Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
4,0
Çok İyi
Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün

Yalnız ve Olgun Bir Örümcek Adam

Yazar: Onur Kırşavoğlu

Destin Daniel Cretton’ın yönetmen koltuğuna oturduğu, senaryosunu Chris McKenna ve Erik Sommers ikilisinin kaleme aldığı Spider-Man: Brand New Day (Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün), Marvel Sinematik Evreni’nin 38. halkası ve Tom Holland’lı Spider-Man serisinin dördüncü solo filmi olarak sinemalardaki yerini aldı. Oyuncu kadrosunda Holland’a Zendaya, Sadie Sink, Jon Bernthal, Mark Ruffalo ve Florence Pugh gibi isimlerin eşlik ettiği 145 dakikalık yapım, Spider-Man: No Way Home’un (2021) trajik büyüsünden dört yıl sonrasını konu alıyor.

Jon Watts’ın yönettiği önceki üçlemenin lise dinamiklerine dayalı neşeli atmosferinden sıyrılan film, Peter Parker’ın hiç kimse tarafından hatırlanmadığı New York sokaklarındaki izolasyonunu ve fiziksel-ruhsal evrimini odağına alıyor. Çok da iyi yapıyor diyelim ve filme geçelim.

No Way Home’un finalinde Doctor Strange’in büyüsüyle tüm dünyanın hafızasından silinen Peter Parker, Brand New Day’de artık lise koridorlarında gezen toy bir genç değil. Küçük bir Manhattan dairesinde, kirasını zor ödeyen, geçmişine dair hiçbir iz bırakmamış ve sevdiklerini korumak adına kendi varlığından feragat etmiş yalnız bir yetişkin var karşımızda. Yönetmen Destin Daniel Cretton, bu radikal durum sıfırlamasını ucuz bir senaryo hilesi olarak kullanmak yerine, derin bir varoluşsal yük olarak ele alıyor. Film, Peter’ın MJ (Zendaya) ve Ned’i (Jacob Batalon) uzaktan izleyerek yaşadığı hüzünlü kabullenişi, kahramanlık görevinin getirdiği trajik bir yalıtılmışlıkla birleştiriyor. Cretton, May Teyze’nin ünlü “Büyük güç büyük sorumluluk getirir” öğretisini Peter’ın yanlış yorumladığına dikkat çekiyor: Peter, başkalarına karşı sorumluluk duyarken kendisine karşı olan sorumluluğunu tamamen gözden kaçırmış ve fedakarlığı bir tür kontrol mekanizmasına dönüştürmüş. Elbette bu durumdan kurtulması için bazı şeylerin farkına varması gerekiyor ve film, bu yolda ilerliyor. Bu kez büyük bir düşman yok. Olan da ikinci planda. Yine eğlenceli bir aksiyon var ama Peter’ın yaşadığı varoluş sancıları çok daha önemli. Bu da seriyi daha olgun bir yere çekmiş. 

Anlatısal açıdan yapımın en büyük başarısı, son yıllarda Marvel külliyatını boğan çoklu evren (multiverse) kaosu ve kozmik tehditler yerine, hikayeyi tamamen New York sokaklarına ve Peter’ın iç dünyasına sabitlemesi. Filmde Peter’ın artan yalnızlığı ve üzerindeki ağır zihinsel baskı, biyolojik yapısında beklenmedik bir evrimi tetikliyor. Mekanik ağ atıcılardan organik ağ üretimine ve daha vahşi duyu değişimlerine geçiş, sadece görsel bir güç güncellemesi değil; kahramanın bastırdığı travmaların bedeninde dışavurumu olarak işleniyor. Bu noktada kadroya dahil olan Bruce Banner ve Frank Castle / Punisher karakterleri, anlatıya yüzeysel birer konuk oyuncu olarak değil, Peter’ın ikilemlerini yansıtan tematik aynalar olarak eklemlenmiş. Punisher ile girilen karanlık ve şiddet dolu sokak adalet tartışmaları ile Hulk’ın içindeki canavarla kurduğu denge mücadelesi, Peter’ın kendi karanlığıyla yüzleşmesine imkantanıyor.

Oyunculuk performanslarında Tom Holland, karakter altında geçirdiği 10 yılın en olgun ve incelikli işini çıkarıyor. Önceki filmlerdeki hızlı konuşan, heyecanlı çocuk imajı yerini yorgun ama kararlı, gözlerinde derin bir keder taşıyan bir aktör performansına bırakmış. Zendaya ile paylaştığı sahneler ise filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. MJ’in Peter’ı tamamen bir yabancı olarak görmesine rağmen aralarında beliren o tanıdık ama ulaşılmaz çekim gücü, filmin melankolik tonunu güçlendiriyor. Sadie Sink’in canlandırdığı Jean Grey dokunuşu ise hikâyenin mutant evrenine kapı aralayan katmanını Peter’ın kişisel dramını gölgelemeden dengeli bir biçimde inşa ediyor.

Biçimsel anlamda Destin Daniel Cretton’ın yönetmenlik vizyonu kendini açıkça belli ediyor. Shang-Chi’deki aksiyon hakimiyetini Short Term 12 ve Just Mercy gibi dramatik yapımlarındaki karakter hassasiyetiyle birleştiren yönetmen, seriyi dijital video oyunu estetiğinden kurtarmış. Görüntü yönetmeni Brett Pawlak’ın kamerası, yağmurlu Manhattan çatılarını, karanlık sokakları ve pratik set alanlarını gerçekçi bir sinematografik dokuyla sunuyor. Dijital efektlerin arka plana çekildiği, melankoli hissinin ve ağırlığın ön planda olduğu dövüş koreografileri, filmin sokak seviyesindeki gerçekçilik iddiasını perçinliyor. Bir de Peter’la birlikte girdiğimiz haleti ruhiyeyi yoğun yaşatan renk paleti enfes. Filmin en başarılı işlerinden biriydi ve Peter’la birlikte keskin bir değişim yaşadı film süresi boyunca.

Sonuç olarak; Spider-Man: Brand New Day, büyük bütçeli çizgi roman uyarlamalarının biçimsel patlamalar içinde ruhunu kaybettiği bir dönemde, odağını yeniden kahramanın insan tarafına çevirmeyi başaran yetkin bir yapıt. Peter Parker’ın Tony Stark teknolojilerinin gölgesinden nihayet tamamen çıkıp kendi ayakları üzerinde duran, bedel ödeyen ve büyüyen bir karakter dönüşümü yaşadığını izlemek oldukça doyurucu. Hem sinematik dokusu hem de karakter merkezli anlatısıyla yapım, Holland dönemi Spider-Man anlatısının sadece en olgun halkası değil, aynı zamanda karakterin beyaz perde geçmişindeki en samimi ve cesur adımlarından biri.

Daha Fazlasını Göster