İfşa Günü
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
İfşa Günü

Beklentilerin Ötesinde Bir Spielberg Romantizmi

Yazar: Onur Kırşavoğlu

Sinema tarihine birçok başyapıt kazandıran, seveni kadar sevmeyeni de olan, özellikle, potansiyeline göre daha suya sabuna dokunmayan filmler yapmasıyla eleştirilen ama ilerleyen yaşına rağmen üretkenliğinden bir şey kaybetmeyen Steven Spielberg’ün tanıdık sulara döndüğü filmi Disclosure Day (İfşa Günü), nihayet sinemalardaki yerini aldı ve yaz sezonunu resmen açtı. Başlıca rollerinde Emily Blunt, Josh O’Connor, Colin Firth, Eve Hewson, Colman Domingo ve Wyatt Russell’ın yer aldığı filmin senaryosunu ise Spielberg’le birlikte David Koepp kaleme aldı. Film, insanlık tarihini değiştirecek, dünya dışı varlıkların olduğuna yönelik kanıtlara ulaşan siber güvenlik uzmanı Daniel Kellner’ın kaçışıyla başlıyor ve sonrasında birçok durağa uğruyor.

Universal Pictures

Sinema dünyasında bazen öyle bir rüzgar eser ki daha filmi perdede görmeden hakkındaki hüküm çoktan verilmiş, infaz sehpası kurulmuştur. Ya da tam tersi göklere çıkartılmış, listelerdeki yeri rezerve edilmiştir. Steven Spielberg’ün son yapıtı Disclosure Day de ne yazık ki vizyon öncesi bu olumlu-olumsuz rüzgardan payına düşeni fazlasıyla alan yapımlardan biri oldu. Ön gösterimlerden yükselen ve sosyal medyanın o acımasız filtrelerinden geçerek genel bir "hayal kırıklığı" dalgasına dönüşen ilk Türkiye yorumları salonun yolunu tutarken beklenti çıtamızı adeta yerle bir etmişti. Bunun yanında Amerikalı eleştirmenler ise dedikodulara yol açacak şekilde filmi Spielberg’ün son 20 yılda çektiği en iyi film ilan etti. Ancak sinema, her şeyden önce perdede deneyimlenen bir sihirdir. Ön yargıların ve yükseltilen/düşürülen beklentilerin gölgesinde izlenen Disclosure Day, bir başyapıt değil ama kesinlikle iyi bir film olarak çıktı karşıma. Her şeyden evvel, ayakları yere basan ve sinema duygusu barındıran bir anlatıya sahip. Kısacası, gidin izleyin ve kararı kendiniz verin. Bunu en başta ifade etmek istedim.

Filme yöneltilen eleştirilerin merkezinde genellikle "demode" ve "aşırı romantik" olduğu iddiaları yer alıyor. Evet, Disclosure Day modern sinemanın o sinik, her şeyi parodiye vuran ya da izleyiciyi sürekli ters köşe yapmaya çalışan hırslı anlatı kalıplarına uymuyor. Karşımızda safkan, eski usul ve evet, biraz da romantik bir Spielberg sineması var. Ancak bir yönetmenin kendi sinematografik köklerine sadık kalması, nostaljik bir tondan beslenmesi onu ne zamandan beri "kötü" yapıyor? Aksine film, yönetmenin sinema tarihine altın harflerle kazıdığı o tanıdık formüllerin, doğru ellerde hala ne kadar kusursuz işleyebileceğinin canlı bir kanıtı gibi.

Disclosure Day, temelleri 1970’lerin o sisli, paranoyak ve komplo teorileriyle bezeli atmosferine dayanan gizemli olayları odağına alıyor. Anlatının merkezindeki bu sırrın, insanlığın en eski kavramlarından biri olan "inanç" olgusu üzerinden şekillendirilmesi filmin entelektüel zeminini güçlendiren en önemli unsur. İnanç, burada sadece dini bir motif olarak değil; bilinmeyene duyulan güven, gerçeğin peşinden gitme istenci ve otoriteye karşı şüphe duyma cesareti olarak geniş bir spektrumda ele alınıyor. Filmin büyük bir bölümü, bu sır perdesinin etrafında dönen kusursuz bir tempo ve bol kovalama sahneli bir aksiyon dinamiğiyle akıp gidiyor. Spielberg, kamerayı nereye koyacağını, seyircinin nabzını ne zaman yükseltip ne zaman düşüreceğini o kadar iyi biliyor ki, türün meraklıları için janrın hakkını fazlasıyla teslim ediyor.

Anlatı, finale doğru yaklaştıkça o yüksek tempolu aksiyon maskesini yavaşça indiriyor ve bizi bildiğimiz, özlediğimiz duygusal Spielberg dünyasıyla baş başa bırakıyor. Yönetmenin filmografisiyle derin akrabalık bağları taşıyan bu son düzlük, özellikle finalde yer alan ve sinema duygusunu en tepe noktadan yaşatan o malum sahneyle zirveye ulaşıyor. O sahnede perdeden taşan duygu, hikayeyi alelade bir kovalamaca filmi olmaktan çıkarıp, sinematik bir vedaya ya da içsel bir hesaplaşmaya dönüştürüyor. Filmin hataları tabii ki var. Senaryoda biraz zorlama gelen manevralar, inandırıcılıktan uzak tercihler var. Sonlara doğru ise fazla romantik bir yola giriyor ama Spielberg’ün sinematografik numaraları, müthiş ayarlı temposu ve meselelere bakışındaki netlik izleyiciye keyifle nüfus ediyor. Disclosure Day, bir yandan temponun bir an düşmediği bir aksiyon gerilimi, bir yandan da

Spielberg’ün bu çağda da bazı şeylerin değişmediğini ortaya koyduğu sağlam bir bilim kurgu. Beklenti de bu noktada çok önemli. Eğer yönetmenden yepyeni ve yaratıcı bir anlatı beklerseniz hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Bir Spielberg filmi izlemek ve onun sinemasıyla akrabalık bağları olan iyi bir film izlemek istiyorsanız da salondan mutlu ayrılacaksınız.

Ben şahsen hiçbir zaman katı bir Spielberg hayranı ya da onun sinemasının koşulsuz bir savunucusu olmadım. Hatta kariyerindeki bazı melodramatik aşırılıkları her zaman mesafeyle karşılamışımdır. Fakat yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerekir; Disclosure Day bir başyapıt olmasa da son yıllarda izlediğimiz pek çok vizyon işinin fersah fersah önünde, tertemiz bir seyirlik. Spielberg’ün hala sinema perdesini heyecanla doldurabildiğini ve iyi bildiği türde yetkinliğini kaybetmediğini görmek mutluluk verici. Başta dediğim gibi, ne bir başyapıtla karşı karşıyayız ne de kötü bir filmle. İyi bir seyirlik ve Spielberg numaraları 2.5 saatlik süresini hissettirmeyecek. Kesinlikle salonda izlenmeyi hak ediyor.

Daha Fazlasını Göster