En Değerli Hediye
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
En Değerli Hediye

Meşakkatli ve uzun bir yolculuk!

Yazar: Banu Bozdemir

Jean-Claude Grumberg'in (Hazanavicius’un babasının arkadaşı olduğu söyleniyor) aynı adlı öyküsünden uyarlanan En Değerli Hediye / The Most Precious of Cargoes, Michel Hazanavicius'un ilk animasyon filmi. Neredeyse gençlik çağlarından beri çizim yapan Fransız yönetmen basit bir hikaye anlatımıyla sıradan hatta silik karakterleri samimi bir biçimde ele alıyor, hem de dijital ve modern çizimleri elinin tersiyle iterek, gravür tarzı bir çizimle hikayesinin özümsenmesini kolaylaştırıyor. Filmin stili ve yönetmenliği sıradan, karakterler belirsiz yüz hatlarıyla cansız birer karton gibi görünüyor ama bu hikayenin duygusal akışına engel değil! Sessiz, siyah beyaz bir film yöneterek (Artist) Oscar kazanan yönetmenin yine kelimelerden çok görselliğe odaklanması ve başarılı olması tesadüf değil.

Studiocanal

Polonya’da uçsuz bucaksız bir ormanda geçen, oduncu ve oduncunun karısının hikayesi kadar uzun olacak bir süreci kapsayan hikayede yoksulluk içinde kıvranan çift savaşın sona ermesini ve güzel günlerin gelmesini bekler. Kadının tek dileği vardır, o da bir çocuk sahibi olmak! Ormanın içinden geçen kara tren her gün onlarca Yahudi’yi kamplara taşır, kadın bundan habersiz trenden kendi paylarına bir şey düşmesini umar. Tren onlara bir bebek sunar. O bebek kampa çocuklarıyla birlikte gönderilen bir babanın ikiz çocukları arasında seçim yaparak, birisini ormanın bilinmezliğine yollamasıyla oluyor, belki hayatta kalır diye! Bir nevi Sophie’s Choice’daki gibi bir durum yaşanıyor. Ama yazarın başından geçmiş bir olay olma ihtimali de çok güçlü!

Filmin güçlü yanlarından biri de seslendirmesi! Çok klasik bir hikaye başlangıç ("Bir zamanlar bir ormanda bir oduncu ve karısı yaşarmış.") sözüyle başlayan ve seyirciyi daha ilk dakikasında bağlayan şeylerden biri de Jean-Louis Trintignant’ın sesi oluyor. Hazanavicius, hasta olup görme yetisini kaybeden oyuncunun sesini öngörülü davranıp kaydederek onu filminde ölümsüz kılmış!

Filmde Yahudiler Kalpsizler olarak geçiyor, Yahudi kelimesi hiç geçmiyor, Nazi kelimesi de kullanılmıyor filmde. Neden kalpsizler denmiş onu anlamlandırmakta zorlansam da, zamanın ruhu diyeceğim ve İsrail yönetiminin geldiği konum itibariyle bu tanıma uygun hale geldiklerini üzüntüyle gözlemliyoruz! O yüzden Yahudi soykırımını anlatan holokost filmlerin duygusunun azaldığını düşünüyorum! Bu anlamda En Değerli Hediye’yi başka bir yere koyacağım, bir çocuğun hayatı ve onu yaşatmak için her şeyi göze alan yoksul bir ailenin dramı olarak göreceğim! Çünkü bu küçük kızın varlığı birçok insanın hayatına dokunuyor hatta altüst ediyor ve iyi ile kötü kavramlarının sorgulanmasına olanak tanıyor! Diğer oduncular aileye düşmanca davranırken, yüzü yara almış eski bir Rus askeri komşu ise kadına odun karşılığında keçi sütü veriyor, hikayenin büyük bir kısmı bu şekilde, gizli kapaklı bir çocuğun büyümesi olarak devam ediyor. Film sözsel olarak kalpsizlerin bir kalbi var eğilimini görsel olarak devam ettirmiyor, toplama kampının bilindik görüntülerini, çizgili pijamalar, gaz odalarının bacaları ve açlıktan bir deri bir kemik kalmış bedenleri gözümüzün önüne getiriyor!

Nice sonra evlat edinilen kızın maceralarını ve babasının toplama kampındaki acısını paralel olarak takip etmeye başlıyoruz, iyi ve kötünün insanı getirdiği hali en açık şekilde görüyoruz. Bir yandan da bu hikayeyi neden animasyon olarak çektiğini algılamak lazım. Beşir'le Vals, Persepolis filmleri gerçeklikten ilham alan yapımlar, hikaye değiller. Bu da kısmen öyle. Hazanavicius hikaye anlatmanın edebiyat için neyse, animasyonun da sinema için aynı şey olduğunu söylüyor ve iyi bildiği iki şeyi harmanlıyor.

Öykünün evrensel boyutu önemli. Zamansız karakterlerle, insancıl temaları öne çıkarırken, oduncuyu da en güzel değişim karakteri olarak en başa tutturuyor. Filmin mesajı bildik, ama insan yine de hırpalanmış olarak çıkıyor bu uzun ve meşakkatli yolculuktan…

Banu BOZDEMİR

Daha Fazlasını Göster