Oyuncak Hikayesi 5
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Oyuncak Hikayesi 5

Kasabanın Yeni Bir Şerifi Var!

Yazar: İdil Hazal Acar

Sinema tarihinde bazı seriler vardır ki, seyircisiyle birlikte büyür, yaşlanır ve olgunlaşır. Pixar’ın gözbebeği Toy Story (Oyuncak Hikayesi) serisi, otuz yılı aşkın süredir tam olarak bu misyonu sırtlanıyor. Birçok sinemasever ve eleştirmen için serinin, Andy’nin oyuncaklarını Bonnie’ye bıraktığı o buruk ve göz yaşartıcı üçüncü filmle nihayete ermiş olması gerekirdi. Ancak stüdyo, kalplerimizi kıran dördüncü filmin ardından şimdi de Toy Story 5 ile karşımızda. Üstelik bu kez, ilk filmen itibaren alıp büyüttüğü ve çoktan birer yetişkin olan Y kuşağının hüznünü, dijital dünyanın soğuk gerçekliğiyle harmanlayan sarsıcı bir yapımla.

WALL-E gibi bir modern klasiğe imza atan dahi yönetmen Andrew Stanton’ın yönetmen koltuğunu senaryosunu McKenna Harris ile birlikte devraldığı beşinci film; serinin önceki filmlerinin mirasını sırtlasa da, basit bir devam filmi olmanın ötesine geçerek günümüzün en büyük sosyolojik krizlerinden birine parmak basıyor: Oyun oynamanın ve çocukluğun dijitalleşerek yok olması.

Toy Story 5’ın en tartışmalı kararı, hikayenin duygusal merkezini Woody ve Buzz Lightyear’dan alıp, şerif yardımcısı (beşinci film itibariyle artık şerif olan) Jessie’ye (Joan Cusack) teslim etmesi. Jessie, ikinci filmden bu yana aralıklarla anlatıldığı üzere, onlarca yıl önce ilk sahibi Emily tarafından terk edilmiş olmanın derin psikolojik travmalarını ve yara izlerini taşıyan bir karakter. Karakterin bu arka planı, filmin anlatmak istediği "teknoloji çağında yalnız bırakılma" teması için biçilmiş kaftan.

Pixar

Hikaye, artık 8 yaşına basan Bonnie’nin hayatındaki en büyük sınavla başlıyor: Arkadaş edinmek. Bonnie, seride şimdiye dek ilk defa gördüğümüz stilize, rengarenk, elde çizilmiş hissiyatı yaratan oyun sahnesinde Forky ve plastik bıçak sevgilisinin düğününü hayal edecek kadar yaratıcı bir çocuk. Ancak etrafı, tabletlerin ve akıllı ekranların esiri olmuş teknofil akranlarıyla çevrili. Utangaçlığını önceki filmlerden de hatırlayacağımız Bonnie, komşu çocuklarla iletişim kurmaya bile çekinince, ailesi ona kurbağa şeklindeki "Lilypad" adında akıllı bir çocuk tableti (Greta Lee) alıyor ve oyuncakların o dünyası bir kez daha, yeni bir rakiple sarsılıyor.

Tablet Lilypad, Bonnie’yi ekran üzerinden sahte davetler, çevrimiçi oyunlar ve dijital beğenilerle popüler yapmaya çalışırken; artık oyuncakların lideri olan Jessie, bu duruma savaş açıyor. Çünkü Jessie’ye göre gerçek dostluk ekrandan kaydırarak değil, geleneksel yollarla, yani yüz yüze ve oyun oynayarak kurulur. Film, bu noktada didaktizme fazlaca kapılsa da, hikayenin ilerleyişi bu tonu dönüştürerek ikinci yarıda heyecanlı bir macera vadediyor.

Bonnie’nin tablet üzerinden ayarlanan ilk pijama partisine gizlice katılan Jessie ve sadık atı Bullseye, dijital çağın acımasız çocuklarının zorbalığıyla yüzleşiyor. Bonnie, onların yanına oyuncaklarıyla gidince yapılan akran baskısı yüzünden eziliyor ve Jessie ile Bullseye kendilerini bir kenara atılmış halde buluyor. Fakat önceki filmlerde hiç görülmemiş bir detay sebebiyle (Jessie’nin pantolonunda eski sahibinin adresi yazılıdır.), ikili kendilerini Emily’nin eski evinde bulur. Evde artık Emily değil, tıpkı Bonnie gibi hayal gücü kuvvetli ama arkadaşları tarafından dışlanan 9 yaşındaki Blaze (Mykal-Michelle Harris) yaşamaktadır.

