Zamansızlığın Melankolisi
Yazar: Gizem ErtürkBazı şarkılar vardır; duyduğunuz anda yalnızca bir melodiyi değil, artık geri gelmeyecek bir zamanı da hatırlarsınız. George Michael'ın 1988 tarihli Faith turnesinden gün yüzüne çıkarılan görüntüler, benim için tam olarak böyle bir yolculuk. Yıl 1988…Dünyada henüz ilk yılım. Doğum günümde bütün sevdiklerim genç, sağlıklı ve hayatta. Henüz hiçbirinin eksileceğini bilmiyorum. Michael Jackson, Madonna, Whitney Houston şarkıları çalıyor fonda. Dünya başka bir yer. Henüz başımıza geleceklerden, büyümekten, kaybetmekten, vedalardan haberimiz yok. Pembe bir elbise, başımda elbiseye uygun dikilmiş takım şapkam, ayağımda beyaz pabuçlar… Önümde kocaman, kremalı bir doğum günü pastası. Hayatın bana sunduğu en büyük mesele, pastanın üzerindeki kremayı bitirebilmek. Ben çocukluğumun en güzel zamanlarından birini yaşarken George Michael, Paris'te ilk solo dünya turnesinin sahnesinde. Üstelik öyle böyle değil, tam anlamıyla bir yıldız. Siyah çizmeleri, mavi kotu, beyaz tişörtü ve dönemin alametifarikası, üzeri rozetlerle dolu kot ceketiyle sahnede. Bir aşağı bir yukarı koşuyor, sahnenin basamaklarından inip çıkıyor. Ben ekranın karşısında, o bitmek bilmeyen enerjiyi izlerken kendimi sürekli aynı düşünceden alamıyorum: Acaba spor ayakkabı mı giyseydi? Ya bir yerde ayağı takılır da düşerse? İlk şarkılarda biraz tutuk, biraz heyecanlı. Fakat I Want Your Sex ile birlikte üzerindeki sahne gerginliğini atıyor. Monkey ile salonun enerjisi iyice yükseliyor. Ardından Faith geliyor. Artık seyirci de konserin bir parçası. Nakaratları George'la birlikte söylüyor, şarkıları ona bırakmıyor. Oysa George Michael'ın hikâyesi bu sahneden çok daha önce başlamıştı.
Asıl adı Georgios Kyriacos Panayiotou olan George, çocukluk arkadaşı Andrew Ridgeley ile 1981'de Wham!'i kurduğunda henüz genç bir müzisyendi. Young Guns (Go for It!) ile başlayan yolculuk, kısa sürede Wake Me Up Before You Go-Go, Freedom, Everything She Wants ve elbette her aralık ayında yeniden dünyanın dört bir yanını saran Last Christmas ile devasa bir pop fenomenine dönüştü. Wham! yalnızca bir müzik grubu değildi. Seksenlerin gençlik kültürünün, renkli kıyafetlerinin, özgürlük arzusunun ve MTV kuşağının simgelerinden biriydi. George ise grubun şarkı yazarı, sesi ve giderek daha fazla öne çıkan yaratıcı gücüydü. Aslında Careless Whisper ile solo kariyerinin ne kadar güçlü olabileceğini çoktan göstermişti. 1986'da Wham! dağıldığında artık kendi yolunu çizmek istiyordu. 1987'de yayımlanan Faith, onu yalnızca başarılı bir pop şarkıcısı olmaktan çıkarıp dünya çapında bir müzik ikonuna dönüştürdü. Grammy ödüllü albüm, dört Amerikan bir numarası çıkardı. George Michael artık kendi şarkılarını yazan, düzenleyen, üreten ve sahnede tek başına binlerce insanı peşinden sürükleyebilen bir sanatçıydı. İzlediğimiz konser de tam bu dönüşümün ortasında duruyor.
