Koloni
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,0
Ortalama
Koloni

Yataydan dikeye geçen zombiler

Yazar: Banu Bozdemir

Yeon Sang-Ho’nun Busan Treni harika şekilde tasarlanmış ve kurgulanmış ve dikkatleri yönetmenin üzerine çeken başarılı bir zombi filmiydi. Devam filmi Train to Busan 2: Peninsula, ilkinden sonra biraz hayal kırıklığı yaratsa da yönetmenin hırslı dokunuşları hissediliyordu. Seoul Station ve The Ugly’den sonra yönetmen bol kanlı, vahşet dolu sahneler barındıran ve cebinde sakladığı birkaç güzel numarayı önümüze koyan, eğlenceli, hareketli ama bir yandan çok tatmin etmeyen tanıdık bir korku-zombi filmi Colony ile karşımıza çıktı. Bu bir nevi geri dönüş projesi. Bir yandan sadece enfekte olan insanlar var karşımızda, ölü olmadıkları için onlara zombi demeliyiz kısmını çabuk geçiyorum. Filmin en iyi taraflarından birisi muhteşem bir koreografi kullanılarak yapılan, kasılan, kıvranan, yerde sürünen, aynı anda ayağa kalkan, kafaları kaldıran dansçılardan oluşan bir dans şovu gibi yorumlayabileceğimiz gösteri oluyor. Son derece iyi çalışılmış, estetik ve akrobatik detayların etkileyici bir şekilde sahnelenmesi keyifli bir seyir hali yaratıyor!

Cannes Film Festival

Her zombi filmden orijinal bir parlama beklemek yanlış ama filmde (Resident Evil göndermeleri var) çok tutarlı bir akış yok. Yataydan dikeye geçen yani bir gökdelende vuku bulan filmde hayatta kalan onca insanın nerede olduğuna dair bir bilgi verilmiyor, yönetmen mikro düzeyde tuttuğu bir ekiple hikayesini anlatma yolunu seçiyor ama daha çok kaosa çıkıyor yolları. Bir alışveriş merkezi seçmesinin de kendine göre gerekçeleri var, orası çalışanlar için bir hapishane bir yandan da kapitalizmin kucağında olanlar için sonsuz ve kapalı seçenek içeren devasa bir yapıyı içeriyor. Alışveriş merkezinin zaten her köşesini kullanmak imkansız ama yönetmenin dar alanda daha tutarlı ve aksiyonel işler yarattığını söylemek mümkün Busan Treni’nde olduğu gibi!

Filmin öne çıkan karakterleri Han Kyo-seong, eski eşi Kwon Se-jeong (Kore’de çok popüler bir oyuncu olan Gianna Jun) ve kötü adamı Young-cheol oluyor. Gerçi Han Kyo-seong’la yolları çabuk ayırıyoruz ama filmin kötü adamı Young-cheol ve Kwon Se-jeong arasındaki kaçma kovalamaca bir hayli devam ediyor. Sonra da bir şekilde Han Kyo-seong’un yeni eşi filme dahil oluyor. Eski ve yeni eş arasında inceden hissedilen gerilim sonrasında kadın dayanışmanın inceliğine gelip dayanıyor. Filmin feminist bir tarafı olduğunu, kadınlardan yana bir tavrı olduğunu söylemek mümkün. Onların detayları ve ince tarafları görmesi, erkeklerin ise daha düz mantıkla hareket ettiğini görmek bu kanıları güçlendiriyor. Ayrıca arkadaşları tarafından zorbalığa uğrayan bir genç kız ve tekerlekli sandalye kullanan ablasına kendini adayan güvenlik görevlisinin de hikayesi de filmi ivme katan duygusal hikayeler olarak dikkat çekici! Tabii Sang-ho’nun yeniliklerinden biri de zombilerin Young-cheol öncülüğünde birbirleriyle iletişim kurup, ortamda konuşulan her şeyi algılayıp, kolektif bir zihinle hareket etmeleri yani kolektif bir zombi zihni oluşturmaları. Gerçi The Last of Us dizisi daha önce buna benzer bir şey yapmıştı ama filmi bir tık üst seviyelere taşıyan birlikte hareket etme ruhu olmuş. Bir de karınca gibi koloni şeklinde yaşayan hayvanlarda görülen kovan iletişimi sayesinde evrimleşmeleri de iyi işlenmiş bir fikir. Örneğin başlangıçta gerçek insanlarla mağaza mankenleri ve büyük insan posterlerini ayırt edemeyen ve hepsine saldıran zombiler, sonrasında bu kolektif zihnin yardımıyla gerçek insan avına çıkıp gelişme gösteriyorlar!

Mantar benzeri mukusların, tam ve yapışkan şekillerde kullanılmış gerçekçi ve basit efektlerin kullanıldığını görmek de artı bir durum. Filmin hikayesi hem kendisini hem de herkesi efekte eden ama aynı zamanda kendisini bir panzehire dönüştürüp ölmesine engel olmak Young-cheol’ü yakalamak ve bu salgına son vermek. Bunun için nasıl bir altyapı kurduğuna inanamıyoruz Young-cheol’ün. Devasa çünkü. Ve bunların hepsi bir intikam uğruna… Maymunlar üzerinde gerçekleştirdiği deneyin gizemini çözen de Gong Seol-hee oluyor yani yeni eş!

Filmde görüntü yönetmeni Byun Bong-sun, ses tasarımcısı Kim Sok-won ve makyaj sorumlusu Kim Hyun-jung, aksiyon devam ederken onları canlı ve gerçekçi göstermek için kıyasıya bir iş birliği halindeler. Zombilere yakından bakıyoruz, falsosuz bir yüz, duruş ve bakış! Sahnelerdeki düzenleri, mizansenleri, dizilişleri gerçekten iyi. Film Busan Treni kadar iyi olmasa da devam filmi Peninsula’dan kat be kat iyi. Zombi akını biraz durmuş gibi. Filmin önünü kesen yerlerden birisi de binanın dışında yaşanan, oradaki kovuşturmaya paralel giden soruşturma ve çözüm süreci, filmi uzatmaktan başka pek bir işlevi yok. Zombilerle ilgili koyulabilecek her şey koyulmuş filmde ama filmin ışıldamasını önleyen bir durgunluk, gerilim eksikliği biraz klişe bir senaryo var. Yine de herkese hitap edeceği aşikar!

Daha Fazlasını Göster