Bir Şairin Portresi: Çirkin, Parasız ve Yalnız
Yazar: İdil Hazal AcarAnkara Film Festivali’nin Galalar bölümünde gösterilmesinin ardından bu hafta vizyona giren Simón Mesa Soto filmi “Bir Şair” (Un Poeta) verimli bir ödül sezonu geçirdi. 78. Cannes Film Festivali’nin Un Certain Regard bölümünde kazandığı Jüri Ödülü’nün ardından Kolombiya’nın Oscar adayı oldu. Ülkemizdeki festival yolculuğunda ise 62. Antalya Film Festivali’nin uluslararası yarışmasında En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülleri’yle onurlandırıldı. Sadece kazandığı ödüllerle bile dikkat çeken film, gerçekten de 2025’in en unutulmaz filmlerinden biri.
Başka Sinema
Simón Mesa Soto, Cannes’ın yabancısı değil. Çektiği ilk kısa filmi "Leidi" ile 2014’te Altın Palmiye almış, ilk uzun metrajı "Amparo"yla ise festivalin 74. edisyonunda Critics’ Week bölümünde yarışmıştı. O günlerden bu günlere, yönetmenliğinin de hikayeciliğinin de üzerine daha fazlasını eklemiş. Karakteri Oscar Restrepo’yu (Ubeimar Rios) kadrajının merkezine koyarak ele aldığı şair portresi, çağdaş sinema tarihine iz bırakacak anti kahramanlardan biri. Üstelik filmin her iki başrolünün de profesyonel oyuncular olmadıklarını hesaba kattığımızda Soto’nun oyuncu yönetimindeki başarısı bir kat daha parlıyor. Trio Ramberget ve Matti Bye’ın müzikleri ise filmin atmosferine büyük katkı sağlıyor.
Dört bölüme ayrılan ve 16mm’lik grenli görüntülerle çekilen film, gençliğinde gelecek vadeden ama o günleri ardında bırakalı çok olmuş orta yaşlı Oscar’ın trajikomik hayatını izleyiciye sunuyor. Oscar, uzun zamandır yeni kitap çıkarmamış ve şiir dünyası içinde bir nevi alay konusu olmuş bir şair eskisidir. Bir zamanlar edebiyat ödülleri kazanmış, şimdi ise kırklarında, işsiz, boşanmış, annesiyle yaşayan ve içkiye sığınan bir adamdır. Ayrıldığı eşinden olan kızına babalık yapacak durumda değildir çünkü kendisi hala annesinin bakımına muhtaçtır. Film ilk yarıda karakter komedisi gibi akar: Kızına ulaşamayan, sarhoş olup sokaklarda yatan, davet edildiği bir kültürel etkinliği berbat eden, hayatta hiçbir şeyi yolunda gitmeyen bir adam... Her şey, kız kardeşinin artık iş bulmazsa annesinin evinde kalamayacağına dair yaptığı baskıyla değişir. Bahsedilen iş bir lisede felsefe öğretmenliğidir ve kız kardeşinin torpiliyle bulunmuştur. Oscar öğretmenlik konusunda gerçekten gönülsüz olsa da, kızının üniversiteye gidecek olması ve masraflara katkıda bulunma isteği bu fırsatı değerlendirmesini sağlar. Ve Oscar’ın lisede geçici öğretmenliğe başlamasıyla film başka bir yola girer. Sınıfında şiir yazmaya büyük yeteneği olduğunu fark ettiği öğrencisi Yurlady (Rebeca Andrade), Oscar’a yeni bir amaç verir. Yarım kalmış tüm edebi hayallerini genç kıza yükleyerek kendi geçmiş ihtişamını onda yeniden yakalama umuduna kapılır.
Oysa Yurlady, Oscar’ın ulvi hayallerini anlayabilecek entelektüel kapasitede ve duyarlılıkta bir kız değildir. Onun tek derdi okulu bitirip takma tırnakçı olmaktır. Fakat ailesinin paraya ihtiyacı olması ve Oscar’ın Yurlady’i şiir yarışmasına sokarak ödül kazandırabileceği konusunda verdiği güvenceler istemediği bir yola zorla çıkmasına neden olur. Oscar Yurlady’i, kendisinin de dahil olduğu edebi grubun prestijli şiir okuluna götürmeye başlar. Okulun yöneticileri, bağışçılar ve sanat çevresi, Yurlady’i el üstünde tutarlar. Çünkü o, fakir bir mahalleden gelen yetenekli siyahi kızdır. Yani harika bir reklam yüzü! Her biri, Yurlady’i kendi hikâyesine yamamak için yarışır. Onunsa tek istediği ailesine bakabilmektir ve şiir, görünürdeki tek çıkış kapısıdır.
Oscar ve Yurlady’nin ilişkisi tam da bu noktada güçlenir. İkisi de dünyayı kendi kodlarıyla okumaya çalışan iki kayıp ruhtur. Ama aynı zamanda ikisi de yanlış yerdedir. Oscar beceriksiz bir mentördür ve Yurlady ise şiire karşı tamamen kayıtsızdır. Yurlady’nin ödül aldığı gecede, Oscar’ın genç kızın biraz içki içmesine müsaade etmesi, bir dizi talihsiz olayın fitilini ateşler. Yurlady o gece bilincini kaybedecek kadar sarhoş olurken; yeltendiği her iş elinde patlayan Oscar’ın kızın ailesine, kendi ailesine, şiir okuluna ve çalıştığı liseye durumu açıklaması hiç de kolay olmayacaktır.
Komedi ve hüzün arasında gidip gelen filmde, görünürde bir şairin mutsuz hayatı anlatılırken bir noktadan sonra sanat kurumlarına, yaratıcı sınıfın sahtekârlıklarına ve yoksulluğun şekillendirdiği kaderlere dair sert ama eğlenceli bir hiciv yapılıyor. Soto, filmde geniş bir karakter yelpazesi ve çok sayıda olay sunuyor ve utanç komedisinden sıkça yararlanıyor... Sıradan olayların çok büyük sonuçlara yol açması, tüm karakterlerin fırsatçı yanlarını ortaya döker. Ve bütün bu karakterlerin içinde; çirkin görünümü, kirli saçları, kambur duruşu ve talihsizliğine rağmen, izleyici Oscar'ın tarafını tutar. Çünkü dünyayı parayla inşa eden "diğerleri"ne rağmen, onun tek derdi saf sanat ve iyi bir şair olabilmektir. Kısıtlı yeteneğiyle, dahil olduğu her kurumdan, hatta kendi ailesinden bile dışlanması hüzünlüdür. Diyebiliriz ki, Oscar kendi trajedisi içinde yetenekli değil ama tutkulu. Talihsiz ama iyi niyetli. Başarısız ama tamamen insan.
“Bir Şair” işte tam da bu yüzden unutulmaz bir film.
İdil Hazal ACAR