“O Bir Naziydi ve Hiç İyi Biri Değildi”: Stellan Skarsgård Sinema Tarihinin En Büyük Yönetmenlerinden Birine Çok Sert Yüklendi!
yazan: İdil Hazal Acar

40 yılı aşkın bir süre önce Stellan Skarsgård, sinema tarihinin en büyük efsanelerinden birinin kamerasının karşısına geçmişti. Ancak set arkasında yaşananlar ve bu tarihi iş birliği, tahmin edilebileceğinin aksine hiç de kolay geçmedi.

Universal

Stellan Skarsgård, beyaz perdede ve televizyonda o kadar aktif bir kariyere sahip ki, yüzünü hemen tanımak için sıkı bir sinemasever olmanıza bile gerek yok. İsveçli usta aktör; gişe rekorları kıran sayısız Marvel yapımında, iki farklı Karayip Korsanları macerasında ve Denis Villeneuve imzalı görkemli Dune uyarlamalarında karşımıza çıktı. Geniş kitlelerin kalbini fetheden Mamma Mia! gibi eğlenceli müzikallerden tutun da, sinemanın asi yönetmeni Lars von Trier (Melancholia) ile gerçekleştirdiği iş birliklerine kadar Skarsgård, hem ana akım gişe filmlerinde hem de sanat sinemasında tartışmasız bir ağırlığa sahip.

Uluslararası çaptaki büyük çıkışını 1996 yılında Lars von Trier’in unutulmaz melodramı Breaking The Waves ile yakalayan Skarsgård, aslında 1970’li yılların başından beri kameraların karşısında olan kıdemli bir isim. “Good Will Hunting" filmiyle de hafızalara kazınan usta oyuncunun inişli çıkışlı ve zengin kariyerinin en az bilinen dönemlerinden biri ise 1983 yılına dayanıyor. Skarsgård o dönemde, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ve en dokunulmaz yönetmenlerinden biriyle aynı sette buluşmuştu: Ingmar Bergman!

“Harika Bir Yönetmendi Ama Tam Bir Pislikti”

Yaban Çilekleri, Yedinci Mühür, Sessizlik, Persona ve Bir Evlilikten Manzaralar gibi başyapıtlara imza atan Bergman, sinema tarihinin en saygıdeğer ve ilham verici sinemacılarından biri olarak kabul ediliyor. Usta yönetmen, aile destanı Fanny ve Alexander ile kariyerinde üçüncü kez En İyi Yabancı Dilde Film Oscar’ını kazandıktan sonra rotasını televizyona kırdı. Molière’in ünlü tiyatro klasiği Kadınlar Mektebi'nin televizyon uyarlaması olan Hustruskolan projesine başlayan Bergman, kadroda genç Stellan Skarsgård’a da yer verdi.

Dışarıdan bakıldığında, o dönem henüz genç sayılabilecek bir oyuncu için yaşayan bir sinema efsanesiyle çalışmanın kariyerinin en büyük onurlarından biri olduğu düşünülebilir. Ancak gerçekler bambaşkaydı. Variety dergisine samimi açıklamalarda bulunan aktör, Bergman’dan adeta nefret ettiğini açıkça dile getirdi. Skarsgård, efsane yönetmen hakkındaki hislerini şu sert sözlerle aktardı: “Bergman ile aramdaki o karmaşık ve zor ilişki, onun kesinlikle iyi bir insan olmamasından kaynaklanıyordu. Evet, tartışmasız çok iyi bir yönetmendi ama yine de ona rahatlıkla bir pislik diyebilirsiniz. Muhtemelen Caravaggio da tam bir pislikti ama ortaya muhteşem tablolar çıkardı.”

Ingmar Bergman Gerçekten Bir Nazi miydi?

Usta oyuncu bu noktada durmadı ve sinema dünyasında yankı uyandıracak çok daha ağır bir ithamda bulundu: “Savaş sırasında bir Naziydi ve Hitler öldüğünde ağladığını bildiğim tek insan oydu. Çevresindekiler olarak onun bu tavırlarını ve hareketlerini mazur göstermek için sürekli bahaneler bulmaya çalışırdık; ancak insanlara karşı çok tuhaf, sağlıksız bir bakış açısı vardı. İnsanları parmağında oynattığını ve manipüle ettiğini her an hissederdiniz. O hiç ama hiç iyi biri değildi.”

Bergman’ın Nasyonal Sosyalizm ile olan bağlarına dair derinlemesine bir arşiv bilgisi bulunmasa da, henüz bir gençken 1934 yılında bizzat Adolf Hitler’in de yer aldığı bir mitinge katıldığı bilinen tarihi bir gerçek. Yönetmen, yıllar sonra verdiği bir röportajda bu durumu açık yüreklilikle kabul etmiş; faşist liderin o dönemki “olağanüstü karizmasına” kapıldığını belirterek bu hayranlığını bir “gençlik hatası” olarak nitelendirmişti. Yönetmen, Üçüncü Reich’ın devasa propaganda makinesine kapılmış olmaktan ötürü hayatının ilerleyen dönemlerinde derin bir pişmanlık duyduğunu da sözlerine eklemişti.

Skarsgård’ın ileri sürdüğü gibi Bergman’ın Hitler’in ölümüne kadar iflah olmaz bir Nazi sempatizanı olarak kaldığına dair resmi veya somut bir kanıt bulunmuyor. Yine de 2017 yılında aramızdan ayrılan yönetmenin, politik görüşlerinden bağımsız olarak, sette ve özel hayatında hiç de kolay bir karakter olmadığı biliniyor. Bergman; ani öfke patlamaları, tavizsiz ve katı çalışma disiplini ile özellikle kadın oyuncularıyla kurduğu karmaşık ve manipülatif ilişkilerle sık sık anılırdı.

İdil Hazal Acar
İdil Hazal Acar
-İçerik Editörü
Sanat filmleri ithal ederek başladığı kariyerinde, farklı formatlarda sinema içerikleri üretmeyi sürdürüyor. ODTÜ’de aldığı Felsefe eğitimini; romancı, eleştirmen ve senarist kimlikleriyle harmanlayarak gişe rekortmeni filmler ve festival seçkileri arasında aynı tükenmeyen merakla mekik dokuyor.
Benzer Haberler