Biliyorum o halde varım!
Yazar: Banu BozdemirYazar ve yönetmen Frédéric Hambalek'in ikinci uzun metrajlı filmi "What Marielle Know" / "Ne Halt Ettiğinizi Biliyorum", kızları Marielle’nin (Laeni Geiseler) aniden telepatik güçler kazanmasıyla hayatları değişime uğrayan bir aileyi konu ediniyor. Bu keşfedilen telepatik güç hem aile hem de kız için uyum sağlama sürecini de içeren, aynı zamanda düşündürüp eğlendiren modern bir hiciv niteliğinde.
2025 Berlinale
Film gözümüzde şu açıdan farklılık ve üstünlük kazanıyor. Çocuk davranışları ve çocukların o davranışları nasıl yönetecekleri ebeveynlerinin kontrolü altındadır genelde. Burada ise bu tersine dönüyor ve kızımız üstünlüğü ele geçirerek ebeveynlerinin vicdanlarının itirafçısı oluyor ve bir ayna göreviyle onlara gerçek benliklerini aşılamaya çalışıyor. Bu ürkütücü ayrıntı komik detaylarla birleşiyor ve bir tokatla hayatı değişen kızın tuhaf yeteneğinin detaylarının peşine düşüyoruz!
Okulda bir kavga esnasında tokat yiyen Marielle de bir anda ailesini dinleme becerisi oluşur. Kız bundan hoşnut ya da değil ama anne ve babasının her yaptığına hisleri yoluyla tanıklık eder hale geliyor ve aile içerisinde o ana dek süregiden, korunan saygı ve kişisel duygu bir anda bozuluyor! Tabii izlerken kafamızda sorular oluşmuyor değil, bu sistem tam olarak nasıl oluştu ve nasıl işliyor? Duygu ve düşüncelere ulaşmak mümkün mü, yoksa konuştukları üzerinden mi fikir sahibi oluyor Marielle? Marielle ve ailesinin önceki hayatları üzerine çok şey söylemiyor film ama kendilerini iş ve özel hayatlarına kaptırmış ve kızlarını ihmal etmiş ama araları çok sorunlu görünmeyen bir burjuva aile var karşımızda. Yalanlar ve aldatmacalar dışında! Annesi Julia bir iş arkadaşıyla ilişki yaşarken, babası Tobias da iş yerinde yaşadığı başarısızlığı bir maskenin ardına gizlemektedir. Asıl konu anne ve babanın özel hayatlarını didiklemek olsa da Marielle’nin bu telepatik oyuncağıyla oyalanmak dışında pek bir şey yaptığını görmüyoruz! Yönetmen günün sonunda sonunu açık uçlu bırakarak bu gücün devam edip etmeyeceğini merak unsuru haline getiriyor ki, o iyi bir şey!
The Hollywood Roporter’ın dediği gibi Night Shyamalan’la film yöneten Yorgos Lanthimos tadı var filmde. Film pek çok yönetmenin cesaret edemeyeceği cüretkar bir sahneyle açılış yapıyor, bu anlamda Hambelek kendine güvenli bir yerden bakıyor filmine! İzleyiciyi tanıdık bir yerden yakalama gayreti sonuç veriyor, gerçeklerin üzerine gidiyor ve mizahını yumuşatmıyor, aile içinde yaşanan kaosu tanıdık hale sokuyor! Bir yandan da bize sunulan kusursuz bir aile olsaydı, bu gerçeküstü kalıp içinde yüzeysel kalırdı. Her ne kadar banliyöde yaşayan, yönetici ebeveynler olsa da onları ideal bir kalıba sokmak çok zor. Özellikle de aile kontrolden çıkıp her şey arapsaçına dönünce inandırıcılık boyutu daha da artıyor. Hatta anne baba o kadar kapana sıkışıyor ki, kızlarının başka bir dilde kendilerini anlamayacağını düşünerek Fransızca konuşmaya başlıyorlar, bu da filmin espri düzeyini arttıran bir şey.
Film hayatlarımızın izlendiğinde davranışlarımızın nasıl da değiştiğine dair bir sosyal deney algısı da yaşatıyor. Özellikle günümüzde sosyal medyanın düşünce ve hareketlerimizi duyurma aracı olduğunu düşünürsek, film bunu bir kez daha hatırlatma aparatını zekice kullanıyor, hatta annesi kızlarının her şeyi bilmesini telefonlarının hacklenmiş olabileceğine bile bağlıyor ki, birdenbire oluşan bu telepatiye karşı mantıklı bir karşı duruş! Olaya Marielle açışından bakarsak aile bireyleri hakkında bu kadar çok şey bilmenin o kadar matah bir şey olmadığı konusunda bir iddiada da bulunuyor ve evlilik / ebeveynlik duvarlarının ne kadar da kırılgan olduğuna dair komik ve aynı zamanda zekice bir sunum yapıyor.
Bir ailede en büyük aldatmacanın saklanan sırlardan çok oynamakta ısrar edilen roller olduğunu öne süren filmimizde oyuncuların da filmin ironik senaryosuyla gayet uyumlu olduklarını görüyoruz. Filmin doğaüstü güçlerine (!) rağmen oyuncular gayet gerçekçi davranışlar gösteren bir aile ortamı kurmayı başarıyor. Ebeveyn rolündeki Julia Jentsch ve Felix Kramer filme ruh katmayı başarıyor ve muhtemelen yönetmenin istediği suçluluk, nefret temalarını karakterleri aracılığıyla vermeyi başarıyorlar.
Kızın becerisi ya da laneti üzerinden dönen filmde, üç karakterinde yeni karşılaşılan bir durumla yüzleşmesini izlemek keyifli, sahip olunan birçok değer paramparça oluyor. Temposu sürükleyici, toplumsal mesajları kışkırtmaya açık ve o kadar dolu dizgin giden bir hikayede durmayı zorlaştıracak bir sonu yakalamak ise bir hayli meşakkatli. Herkese ayna tutacak bir hikayede tanrısal gücü yakalamanın girdabını izlemek bir hayli cesaret gerektiriyor!
Banu BOZDEMİR