Mavi Balıkçıl
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Mavi Balıkçıl

Hafızanın yeniden kurgusu!

Yazar: Banu Bozdemir

Sophy Romvari’nin ilk uzun metrajlı filmi Blue Heron / Mavi Balıkçıl altı kişilik bir ailenin en küçük kızının gözünden bir aile travmasına göz atıyor. Film çok sade bir anlatımla karşımıza çıkıyor ama yönetmen filmi ortalarında bir yerde farklı bir dolaşıma sokuyor. Biraz beklentimizin dışında kaldığı için anlamaya çalışıyoruz, sonrasında Romvari otobiyografik hikayesinin acı gerçeğinin, özlem ve hassas dengesinin içine sokuyor bizi… Kesinlikle ajite etmiyor, sadece olanı biteni kendi çocuk zihninde büyüttüğü haliyle cesur bir filme dönüştürüyor.

Janus Films

Film 90’lı yıllarda geçtiği için günümüzdeki her türlü teknolojiden uzak, kameralara alınmış anlardan oluşuyor, gerçek ve hafızanın birbirini tamamladığı sanatsal bir çizgide duruyor ve kişisel dünyanın nasıl da iyi bir sinema diline dönüşmüş yanına işaret ediyor.

Üç erkek kardeşi, anne ve babasıyla Vancouver Adası’na taşınan Sasha’nın (Türk asıllı Eylem Güven) evinde ilk başta her şey yolunda gibidir, çocuklar hep beraber eğlenir. Anne ve babasının ismi belirtilmeyen filmde ebeveynler kendilerini onlara adamış görünür. En büyük çocuk Jeremy diğerlerinden farklıdır; asidir, söz dinlemez, kendi başına hareket eder, ortadan yok olur ve öfke patlamaları yaşar. Bir gün polis kelepçeli halde getiriyor, çatıda dolaşıyor ve evi yakacağını söylüyor ve onunla aynı çatı altında yaşamak gittikçe güçleşiyor. İşte bu durumda kamera Jeremy’i takip edip, anne ve babanın çözümsüz anlarına odaklanırken bir yandan da Sasha’nın abisinin davranışlarını anlama çabasını izliyoruz. Sasha Jeremy’nin sorunlarına diğer erkek kardeşlerinden daha odaklı! Olayları onun penceresinden izliyoruz zaten. Yönetmen hikayeyi anlatma biçimi olarak da farklı yöntemler deniyor. Bazen içeriden bazen dışarıdan bir göz oluyoruz, ebeveynlerin konuşmalarını gizlice dinliyoruz hissi hakim. Baba fotoğraf çekiyor ve bunları filmin içinde görüyoruz, hatta Jeremy kelepçeli şekilde eve geldiğinde baba kamerayı Sasha’ya veriyor tutması için, açık kalan kamera o anları da çekiyor. Sasha’nın kameradan bakışının sıradan bir an olmadığını, film çekmeye, bu anı kullanmaya kadar varacak bir zaman depolaması olduğunu anlıyoruz! Bir yandan da bu anlatılan hikayenin nasıl şekillendiği belirsiz, kendi deneyiminden yola çıkarak bir ailenin (herhangi bir aile de olabilir) zihinsel sağlık sorunlarıyla mücadele eden bir çocuğun günlük hayatlarını nasıl etkilediğini araştıran bir tonda da çıkıyor karşımıza.

Sasha evlerinin yakınında, kendi yaşıtları olan çocuklarla oynarken onların zorbalığına uğrar ve üstü brandayla kapalı havuza düşer ve bunu ailesine söylemez. Saçlarının neden ıslak olduğunu soran annesine yalan söyler. Muhtemelen bunu kendisine kızacakları için değil, daha fazla sorun çıkarmamak için yapıyor. Anne ve babası zaten Jeremy yüzünden fazlaca endişeli. Bir de annesiyle patates yemeği yaptıkları sırada Jeremy’nin çatıya çıkması, anne ve kız yaşadıkları özel anın bölünmesi oluyor. Yanan kızartmayı annesine söyleyemeyecek kadar korktuğu ve geride durduğu anlardan biri de bu! Bu yüklerin bileşiminin yetişkin olduğunda da peşini bırakmadığını görmek hüzünlü! Burada Sasha’yı oynayan Eylül Güven yurtdışında yaşayan bir Türk oyuncu, filmin dingin, sade havasına uyumlanmış görünüyor ve gözlerinden her şeyi anladığını bize hissettiriyor.

Romvari’nin filmi kurmaca ve belgeseli harmanlayan bir yapıda. Hafızasının ona aksettirdiklerini bizimle paylaşıyor, kesin bir yanı olmamakla birlikte bu yeniden anlatımda ne kadarının gerçek ya da kurgu olduğu belirsiz. Gerçek olan bir şey var: Anmak ve anlamak ve anlamlandırmak… Bu da birçok duyguya yetiyor!

Daha Fazlasını Göster