ilk büyük festivaliz.

Bunun yanı sıra, usta yönetmen Béla Tarr anısına göstereceğimiz “Karanlık Armoniler”, sömürgecilik tarihi ve günümüze yansıyan mültecilik hallerine bakan “Denizden Gelenler” bölümü ve Sinematek işbirliğiyle sinema tarihimizin en eski korku mirası kabul edilen 1953 yapımı “Drakula İstanbul'da” filminin restore kopyasıyla izleyiciyi büyüleyici bir zaman tüneline davet ediyoruz. Tabii bir de çok önemli bir konu var, bu yıl festival ekosisteme dair "Plastiksiz Bir Dünya" teması etrafında şekillendi.

ALAMY

Cannes veya Berlin gibi büyük festivallerden ödülle dönen yapımlar ile henüz keşfedilmemiş bağımsız işler arasında nasıl bir kompozisyon kurdunuz?

İzleyicileri önemli ustalardan gelen ödüllü taze filmlerle buluşturmak çok önemli.

Pedro Almodóvar, Ryūsuke Hamaguchi ve Paweł Pawlikowski gibi devlerin Cannes ve Venedik'te dünya prömiyerini yapmış, ödüllü yapıtlarını getirirken bir de onlar kadar sansasyon yaratmayan ve uluslarası başarıları bize kadar ulaşmayanları göstermek de önemli. Bu yıl Kolombiya'dan Meksika'ya, yersiz yurtsuzluk, mültecilik konularını anlatan filmler var. Her şeye rağmen kara mizahı yani yaşam ümidini ve heyecanını elden bırakmayan filmler bir yandan da bunlar.

Bu yılın programında en gurur duyduğunuz bölüm hangisi?

Ulusal uzun metrajda dünya prömiyerini Adana’da yapacak filmler var. Ulusal belgesel ve kısa film yarışmalarımız büyük heyecanla bekleniyor, şimdiden yorum yapmayacağım ama bağımsız yerli sinemaya çok güçlü ve heyecan verici. Bunlar haricinde kesinlikle Orta Doğu sinemasının en cesur, en dik duran kadın yönetmenlerinden biri olan Jocelyne Saab’a ayırdığımız “Direniş ve Yıkım Arasında” özel seçkisi. Saab'ın restore edilmiş efsanevi Beyrut Üçlemesi’ni Adana'ya taşımak aynı zamanda sinemaya, yakın tarihe ve şu andaki yıkımlara dair önemli şeyler söylüyor.

Yakın coğrafyamızın içinden geçtiği bu zorlu dönemde silinmeyi reddeden, yaşam sevinci ve kamerasıyla direnen hikâyeleri seyirciyle buluşturabilmekten çok mutluyuz.

Ekonomik daralma göz önüne alındığında, yerli filmlerde kreatif bir sıkışma mı var, yoksa cesur işler öne çıkabiliyor mu?

Ekonomik kriz yadsınamaz bir gerçek ve prodüksiyon maliyetleri bağımsız sinemacılar için daha da fazla bir yük. Ama sevindirici olan sinemacıların bu sıkışmaya meydan okumaları ve yaratıcılıktan vazgeçmemeleri. Büyük bütçeler yerine anlatmak istediğinin özüne inebilmek, fikir ve estetik acısından özgün olmak da mümkün.

MK2 Films

Seçkiyi hazırlarken "Tartışması gösterimden sonra da devam eder." dediğiniz yapımlar var mı?

Salonda bitmeyen filmler gösteriyoruz. Dolayısıyla filmler sonrası, hele ki Adana seyircisi filmleri salon dışına taşıyacaktır, festival zaten böyle bir şey. Bu yıl bizde ve dünyanın geri kalanını da etkisi altına alan, yersiz yurtsuzluk hissiyatının yanı sıra özellikle aile kurumunu, toplumsal rolleri ve modern evlilik ilişkilerini masaya yatıran filmler de eksik değil. Örneğin Marie Kreutzer’in gerilimi Nazik Canavar (Gentle Monster) seyircinin ezberini bozup salondan çıktıktan sonra da epey konuşlacak gibi. "Denizden Gelenler" başlıklı 2 Film Birden bölümümüze de dikkat.

İdil Hazal Acar
İdil Hazal Acar
-İçerik Editörü
Sanat filmleri ithal ederek başladığı kariyerinde, farklı formatlarda sinema içerikleri üretmeyi sürdürüyor. ODTÜ’de aldığı Felsefe eğitimini; romancı, eleştirmen ve senarist kimlikleriyle harmanlayarak gişe rekortmeni filmler ve festival seçkileri arasında aynı tükenmeyen merakla mekik dokuyor.
Benzer Haberler