Jessie’nin Bonnie’ye geri dönebilmek için Blaze’in evindeki modası geçmiş ve ıskartaya ayrılmış teknolojik oyuncaklarla iş birliği yapmak zorunda kalması, senaryonun en parlak fikirlerinden biri. Sesli lazımlık oyunu Smarty Pants (Conan O’Brien), eski bir çocuk kamerası Snappy (Shelby Rabara) ve hipopotam şeklindeki ilkel GPS cihazı Atlas (Craig Robinson)... Analog ile dijital dünyanın tam ortasında sıkışıp kalmış bu demode teknolojik aletler, dijital dönüşümün oyuncaklardan sonraki ilk kurbanları. Jessie’nin kendi teknofobisini yenerek bu cihazlarla kurduğu dostluk, filmin muhafazakar bir teknoloji düşmanlığına kaymasını engelliyor ve anlatıyı dengeliyor.

Hikayenin üçte ikisi Jessie’nin bu teknolojik hurda ekibiyle verdiği Bonnie’ye dönüş mücadelesine odaklanırken, kalan kısımda eski dostlarımız Woody (Tom Hanks) ve Buzz Lightyear’ın (Tim Allen) Jessie’ye ulaşma çabasını izliyoruz. Pixar, kahramanlarının zamana karşı direnişini saklamıyor. İkisi de hüzünlü ve komik bir şekilde yaşlanmıştır. Panayır alanından dostlarına yardım etmek için dönen efsanevi şerifimiz Woody, artık kilo almış ve kafasındaki plastik saçları aşınarak kelleşmeye başlamış bir kovboydur. Film, bu fiziksel deformasyonları çoğunlukla mizahi bir unsur olarak kullansa da, bir oyuncağın yaşlanmasının ne hissettirdiği sorusu arka planda varoluşsal bir sızı olarak kalıyor. Öte yandan dördüncü filmde Woody’nin ses kutusunun söküldüğünü hatırlayan izleyiciler, kovboyun gövdesindeki dengesizliği ve göbeğini mantıklı bulacaktır. Kahramanımızın kolay bir hayatı olmadı!

Buzz Lightyear’a gelecek olursak… O eski maço ve dik başlı uzay korucusu gitmiş; yerine Jessie’ye evlilik teklif etmekten çekinen, utangaç ve kırılgan bir aşık gelmiş. Erkeklik rollerini tersyüz eden bu çekingenlik, filme mizahi bir ton katıyor. Finale doğru, yüzlerce kopyasından oluşan "Multi-Buzz" ordusunu yönettiği sahneler ise gerçek bir deha ürünü. Yine serinin önceki filmlerinde görmediğimiz şekilde, beşinci filmde hikaye üç farklı akstan ilerliyor. Biri Jessie ve Bullseye’ın hikayesi, diğeri Buzz ve Woody’ninki ve sonuncusu ise bir kaza sonucu ıssız bir adaya düşen onlarca Buzz’ın hikayesi. Bu üç macera mükemmel bir şekilde birbirine bağlanarak bizi bir kez daha mutlu bir sona ulaştırıyor.

Toy Story 5, her ne kadar radikal riskler almaktan kaçınan, serinin daha önce test edilip onaylanmış hikaye matematiğinin içinde kalan bir yapım olsa da, bazı anlarıyla serinin üçüncü filmindeki o meşhur "yakma fırını" sahnesinin yarattığı duygusal tahribata yaklaşmayı başarıyor. Finaldeki görkemli düğün töreni ve Bonnie ile Blaze’in tamamen organik, ekransız bir oyun randevusunda buluşması göz yaşartıcı cinsten. Öte yandan Buzz’ın Woody’e bahsettiği sağdıçlık pozisyonu pek çabuk unutuldu. Bu ikilinin dostluğuna ve maceralarına dair bir film görmek isteyen eski hayranlar mutlaka hayal kırıklığı yaşamıştır. Fakat bu noktada sormamız gereken bir soru var? Oyuncak Hikayesi 5 kim için çekildi? İlk Oyuncak Hikayesi filmiyle büyümüş biz 90’ların çocukları için mi? Yoksa dijital dünyanın tam ortasına doğan günümüz çocukları için mi? Cevabı biliyoruz. Serinin yeni filmi; eski oyuncakların birer figüran konumuna düşmesi, Woody’nin hikayede ancak bir yan karakter kadar yer tutması ve Jessie’nin yeni lider olması eski hayranları memnun etmedi. Ama karşımızda asıl hedef kitlesi olan bugünün çocuklarının bakışını, rahatlıkla üzerinde tutan başarılı bir animasyon var

Andrew Stanton ve Pixar, son tahlilde teknolojiyi şeytanlaştırmak yerine onu çocuk kozmosunun yeni bir metafizik katmanı olarak kabul ediyor. Ama bunu yaparken, oyun oynamayı unutmamamız gerektiğinin altını kalın harflerle çiziyor. Salondan çıkarken cep telefonlarınızdan gelen oyun bildirimlerinden rahatsız olmanızı sağlayan Toy Story 5, bizi ekranların hipnotize edici sahte gerçekliğinden çekip çıkararak çocukluğumuza geri fırlatıyor. Serinin belki de en olgun, en hüzünlü ama yine de karşı konulamaz filmiyle karşı karşıyayız.

Daha Fazlasını Göster