Davet
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Davet

“Sırları ve Sınırları Zorlayan Bir Davet”

Yazar: Onur Kırşavoğlu

Olivia Wilde’ın yönetmen koltuğunda oturduğu The Invite (Davet), sinema tarihinin en eski ve en garanti alanlarından biri olan tek mekan anlatısını kullanıyor ve "akşam yemeği felaketleri" ya da "ilişki yüzleşmeleri" alt türüne taze bir soluk getirme iddiasıyla yola çıkıyor. İspanyol yapımı, Cesc Gay yönetimindeki Sentimental filminden uyarlanan yapım, dört kişilik dar bir kadroyu tek bir mekâna kapatıp insan ilişkilerinin, bastırılmış arzuların ve orta yaş krizlerinin röntgenini çekiyor. Wilde, Booksmart ile yakaladığı o dinamik, taze ritmi ve Don't Worry Darling’deki görsel iddiayı bu kez daha minimalist bir kulvarda harmanlamayı deniyor. Film birçok dal için şimdiden Oscar tahminlerinde de yer alıyor. Özellikle, Seth Rogen, Olivia Wilde, Penélope Cruz ve Edward Norton’dan oluşan oyuncu kadrosu için ödül sezonu hareketli geçebilir.

A24

Film, uzun yıllardır birlikte olan, ilişkileri zamanın ve rutinlerin çarkları arasında yıpranmış Angela ve Joe çiftinin odağında açılıyor. Çiftin monotonlaşan evliliği, komşuları Lucy ve David’i akşam yemeğine davet etmeleriyle kırılma noktasına geliyor. Yan daireden gelen tutkulu, gürültülü ve sınır tanımayan seslerin kaynağı olan bu "üst komşular", Angela ve Joe için hem bir merak hem de içten içe duyulan bir kıskançlık nesnesidir. Yemek masası kurulup kadehler kaldırıldığında, davetin gerçek amacı yavaş yavaş ortaya çıkar: Yan komşular, sadece komşuluk ilişkilerini pekiştirmeye değil, masadaki çifti kendi özgür, kuralsız ve tabusuz dünyalarına davet etmeye gelmiştir. Bu "davet", Angela ve Joe’nun yıllardır halının altına süpürdüğü ne varsa ortaya dökülmesine zemin hazırlar.

Wilde, tek mekân klostrofobisini görsel bir avantaja dönüştürmeyi başarıyor. Kameranın ev içindeki süzülüşü, karakterlerin birbirleriyle kurduğu güç dengelerini ve mesafeleri harika bir şekilde mimarlığa entegre ediyor. Dairenin şık, steril ve duygulardan arındırılmış mimarisi, Angela ve Joe’nun duygusal olarak ne kadar donmuş ve mesafeli bir noktada durduğunu simgelerken; davetlilerin odaya girmesiyle birlikte renk paleti ve ışık kullanımı ısınmaya, hatta yer yer tekinsizleşmeye başlıyor. Wilde’ın rejisindeki en güçlü taraf, mizahın hemen altında yatan o keskin trajediyi ne zaman yükseltip ne zaman dizginleyeceğini bilmesi. Komedinin dozajı yükselirken bile karakterlerin gözlerindeki o kırılganlık ve yetersizlik hissi kaybolmuyor.

Oyunculuk performansları, filmin motor gücünü oluşturuyor. Tek mekan işlerinde senaryo ne kadar iyi olursa olsun, oyuncuların birbirleriyle yakaladığı kimya zayıfsa bina çöker. The Invite bu sınavı alnının akıyla geçiyor. Ev sahibi çiftin arasındaki pasif-agresif gerilim, her jestte, her yarım kalmış cümlede ve bakışta kendini hissettiriyor. Yılların getirdiği bıkkınlık ile hala kopamamış olmanın getirdiği o garip bağı son derece gerçekçi bir tondan yansıtıyorlar. Karşı tarafta ise kuralsızlığı ve tutkuyu temsil eden diğer çift, hikayeye sadece erotik bir gerilim değil, aynı zamanda felsefi bir sorgulama katıyor. Ancak film, bu iki çifti "bastırılmış burjuva" ve "özgür ruhlar" şeklinde ucuz bir dikotomiyle ayırma hatasına düşmüyor; aksine ilerleyen dakikalarda özgürlüğün de kendi içinde ne tür bağımlılıklar ve çatlaklar barındırdığını incelikle soyuyor.

Filmin metin düzeyindeki en büyük başarısı, cinselliği bir tabu ya da sadece şok unsuru olarak kullanmak yerine, karakterlerin birbirlerine söyleyemediği hakikatlerin bir kaldıracı olarak konumlandırması. Akşam yemeği ilerledikçe masadaki tartışma "yatak odasından" çıkıp; yaşlanma korkusuna, hayal kırıklıklarına, mesleki başarısızlıklara ve "Biz ne zaman bu insanlara dönüştük?" sorusuna evriliyor. Bu anlamda film, klasik bir ilişki komedisinden ziyade, modern bireyin yalnızlığına ve partnerine yabancılaşmasına dair keskin bir hicve dönüşüyor.

Tabii ki filmin aksayan yönleri de yok değil. İkinci yarının ortalarına doğru ritmin zaman zaman tıkandığı, senaryonun aynı duygusal duraklar etrafında bir-iki tur fazladan attığı hissediliyor. Orijinal metnin teatral yapısı, Amerikan uyarlamasına aktarılırken bazı diyalogların fazla "yazılmış" ve steril durmasına neden olabiliyor. Yine de Wilde’ın tempolu kurgusu ve oyuncuların yüksek enerjisi bu sarkmaları çabuk topluyor.

The Invite, ilişkilerin en karanlık, en karmaşık ve anlatılması en zor alanlarına cesaretle temas eden, bunu yaparken de seyircisini eğlendirmeyi ihmal etmeyen dinamik bir yapım. Olivia Wilde, yönetmenlik kariyerinde olgunlaşma dönemine girdiğini, büyük bütçeli dramalardan veya gençlik komedilerinden sonra böyle dar alanda paslaşmayı gerektiren psikolojik/mizahi işlerin de altından rahatlıkla kalkabildiğini kanıtlıyor. Modern evliliklerin şifrelerini çözmeye çalışan, yüzleşmekten korktuğumuz arzuları masaya yatıran ve finalinde seyircinin zihninde lezzetli bir tortu bırakan, rejisi sağlam bir "akşam yemeği" anlatısı var karşımızda.

Daha Fazlasını Göster