Hesabım
    Sevda Mecburi İstikamet
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    3,5
    İyi
    Sevda Mecburi İstikamet

    “Sulu zırtlak filmlerimizden biri değil bu, hayata tosladık!”

    Yazar: Özden Sevgi Diler

    En son beş yıl önce “Bizi Hatırla” filmiyle bir baba – oğul hikayesi sunan Çağan Irmak, bu kez bir baba – kız hikayesi ile karşımızda. “Sevda Mecburi İstikamet”, yönetmenin imzasını attığı işlerden aşina olduğumuz neredeyse her şeyi taşıyor. 1970’ler ve Yeşilçam nostaljisi ile bir aile dramını harmanlayan film, Irmak’ın seyirciden mutlaka almak istediği gözyaşları için gereken melodramatik altyapıya sahip.  

    Selçuk Yöntem’in canlandırdığı Selim Erensoylu, 1970’lerde Yeşilçam’ın parlayan yıldızlarından biridir. Günümüzde o eski parlak günlerinden eser kalmamış olsa da gençliği, yani büyük film artisti Selim Erensoylu (Kubilay Aka) her zaman zihninde onunla beraberdir. Selim’in hayatının önemli anlarını, filmin başında bir montaj sekansıyla görüyoruz. Artist yarışmasında birinci olup Ses dergisinin kapağına çıkması, oynadığı Yeşilçam filmlerinin afişleri, rol arkadaşı Sevda’yla evlendiklerini söyleyen gazete sayfaları birbiri ardına perdeye yağıyor. Her ne kadar ekonomik bir hikaye anlatımı sağlasa da bu sekans bir noktada saatlerce süren bir slayt gösterisi gibi hissettiriyor. Neyse ki film bundan sonrasında, günümüzle geçmişi birbirine bağlarken daha pürüzsüz geçişler sunuyor.

    Selim, Sevda’nın (Sevda Aktolga) vefatının ardından, bu zamana kadar hayatında olmadığını anladığımız, otizmli kızı Suna’yla (Selin Şekerci) geç kalmış bir baba kız ilişkisi kurmak istiyor. Ancak hâlihazırda zor olan bu durum, Suna’nın hayatı algılayış biçimi yüzünden daha da zorlaşıyor. Gençliğinin hayaletinden “bu yaştan sonra baba mı olacaksın?” diye azar işiten Selim, Suna’nın bakıcısı Fatoş (Günay Karacaoğlu) ile didişe didişe kızını tanımaya başlıyor. Selim’in, Suna’nın kameraya olan sevgisini keşfetmesiyle birlikte, ilişiklerindeki ilk dönüm noktası yaşanıyor. Yıllanmış aktör Selim Erensoylu, bu kez kızının rejisörlüğünde hayatının filmini çekmek için, “kendisi olmak” üzere işe koyuluyor.

    Baba ve kızı, Selim ve Sevda’nın geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarken, hem bu büyük aşkın nasıl başlayıp ilerlediğine tanık oluyor hem de küçük çaplı bir Yeşilçam tarihi izliyoruz. Zira Selim’in ve tüm ailenin hayatında; Yeşilçam’ın 1970’lerin sonuna doğru ihtişamını kaybetmesinin, film üretiminin duracak noktaya gelmesinin, çıkmaza giren yıldızların 1990’larda özel kanalların açılmasıyla yeniden kendilerini gösterme şansı elde etmesinin etkisi çok büyük. Filmin geriye dönüşlerinde, Jön Selim rolündeki Kubilay Aka’ya, genç Sevda olarak Elif Ceren Balıkçı eşlik ediyor ve yavaş yavaş sır perdesi aralanıyor. İki film yıldızının filmleri aratmayan aşkı, Sevda'nın deyimiyle "gerçek hayata tosladıklarında" büyük bir sınav vermek zorunda kalıyor. Biz de bu arada, hayatı kamerası aracılığıyla deneyimleyen Suna’yla birlikte hikayenin eksik parçalarını tamamlayarak, duygu yüklü finale doğru ilerliyoruz.

    “Sevda Mecburi İstikamet” Yeşilçam’ı yalnızca bir arka plan hikayesi olarak kullanmıyor, anlatısal anlamda da onunla özdeşlik kuruyor. Filmin bariz melodramatik yapısı bir yana; Sevda, fedakarlığı ve sonsuz affediciliğiyle Yeşilçam’ın klasik melodram kadınlarından biri olarak, “senin annen bir melekti yavrum” klişesiyle özetlenebilecek bir yerde duruyor. Bu filmde Sevda biraz odak noktasının dışında, kabul, ancak yine de tüm yaşananlar karşısında öfke gibi insani bir duygu görmek istiyor insan bir noktada. Bu konuda imdada, Günay Karacaoğlu’nun başarılı performansıyla Fatoş yetişiyor ama bu da filmin içinde eriyip gidiyor.  Yeşilçam’a bu kadar dalmışken, aklıma ister istemez 1978 tarihli “Sultan” filminden bir sahne geliyor. Başrolünü Türkan Şoray’ın üstlendiği filmde, mahallenin bütün kadınları toplanıp sinemaya giderler. Adile Naşit’in karakteri filmin afişine bakar ve şöyle der: “Bayağı acıklı galiba, iyi iyi çok ağlayacağız!” Dönem ve şartlar değişse de yerli film seyircisinin duygusal hikayeleri, yeri geldiğinde ağlamayı hala çok sevdiği su götürmez bir gerçek. Neredeyse tüm filmleriyle bu talebe karşılık veren Çağan Irmak, “Sevda Mecburi İstikamet"le de aynı yolda ilerliyor. Ancak, dramatik dozu yer yer abartılmış olsa da, film bundan daha fazlasını veriyor.  Bir babanın kızıyla iletişim kurmak için çıktığı yolda, hayatın gerçekleriyle sınanan masal gibi bir aşkın çetrefilli dönemeçlerinden geçip, bir yıldızın yükseşine ve düşüşüne, iç hesaplaşmalarına tanık oluyoruz. Pişmanlıklarla, affedilmek için verilen çabayla örülü bu hikaye, Teoman'ın film için bestelediği şarkıyla taçlanırken, Yeşilçam sevdalılarının yüzüne de bir gülümseme konduruyor. Sonuçta "Sevda Mecburi İstikamet", kusursuz olmasa da izlemeye değer bir film olarak Çağan Irmak filmografisinde yerini alıyor. 

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Yorumları göster
    Back to Top