Kendine ‘serseri’!
Yazar: Banu BozdemirOyuncu Harris Dickinson’ın bu yıl Cannes’da FIPRESCI ödülü kazanan filmi Urchin, Londra sokaklarında yaşayan Mike’ı (Frank Dillane) takip ediyor. Mike çocuk acemiliğinde hayatın acımasız yüzüne karşı gelemiyor ve karşısına çıkan tuzaklara düşüyor. Mike kasvetli dünyanın içinde az da olsa yüzünü güldüren anlara, değişken insan ilişkilerine ve her şeye rağmen hayatta kalma içgüdüsüne tutunarak ilerlemeye çalışıyor. Yönetmen bu konuda hassas ya da manipülatif davranmıyor, toplumun dışında var olmaya çalışan insanların çabasına Mike üzerinden bakarak, detaylardan arındırarak yok oluşa doğru sürüklenen genç bir adamın hikayesine onu var olduğu kalıplar içinde tutarak anlatmaya devam ediyor.
BFI
Mike Leigh, Sean Baker ve tabii ki Ken Loach gibi yönetmenlerin filmlerindeki insan öykülerine benzeyen film, Mike’ı öğüten şeyin insanların empati eksikliği olduğu kadar bürokrasinin ve sistemin de açıkları olduğu gerçeğiyle karşı karşıya getiriyor. Filmi izlerken yönetmen önce ana karakterle aramıza mesafe koyuyor. Birçok kişinin onları görmezden geldiği, yok saydığı bir ortamda evini sırtında taşıyan bu genç adamı yayalardan para isterken, evsizler için dağıtılan bir yemek ortamında ve kendisine kartonlardan uyuyabileceği kuru bir ortam hazırlarken görüyoruz. Sonrasında kendisine yemek ısmarlamayı teklif eden Simon isimli adamı darp ediyor, saatini alıp satıyor ve sonrasında da hemen yakalanıyor! Sistem seni çalarken hemen yakalayabilir, dikkat!
Mike hapisten çıktıktan sonra nasıl hayata temkinli ve yavaş yavaş yaklaşıyorsa, yönetmen de onu bize yavaş yavaş yaklaştırıyor! Ve onu her haliyle bize teslim ediyor! Mike başta da dediğim gibi çocuksu, bazı anlarda zeki, samimi ve ama bir anda yaralayıcı bir acımasızlıkla dolu. Karakteri akışkan bir biçimde birçok ruh haline bürünebiliyor. Ona sempati duyduğunuz ölçüde, bu hayatı hak ettiğine dair tereddüt duymadığınız anlar arasında gidip geliyorsunuz. Karakterin devinimi gerçekten de tutarsız!
Mike sokakta yaşayan birçok insan gibi tek takılıyor, mutlaka bir geçmişi var ve bu da belli ki yaralayıcı bir geçmiş. Onu arada bir mağarada yalnız başına bırakılmış bir ruh halinin imgesi içinde görüyoruz, bu terk edildiğine ve yalnız bırakıldığına dair bir ima barındırıyor. Ve o karanlık yalnızlıktan çıkamadığını! Ve belli belirsiz bir kadın görüntüsü, annesi ya da büyükanne. Tıpkı duş alırken yolunu bulan suyun akışını gösterdiği gibi yönetmen… Bazıları için su akıp yolunu buluyor ama bazıları için o su her zaman bulunabilen bir şey değil!
Mike eğlendiği anları fazlasıyla dibine kadar yaşayan biri. Megan Northam’ın hayat verdiği Andrea karakteriyle kurduğu bağın onu iyileştirebileceğini düşünüyoruz ama onun hayallerini, hayatla kurduğu küçük ama etkili bağı küçümseyerek (kibir de var) onu da mahvediyor. Bir an Andrea onu kamyon evinden kovduktan sonra gelip onu darp edeceğini düşündüm ama neyse ki olmadı. Bu da Mike’in tüm derdinin kendi iç dünyasına laf geçirememek olduğunu düşündürtüyor. Görüntü yönetmeni Josée Deshaies karakteri çok da dramatize etmeden, karakterin içinde bulunduğu durumu yansıtan açılar kullanmış, Mike’ın yaşadığı duyguların içinde değilsek bile yakınında tutuyor bizi.
Mike’ın arkadaşlarıyla karaoke söylemeye gittiği bir akşamı bizimle paylaşıyor yönetmen. Çoğu insanın mutlulukla yaşadığı, coşkulanıp şımardığı anlardan biri. Kamera uzun bir süre üçlünün üzerinde sabit kalıyor, Mike’ın yaşadığı mutluluğun neredeyse tarifi yok, o an anlıyoruz ki yakaladığı nadir keyifli ve mutla anlardan biri! (Söylenen şarkı Atomic Kitten’ın Whole Again parçası.)
Dickinson İngiltere’deki sosyal gerçekliği daha modern bir anlatımla yorumluyor, filmde daha önce görmediğimiz şey yok ama ortaya bir bakış açısı koyuyor, yaratıcılığını da esirgemiyor. Duş gideri ve onu bambaşka bir gerçekliğin içine sokan manastır sahneleriyle film farklı bir zeminde ilerlediğini ortaya koyuyor. Kendisine de ufak bir rol yazan Dickinson hem oyunculuk hamuruyla hem de bu filmde koyduğu yaratıcı /gerçeküstü sahnelerle karakterinin iç dünyasına dair isteklerini yokluyor hem de risk almaktan korkmadığını seyirciye gösteriyor. Bir sonraki filmi eminim ki birçok kişi tarafından bekleme listesinde!