Belgeselin açılışında, konsere geçmeden sanatçının kendisini bir söz yazarı olarak geliştirmek istediğini ve üretime dair yaptığı bir takım samimi açıklamaları da dinleme şansı buluyoruz. Yeteneğin bir hediye olduğundan fakat bu hediyenin her an yok olabileceğinden de söz ediyor. 1988'de Paris'teki Palais Omnisports de Paris-Bercy'de kaydedilen görüntüler, 14 kamerayla 35 mm filme alınmış. Yıllarca gün yüzüne çıkmamış bu kayıtların restore edilerek sinemaya taşınması, müzik tarihi açısından başlı başına kıymetli. Üstelik Mary McCartney'nin Finding Faith adlı kısa filmiyle açılan yapım, daha önce görülmemiş fotoğraflar ve arşiv görüntüleriyle bizi konserin öncesine, George'un dünyasına götürüyor.
Sahnedeki George'a dönersek… Bir noktada Wham! döneminden tanıdığımız bas gitarist Deon Estus'un sahneye kattığı enerjiye tanıklık ediyoruz. Estus'un bas solosu, konserin unutulmaz anlarından biri. Bir an durup düşünüyorum. George Michael da artık hayatta değil. Deon Estus da 2021'de aramızdan ayrıldı. Ekranda birlikte müzik yapan iki insanı izlerken insanın içine tuhaf bir his çöküyor. Bir zamanlar aynı sahneyi paylaşanların, aynı ritme eşlik edenlerin bugün yalnızca görüntülerde bir araya gelebilmesi… Ve bu konseri izlerken George Michael'ın hayatının ilerleyen yıllarını bilmenin ağırlığı da üzerinize çöküyor. Seksenlerde kadın hayranlarının hayranlıkla izlediği, cinselliği ve çekiciliği sahne personasının önemli bir parçası olan bu adam, özel hayatında kimliğini saklamak zorunda kalmıştı. Dönemin toplumsal baskısı, magazin basınının acımasız merakı ve eşcinselliğe yönelik önyargılar, onun hayatını giderek zorlaştırdı. 1998'de Beverly Hills'te yaşanan olayın ardından cinsel yönelimi kamuoyuna yansıdı. George Michael bunu inkâr etmek yerine açıkça konuşmayı seçti. Ancak bu açıklığın bedeli, yıllarca özel hayatının didik didik edilmesi, aşağılanması ve zorbalığa maruz kalması oldu. Oysa onun şarkılarında aşk, arzu, yalnızlık ve kırılganlık zaten hep vardı. Belki de yıllar sonra Freedom! '90 şarkısında ve klibinde dile getirdiği özgürleşme arzusunu, kendi hayatıyla kurduğu ilişki üzerinden yeniden düşünmemizi sağlayan tarafı da bu. Annesinin kaybı, büyük aşkı Anselmo Feleppa'nın AIDS nedeniyle hayatını kaybetmesi, müzik endüstrisiyle yaşadığı mücadeleler, basının bitmeyen takibi ve özel hayatındaki çalkantılar… George Michael'ın hayatı, sahnedeki parlak görüntüsünün aksine hiç de kolay değildi. Bütün bunlara rağmen müzikten vazgeçmedi. Üretti, sahneye çıktı, hayır işlerine destek verdi. Son dönemlerinde daha sakin bir hayat sürmeye çalıştı. 25 Aralık 2016'da, henüz 53 yaşındayken hayatını kaybetti. Noel günü gelen ölüm haberi, Last Christmas şarkısının her yıl yeniden çaldığı bir dünyada ayrıca acı bir tesadüfe dönüştü.
