İnsanın Çürüyen Kümesi
Yazar: Onur KırşavoğluMacar sinemasının absürt, beden odaklı ve kışkırtıcı diline yabancı olmayanlar için György Pálfi ismi her zaman bir güvenli alan değil, aksine rahat bozacak bir seyir vaadidir. Taxidermia veya Hukkle gibi yapıtlarında insan doğasının grotesk sınırlarını görsel birer şölene dönüştüren yönetmen, bu kez kamerasını biraz daha aşağıya, neredeyse toprağın tam seviyesine indiriyor. Festival seçkilerinde sıklıkla yer alan ve övgülerle ayrılan Hen (Tavuk), kağıt üzerinde bir tavuğun firar hikayesi gibi dursa da özünde modern insanın çürümüşlüğünü bir kanatlı canlının masumiyetiyle sarsan tokat gibi bir alegori.
San Sebastian Internacional Film Festival
Başlıca rollerde sevimli tavuğumuza Yannis Kokiasmenos, Maria Diakopanayotou ve Argyris Pandazaras eşlik ediyor. Film, ülkemize ilk olarak İstanbul Film Festivali programıyla gelmişti, Şimdi ise genel dağıtımla vizyonda.
Film, endüstriyel bir tavuk tesisinin klostrofobik ve karanlık atmosferinde açılıyor. Seri üretimin, tüketim çarkının adsız bir parçası olan siyah bir tavuğun, şans ve güdülerin birleşimiyle bu mekanize cehennemden kaçışına tanık oluyoruz. Vahşi doğadaki tehlikeleri aşıp Yunanistan kıyılarında, köhne bir sahil restoranının bahçesine sığınan ana karakterimiz, orada özgürlüğü bulduğunu sanırken aslında insan türünün daha karmaşık ve kanlı kümesine adım atıyor. Restoranı işleten babanın borçları, kızının tekinsiz ilişkileri, arka planda dönen insan kaçakçılığı ve dozu giderek artan şiddet; tavuğun yumurtlama, barınma ve annelik mücadelesinin fonunu oluşturuyor. Pálfi’nin bu yapımdaki en büyük başarısı, CGI veya dijital makyaj kolaycılığına kaçmadan tamamen gerçek canlılarla çalışmış olması. Sekiz farklı tavuğun kolektif performansından süzülen "oyunculuk", kurgunun ve ses tasarımının gücüyle birleştiğinde ortaya olağanüstü bir karakter çıkarıyor. Kamera, neredeyse tüm anlatı boyunca tavuk göz hizasından ayrılmıyor. Bu tercih, seyirciyi sadece fiziksel olarak alçaltmakla kalmıyor; insan merkezci bakış açımızı tamamen yıkarak bizi olayların merkezine değil, çeperine itiyor. Arka planda patlak veren insani trajediler, cinayetler ve hırslar ana karakterimizin umurunda olmayan, sadece hayatta kalma güdüsünü tehdit ettiği ölçüde anlam kazanan gürültülere dönüşüyor. Yani film, birçok izleyiciyi için yeni ve eşsiz bir deneyime dönüşüyor. Yönetmen, hikayeyi kurarken politik ve toplumsal eleştirisini gösterişli söylevlerle değil, ince bir kara komedi ve absürdizmle dokuyor. İnsanların kendi yarattığı mülkiyet, sınır ve güç hiyerarşisi; bir tavuğun sadece beslenmek ve neslini sürdürmek üzerine kurulu yalın dünyasının yanında oldukça gülünç ve zavallı kalıyor. Endüstriyel çiftlikten kaçışın tam bir özgürlük getirmediği, sınırların sadece biçim değiştirdiği fikri, filmin en güçlü alt metinlerinden biri. İnsan kaçakçılığı mağdurlarının trajedisi ile mezbahaya sürülen hayvanların kaderi arasındaki paralel kurma çabası, ajitasyona düşmeden son derece organik bir biçimde hissettiriliyor. Görsel ve işitsel doku açısından film, müzik kullanımıyla da akılda kalıcı anlar yaratıyor. Klasik bestelerden eski pop şarkılarına uzanan ses yelpazesi, kümesin derme çatma ritmiyle çarpıştığında ortaya Pálfi sinemasına yakışır bir ironi çıkıyor. Görüntü yönetiminin yer seviyesindeki dinamik takipler ve keskin kurgu, hareket kabiliyeti kısıtlı bir hayvanın bakışını 90 dakikalık sürükleyici bir gerilime dönüştürmeyi başarıyor.
Toparlamak gerekirse; Hen, sadece bir biçim denemesi ya da sevimli bir hayvan macerası değil. İnsanlığın kendi türüne ve doğaya karşı sergilediği gaddarlığı, en saf tanığın gözünden izleten, dürüst ve rahatsız edici bir ayna. Pálfi, minimalist görünen bu hikayeyle sinemasının o bildik hınzır, sarsıcı ve tavizsiz ruhunu bir kez daha kanıtlıyor. Dünyanın ne kadar çirkin bir yere dönüştüğünü anlamak için bazen başımızı yukarı değil, tam olarak ayağımızın bastığı yere eğmemiz gerektiğini hatırlatan, yılın en özgün işlerinden biri. Final yolunda biraz ikinci sınıf filmlerin izinden gidip, hafif de klişe bir sonuca göz kırpmasa çok daha iyi bir puanla nihayete erebilirdi ama bu haliyle de izlenmeyi kesinlikle hak ediyor.