Dalga
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
4,0
Çok İyi
Dalga

Dalga dalga geliyoruz artık!

Yazar: Banu Bozdemir

2019’da Şili’de üniversitelerde etkili feminist protestolar yaşanmıştı. La Ola / Dalga, o protestolardan ilham alan, müzikal bir türde karşımıza çıkıyor. Sebastián Lelio'nun daha önceki filmlerine benzemeyen bir anlatımla Cannes’da yarışma dışı gösterilen film, kitlesel olarak başlayan protestolar sonrasında istemediği bir ilişkiye zorlanan Julia (Deniela Lopez) adlı bir öğrencinin deneyimlerine yoğunlaşıyor — Julia burada kurgusal bir karakter!

Olay, gerçekte gözleri bağlı bir grup kadının sokakları ele geçirip protest marş eşliğinde dans etmesi. Performans, disiplinler arası trans bireyleri de kapsayan feminist bir oluşum olan Lasteis tarafından organize edilmişti ve bu tüm dünyada yankı bulan #MeToo hareketine bağlanıyordu. Şarkı, yolda bir tecavüzcünün olduğunu ima eden sözler barındırıyordu. Gösteri güçlü, katılımcı, tempolu ve isyanı teşvik eder moddaydı. Film, eylemden yansıyan etkileyici sahneleri sıkça kullanıyor. İzlerken ülkemizde yaşanan kadın cinayetlerini aklıma getirdi ve bu tarz protest bir film yapacak bir yönetmen aradı gözlerim! Tabii kapsamlı bir katılım da şart bu tarz protestolara; Şili’de 32 üniversite, erkek öğretim üyelerinin yaptığı taciz ve istismar şikayetleri üzerine işgal edildi.

Viennale

Film, duyarsız bir sisteme savaş açmanın ne anlama geldiğine dair geniş, çoğu zaman bütünlüğünü koruyamayan, hatta zaman zaman absürtleşen bir tabloyu büyük ölçüde bir arada tutmayı başarıyor. Hatta müzikal bölümler daha ayrı bir telden çalıyor ama bir yandan da ufuk açacak kadar dinamik ve protest! Dalga'nın ilk yarısı biraz yüzeysel ve feminizm dersi verir gibi. Bir yandan da öğrencilerin kendi sesini kullanabilme konusunu hem metaforik hem de gerçekçi denemelerle sunuyor. Ama ikinci yarısı daha sürreal, duvarları yıkan bir anlatımla Julia’nın yaşadıkları, anıları ve kendi gerçekliği arasında mekik dokuyor. Burada yönetmen filme dair melodi yakalamayı başarıyor.

Julia, Şili Üniversitesi’nde okuyan bir müzik öğrencisi. Aslında onu filmin bar sahnesi açılışında daha cesur ve ne yaptığını bilir bir halde görüyoruz. Asistan Max ile yaşadığı cinsel deneyime kapıları kapatan film, sonrasında Julia’nın istemediği bir cinsel deneyime sürüklendiğini bir nevi hatırlamaya başlar! Julia cinsel istismar mağduru kız kardeşlerinden ifade almak için gönüllü olmuştur ve bu onun yaşadığı deneyimle daha rahat yüzleşmesine olanak açar! Julia, Santiago’da işçi sınıfı mahallesinde market işleten annesiyle yaşayan, burslu okuyan bir kız. O yüzden bu protestoların onun gibi öğrenciler için lüks bir çıkış, onların hayatını etkileyebilecek büyük detaylar barındırdığını kavrıyoruz ama film bir yandan anlatımını bir anda Julia’nın yaşadıkları üzerinden yapmayı tercih ediyor. Bu davanın yüzü olduğu gerçeğiyle pek yüzleşemeyen Julia’nın şaşkınlığını film boyunca görüyoruz.

Julia bireysel inceleme altına alınırken, kız kardeşler kolektifi de daha agresifleşiyor. Öğrenciler okulu ele geçiriyor, dayanışma üst boyutlara taşınırken, bir yandan da trajik anlar yaşanmıyor değil. Çünkü toplum tüm bileşenleriyle kadınların üstüne gelmeyi, sistemin devamı için onları susturmaya devam edeceğini en üst perdeden haykırmaya devam ediyor!

Filmin çekim dili de geleneksel tarzda ilerliyor, özellikle de dans sahnelerinde yüksekten bir bakışla kız öğrencileri markaja aldığını fark ediyoruz. İstismarla suçlanan erkek öğrenciler, onların aileleri, akademisyenler, polis, asker, hepsi kadınların bu davasına karşı bir duruş içerisinde, hatta kadınlar bile kendi aralarında ayrılıyor. Bazıları erkek destekçileri aralarına katmak konusunda daha yumuşak bakarken, diğerleri bunun tam bir kadın hareketi olduğu konusunda hemfikir! Bu durumlar çoğu zaman müzikal tatta işleniyor. Aslında sistemin bileşenlerinin her koşulda aynı söylemleri tekrar ettiğini görüyoruz, polisin istismarcıyı koruması, mağduru suçlayıcı yaklaşımına kadar… Film, bir yandan duvarları yıkma konusunda o kadar esnek ve rahat ki, tartışan feminist gruplar bir anda kameraya dönüp bu filmi neden bir erkek yönetmenin çektiğini sorguluyor! Bu da iyi bir eleştirel nokta.

Ama yine de filmin en etkili anları dördüncü duvarın yıkıldığı anlar. Lelio o gece yaşadıkları ve sonrasında söylenenler konusunda bir zihin turu yaparken kendisine de acımasız davranabiliyor, hatta duygusal bir karmaşa içerisinde. Bir anda hareketin yüzü olarak bambaşka bir yere taşınırken, bir yandan kendi iç dünyasının trafiğini yönetmeye çalışıyor. Yönetmen bunu sıkıcı bir dil kullanmak yerine eğlenceli ve aktif bir müzikal dille anlatmaya çalışıyor. Yine de filmin kendisini bile eleştirdiği noktalara rastlıyoruz, zira protest bir film yapmak başlı başına bir zorluk. Ele aldığı konuyu hakkıyla anlatıp anlatamama meselesi filmin çeperlerini genişletse de her sese kulak vermeye çalışsa da ben filmin büyük ölçüde başardığını görüyorum. Değişim isteyenler ve direnenlerin olduğunu, bu savaşın asla bitmeyeceğini bir şekilde ortaya koyması açısından kıymetli bir yerde duracak.

Dalga, gençlerin dans ettikleri sahneleri de çok iyi yansıtıyor. Müzikler Mathew Harbert’e, koreografi Ryan Heffington’a ait. Dans sahnelerinde yüzden fazla performans sanatçısı üniversitede yöneticilerin duyarsızlıklarını protesto ediyor. Bu sahneler en az Lastesis’in performansları kadar etkili ve provakatif yansıyor!

Daha Fazlasını Göster