Şimdi yeniden 1988 Paris'ine dönelim. Konserin ilerleyen dakikalarında George'un sahnedeki hâline bakıyorum. Seyircinin coşkusu, şarkılar, ışıklar, o kendinden emin yürüyüş… Bir zamanlar bütün dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu genç bir adam. Henüz önünde yaşanacak yıllar, yazılacak şarkılar, kazanılacak ödüller ve verilecek mücadeleler var. Salondaki insanları düşünüyorum. O gece George Michael'ı izleyenlerden kaçı bugün hâlâ hayatta? Kaçı o konserden sonra hayatının bambaşka bir dönemine geçti? Kaçı sevdiklerini kaybetti, kimler eksildi, kimler geride kaldı? Bir an konser salonu gözümde başka bir yere dönüşüyor. İçimden ağlamak geliyor. Çünkü mesele yalnızca George Michael değil. Biz de öleceğiz. Bütün sevdiklerimiz bir gün gidecek. Bugün yanımızda olan insanlar, bir gün yalnızca fotoğraflarda, ses kayıtlarında, anılarda kalacak. Sonra kendime gelmeye çalışıyorum. Gizem, kendine gel. Şu an harika bir konser izliyorsun. Burada kal. Anda kal. Nostalji ne tuhaf şey. Bir yanıyla insanın en güzel sığınağı, diğer yanıyla en acımasız hatırlatıcısı. Geçmişi önüne seriyor ama seni oraya geri götürmüyor. Bir zamanlar ne kadar mutlu olduğunu hatırlatırken, o mutluluğun içinde artık kimlerin olmadığını da gösteriyor. Belki de nostaljinin hem harika hem de berbat oluşu bundan. Bir şarkıyla yıllar öncesine gidebiliyorsun ama o yıllara, o insanlara, o hayata bir daha asla dönemiyorsun.
Bir de Last Christmas meselesi var. 1984'te yayımlanan şarkının bugün hâlâ her Noel döneminde yeniden listelerin zirvesine yerleştiğini, yeni kuşaklar tarafından keşfedildiğini düşününce insanın aklı almıyor. O gün salondaki seyircilerden kaçı, bu şarkının onlarca yıl sonra da dünyanın dört bir yanında çalacağını tahmin edebilirdi? Filmin sonunda bir ayrıntı daha var. Yapım, 29 Aralık 2025'te 79 yaşında hayatını kaybeden Michael Lippman'a adanmış. George Michael'ın Faith döneminden başlayarak kariyerinde önemli bir rol üstlenen Lippman, yalnızca onun değil David Bowie, Matchbox Twenty, Rob Thomas ve daha pek çok önemli ismin de menajerliğini yapmış, müzik endüstrisinin perde arkasındaki güçlü figürlerinden biriydi. Menajerliğe başlamadan önce eğlence hukuku alanında avukatlık yapmış olan Lippman, George Michael'ın müzik yolculuğunda uzun yıllar önemli bir yol arkadaşıydı. Bir dönem George'un kariyerini şekillendiren, onun müziğini dünyaya taşıyan, sahne arkasında bütün bu büyük hikâyenin bir parçası olan Lippman'ın da artık hayatta olmadığını düşünmek, filmin bıraktığı duyguyu biraz daha ağırlaştırıyor. Ne tuhaf… Sahnedekiler, sahne arkasındakiler, o gece salonda bulunanlar… Zaman hepsini aynı hatıranın içine bırakıyor. Film de biraz bunun için kıymetli galiba. Yalnızca bir yıldızı değil, bir dönemi ve o dönemi var eden insanları yeniden hatırlatıyor.
Benim için George Michael: The Faith Tour, kusursuz bir pop yıldızının nostaljik konser kaydından çok daha fazlası. Bir dönemin müziğine, modasına, sahne kültürüne ve insanlarına açılan bir kapı. Bir yandan gençliğin enerjisini ve sahnenin büyüsünü taşırken diğer yandan zamanın kimseyi beklemediğini hatırlatan bir film. En çok da şu duyguyu bırakıyor geriye: Bir zamanlar hayatımızın fon müziğini yapan insanlar da bir gün gidiyor. Onlarla birlikte bazı yıllar, bazı yüzler, bazı sesler de uzaklaşıyor. Geriye fotoğraflar, filmler ve bir şarkının ilk notasıyla yeniden canlanan anılar kalıyor. 1988'de ben kremalı doğum günü pastamı yerken George Michael Paris'te Faith diyordu. Aradan neredeyse kırk yıl geçti. Pastayı hatırlamıyorum belki ama o sahneye baktığımda içimde bir şeylerin yerinden oynadığını hissediyorum.Zaman geçiyor George. Ama sen hala şarkı söylüyorsun. Sonsuza kadar...
- En son Beyazperde eleştirileri
- En İyi Filmler
- Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler