“Şatafatlı Bir Blockbusterın Gölgesi”
Yazar: Onur ÇakmakBazı filmler vardır ki onları salt perdeye yansıyan halleriyle değerlendirmek güçtür, hatta üretildikleri bağlamdan bağımsız okumak neredeyse imkansızdır. İşte Mısır-Suudi Arabistan ortak yapımı 7 Dogs tam da bu kategoriye giriyor. İlk bakışta uluslararası bir suç örgütünü ve onun ürettiği ölümcül bir sentetik uyuşturucunun Batı Asya’ya yayılışını konu alan yüksek tempolu bir aksiyon filmi gibi görünen yapım, aslında çok daha geniş bir resmin parçası: Suudi Arabistan’ın “Project 2030” adıyla da anılan son yıllarda kültür, spor ve eğlence alanlarında yürüttüğü küresel yeniden konumlanma projesinin sinemadaki en görünür vitrinlerinden biri.
Filmin öyküsünün, Suudi Arabistan Genel Eğlence Kurumu’nun başındaki Turki Alalshikh tarafından geliştirilmiş olması, bu bağlamı daha en başından belirgin hale getiriyor. Yalnızca bir yapımcı ya da fikir sahibi değil, devletin eğlence ve kültür politikalarının merkezindeki isimlerden biri olan Alalshikh’in projeye doğrudan dahil olması, 7 Dogs’u mega bütçeli bir aksiyon seyirliği olmaktan çıkarıp, kurumsal bir vizyonun uzantısına dönüştürüyor. Bu yönüyle film aynı zamanda belirli bir ülkenin küresel eğlence endüstrisinde kendine yer açma stratejisinin sinemadaki karşılığı olarak da okunabilir. Mevcut konjonktürde söz konusu ülke, Muhammed bin Salman ve Alalshikh isimleri bir araya gelince bu motivasyon elbette akla “artwashing” yani sanat aracılığıyla itibar temizleme refleksini de getiriyor.
Turki Alalshikh
Bu stratejinin üretim düzeyindeki karşılığı oldukça net: Riyad’da kurulan yeni stüdyolar, devlet destekli çekim izinleri, uluslararası ekiplerin projeye dahil edilmesi ve Hollywood standartlarına açık referanslar. Adil El Arbi ve Bilall Fallah gibi, daha önce Bad Boys evrenine son 2 filmle dahil olup küresel ticari başarı yakalamış bir yönetmen ikilisinin projeye dahil edilmesi de aynı motivasyonun bir parçası. Aynı şekilde 87Eleven gibi John Wick serisinin dövüş koreografisini şekillendiren bir ekibin varlığı, filmin aksiyon dilinin bilinçli biçimde “küresel standart” üzerine kurulduğunu gösteriyor.
Zira filmle ilgili faş edilen detaylardan biri de bir prodüksiyon başarısı üzerine kurulu: Guinness Rekorlar Kitabı’na giren büyük ölçekli bir patlama sahnesi. Filmin vizyon öncesinde bile senaryo ya da karakterlerden ziyade bu tür teknik göstergelerle anılması, niyetine ve öncelik sıralamasına dair bir şeyler söylüyor. 7 Dogs, dramatik bir yapı kurmak ve ortaya doygun bir seyirlik çıkarmak derdinden öte, teknik kapasitesini sergilemeye odaklanan bir gösteri olarak konumlanıyor.
Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak film, sürekli hareket halinde olan ama dramatik derinliği sınırlı bir yapıya dönüşüyor. Bu janradaki filmlere aşina bir izleyici için zayıf senaryo, klişe diyaloglar ve yüzeysel karakter yazımı belki büyük bir sorun değildir ve aslında bu tercihin yan ürünü gibi duruyor olabilir. Yönetmenlerin basitçe “video oyunu ritmi” olarak tarif edilebilecek bir tempo hedeflemesi aksiyon sahnelerini dinamik kılarken, karakterlerin duygusal gelişimine alan bırakmayan bir anlatı yapısı yaratıyor. Bu nedenle film, bir noktadan sonra ardı ardına dizilmiş set-piece’ler üzerinden ilerleyen bir deneyime dönüşüyor.
Buna rağmen 7 Dogs’un etkisi tamamen yadsınabilir değil. Yönetmenlerle Bad Boys’ta birlikte çalışan Robrecht Heyvaert idaresindeki görüntü yönetimiyle; prodüksiyon tasarımı ve aksiyon koreografisiyle, özellikle bölgesel sinema üretimi içinde dikkat çekici bir ölçek hissi yaratıyor. Ancak bu teknik başarının anlatının lüzumsuzca cilalanmasından başka bir işlevi yok.
Filmin etrafında oluşan duyumlar da en az kendisi kadar dikkat çekici. Set sürecine dair oyuncu Giancarlo Esposito’nun çekimler sırasında İslam’ı seçtiği haberi gibi dolaşıma sokulan bazı hikayeler, uluslararası yıldız kadrosu ve projeye atfedilen bazı iddialı söylemler, yine filmin kendisini aşan bir imaj üretimine işaret ediyor. Oyunculuklardan bahsetmişken; uluslararası yıldızlardan oluşan geniş kadro, filmin en görünür ikinci kozu sayılabilir. Mısırlı oyuncular Ahmed Ezz ve Karim Abdel Aziz, senaryonun merkezindeki çatışmayı taşıyan iki karakter olarak dramatik omurgayı kurmaya çalışırken, Monica Bellucci karakterine kattığı stilize katmanla hikayenin küresel suç ağı ayağını güçlendiriyor. Ancak film, güçlü isimleri bir araya getirmesine rağmen karakter derinliği açısından aynı dengeyi kurmakta zorlanıyor.
Salman Khan ve Sanjay Dutt gibi Bollywood yıldızlarının aksiyon sahnelerindeki varlığı, filmin doğrudan “küresel izleyiciye oynayan” yapısını desteklerken; Max Huang, Giancarlo Esposito ve diğer uluslararası oyuncular daha çok set-piece düzeyinde işleyen, dramatik olarak sınırlı alanlara hapsolmuş görünüyor. Oyuncu kadrosunun genişliği ve çeşitliliği etkileyici olsa da film bu potansiyeli karakter ilişkilerini geliştirmek yerine aksiyon ritmini güçlendirmek için kullanmayı tercih ediyor.
Son kertede 7 Dogs, yalnızca bir film değil; sürekli olarak kendi büyüklüğünü, etkisini ve uluslararası iddiasını yeniden üreten bir endüstriyel gösteriye dönüştürmüş. İnsan hakları örgütlerinin Suudi Arabistan’ın kültürel yatırımlarını “imaj aklama” tartışmaları bağlamında değerlendirdiği bir zeminde, film de kaçınılmaz olarak bu tartışmanın parçası haline geliyor. Buradaki çıktı bir aksiyon filminin iyi ya da kötü olması değil; tarih boyunca propaganda aygıtı olarak kullanılmasının yabancısı olmadığımız sinemanın, devlet destekli büyük ölçekli bir “yeniden markalaşma” sürecinde bir araç olarak nasıl konumlandığı.