Hesabım
    Veda
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,5
    İyi
    Veda

    Veda

    Yazar: Ali Ercivan
    Can Dündar'ın Mustafa'sından rencide olan Kemalist kesim, bu ilkbaharda iki ayrı Atatürk filmiyle karşı atağa geçiyor. Bunlardan ilki, oldukça yüksek bir bütçeyle çekilmiş olan Veda. Filmin hitap ettiği kesim de düşünülerek, proje Zülfü Livaneli'ye teslim edilmiş. Uzun zamandır bir sinema filmi yapmamış olan Livaneli, Salih Bozok'un bakış açısından Atatürk'ün hayatını anlatan bir film ortaya çıkarmış.

    Atatürk'ün hayatını, ölümünden önceki son iki saat içinde tüm hayatını oğluna yazdığı bir veda mektubu vesilesiyle gözünün önünden geçiren Salih Bozok aktarıyor bize. Yapı olarak düzgün kurulmuş, filme dinamizm de sağlayan bir yöntem bu. Görüntü yönetimi, dekor ve kostüm çalışmaları da oldukça başarılı filmin. Daha ilk dakikalarda, koma halinde yatmakta olan Atatürk'ü ilk gördüğümüzde, filmin bize tüyler ürpertici bir gerçeklik duygusu yarattığını da söyleyebiliriz. Hemen ardından Atatürk'ün çocukluğunu anlatan blok da başarıyla kotarılmış denebilir.



    Ama işte söylenebilecek tüm olumlu sözler burada tükeniyor. Atatürk'ün gençlik yıllarına geldiğimizde, o ezbere bildiğimiz "birdirbir oynarken eğilmeyi reddettiği ve tüm çocukları askercilik oynamaya ikna ettiği" sahneyle beraber dökülmeye başlıyor Veda. Birbiri ardına gelen klişeler, resmi tarih hikayeleri ve giderek ağdalı bir pembe dizi havası hakim oluyor filme. Atatürk-Fikriye-Latife Hanım üçgeninde açıkça taraf tutan Livaneli, bütün suçu bir Yalan Rüzgarı kötü kadınıymışçasına çizdiği Latife Hanım üzerine atarak, filmin o pembe dizi çizgisine de tavan yaptırıyor.

    Üzülerek söylüyorum ki, bütün bunlar filmi gülünç bir noktaya çekiyor. Issız Adam benzeri bir film izlermiş gibi bu filme de ağlayan kadın seyirciler olduğunu basın gösteriminde bile fark ettik. Ama bir Atatürk filminin üslubu bu olmamalı. Son derece amatörce çekilmiş bir iki savaş sahnesi dışında, Veda, tarihi dönüm noktalarının hiçbiriyle ilgilenmiyor. Cumhuriyet'in kuruluşu, Kurtuluş Savaşı mücadelesi ya da inkılaplar bu filmin öncelikli derdi değil. Mustafa Kemal'in insani yönüne odaklanmaya çalışırken ise, yine ilahlaştırma tuzaklarına düşülüyor. Bu çabanın kimi zaman ters tepebildiği fark edilmeden...

    Filmdeki tek muharebe sahnesi olan Çanakkale Savaşı ise son derece amatörce gerçekleştirilmiş. Türk askerleri siperlerinden çıkıp saldırıya geçtiği anda, siperin hemen önüne dizilmiş fünyelerin sırayla patlaması mesela... Filme konulması nasıl onaylanmış olabilir böyle bir planın?



    Zülfü Livaneli, belli ki birçok konuya da cevap verme zorunluluğuyla hareket etmiş filmini yaparken. Can Dündar'ın Mustafa'sında gösterdiği birçok şeye kendi durduğu noktadan yanıtlar vermeye çalışmış. Ya da Ermeni tehcirine karşı Balkan Göçü'nü koymuş filmine; biz de yaşadık bunları der gibi...

    Aşırı romantize ve idealize edilmiş bu projenin içinde, oyuncuların performanslarının da ağdalı ve teatral olmasına şaşmamak gerek. Yine de Salih Bozok'u canlandıran Serhat Mustafa Kılıç, Fikriye'yi canlandıran Özge Özprinçci ve Atatürk'ün çocukluk yıllarını canlandıran Kaan Olcay övgüyü hak ediyorlar. Latife Hanım rolündeki Ezgi Mola ise, kendisine yazılan karikatürize rolün kurbanı oluyor ne yazık ki. Yoksa kendisi fizik olarak yeni bir Türkan Şoray olma potansiyeline sahip, yetenekli bir oyuncu.

    Herhalde Veda'yı, Atatürk'ün sadece kusursuz bir ilah olarak gösterildiği filmler talep eden koyu Kemalist bir izleyici kitlesine tavsiye etmek gerekir. Ama doğrusu, filmin pembe dizi duyarlılığından bu kitlenin bile memnun kalacağını sanmıyorum.
    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top